Lider sultasından 1980 öncesinde de şikâyet edilirdi. Milletvekilleri tarafından... Ancak yüzde 5''i partilerin genel idare kurulu (genel başkan diye okuyabilirsiniz), yüzde 95''i illerinde ön seçmenlerce seçilen milletvekillerinin bir kısmı, bazen çoğu, seçim bitince Ankara''ya gelir, genel başkanları ile tanışırlardı.
Ön seçmen denen delege sayısı her parti için her ilde bin civarında idi. Bunlar, aday adaylarını oylar, aday listeleri, verilen oy sayısına göre sıralama ile oluşurdu. Milletvekilleri, ön seçmenlerin baskısından da yakınırlardı. Bu sistem, hatasıyla sevabıyla işledi. 1980''e yaklaşılırken, ön seçmenler içinde delege ağaları türedi ve bunların milletvekili adaylarından para aldıkları duyuldu. Önceki seçimlerin demokrasi ideali ve heyecanı kalmamıştı.
Bugün bu şekilde bir ön seçim tavsiyeye şayan değildir. Pekiyi adayları Genel Merkez mi sıralasın? Bunun antidemokratik bir tarafı yok. Birçok seçkin demokraside böyledir. O zaman ayyûka çıkan ve sonunda Cumhurbaşkanımızca da ifade edilen şikâyetlerin sebebi nedir?
Sebep, 1983''ten bu yana listelerin çok ağırlıklı şekilde genel başkanlarca şahsen yapılmasıdır. Bu listeler, çok şahsî ve epey çarpık değerlendirmelerle düzenlendi. İstisnalar kuralı bozmaz. Fakat bütün partiler, alacakları oylara dehşetli zarar veren listeler düzenlemekte âdetâ biribiriyle yarıştı. Kayıplar eşitlendi, halkoyu zedelenmedi. Zira demokrasilerde oylar partilere ve liderlerine verilir. Hele büyükşehirlerde, listelerde yazılan isimler çok ağırlıklı değildir. Kaldı ki, bütün demokrasilerde parti disiplini ve genel başkan otoritesi şarttır. Demokrasi, partilerde ve mecliste anarşi demek değildir. Ancak genel başkanın şahsî ve millî tutumunda bozukluk olmamalıdır.
Her milletvekiline bir seçim yöresi esasına dayanan dar bölge sistemine gelince, Türkiye için kesinlikle tavsiye etmem.
Seçim ve partiler yasalarımız, hemen çalışmaya başlanarak, mutlaka düzeltilmelidir. Her zaman daha iyisini, en az sakıncalısını aramak gerekir. Fakat asıl aksaklık, müdahalelerin büyük partileri parçalamasından ve ülkemizde Batı''daki gelenekli, derin geçmişli, tecrübeli partilerin oluşamamasından kaynaklanıyor.
Bütün bu mütalaalar, bugünki Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin millî iradeyi aksettirmekte veya demokratik yapıda kusurlu bulunduğu mânâsında yorumlanamaz.

