Kaydet
a- | +A

Türkiye''nin bir yerlere itilmek istendiği artık apaçık ortaya çıktı. Bunu göremiyen kişiye ben değil Devlet adamı, politikacı bile demem.

Dış mihraklardan gelen bir kısmı mantık dışı, bir kısmı gerçeklere dayansa da maksatlı ithamlar, Türkiye''nin saygınlığını zedelemeyi hedefliyor. Her tarafla ihtilâflı Türk Devleti, yalnız başına bırakılmak isteniyor. İnsan hakları, demokrasi, milletlerarası hukuk, dış anlaşmazlıklar konularını bir türlü çözememiş olmamız, hattâ bizi hizaya getirmek heveslerini bile körükledi.

Türkiye, içeriden de karıştırılıyor. Tipik örneği, Diyarbakır suikastidir. Birden patlatılan finans krizidir.

Atalet, durgunluk, tereddüt, cesaretsizlik içindeyiz. Elimizi çabuk tutamıyoruz. Çağdaş tempodan haberimiz bile yok. Gelişmeleri öngöremiyoruz. İncir çekirdeğini doldurmaz meselelere takılıp kalıyoruz. Büyük çözümleri kalın kafalı, dünyayı bilmez adamlara havale ediyoruz. Çalıp çırpma alanında rekorlara tırmanıyoruz. PKK savaşında oluşan çok büyük rantları sürdürmek isteyenleri engelliyemiyoruz.

Bundan dolayı dış mihraklar, Türkiye üzerinde oyun oynıyabilecek zemini ve cesareti buluyorlar. Türkiye''yi Avrupa düzeni dışına atmak harekâtına girişen devletlerin, -maksatlar biribirine aykırı olsa da- içimizde çok müttefiki mevcuttur.

Bir otorite boşluğu var ki, böylesi 20. yüzyıl tarihimizde hiçbir rejimde görülmedi. Bunun ne demek olduğu âşikârdır.

Devlet reformu yapamadık. Anayasa Mahkemesi Başkanı, Yargıtay Başkanı gibi hukuk otoriteleri yeni bir sivil anayasa diye bas bas bağırdılar. Millî iradenin seçilmiş temsilcilerini etkilemedi. Yürütmenin, atanmış kurumlarla teması yetersiz kaldı. Bürokratlar yeterince çalıştırılamadı. Partiler arası, hattâ koalisyon partileri arasında ilişkiler kifayetsizdir.

Nisan, Mayıs diye lâflar edilmeye başlandı. Mânâsını bilmiyorum. Ancak söyliyenlerin bir kısmının baharda ümitlerin yeşermesini, bir kısmının ise aksine dibe vurmasını beklediklerini seziyorum. İkinci ihtimal, erken seçim demektir.

ÖNE ÇIKANLAR