Ahmet Taner Kışlalı cinayetinin Türkiye''nin hem içeride, ama bilhassa hem dışarıya karşı imajını bulandırmak için işlendiğine şüphemiz yoktur. 20 gün sonra İstanbul''da Dünya demokrasilerinin liderleri toplanacaklar. Ondan bir ay sora da Finlandiya''da Türkiye oylanacak. Bu yolların kesilmesi için eylem yapıldığı âşikârdır. Korkumuz, önümüzdeki müddet içinde, aynı türden Türk''ü küçük düşürmeye, Türkiye''nin iyi yönetilemediğine yönelik fiillerin devamıdır.
Acaba Türk Devleti, bu cinayeti aydınlatarak, icra edenlerin hiç beklemedikleri bir sürprizle bizi sevindirir mi? Aydınlatmaktan maksadımız, bombayı koyanların değil, koyduranların şüphe bırakmayacak şekilde teşhisidir.
Eylemin, İslâm''ı teröre dayalı bir din şeklinde göstererek en büyük günahı işleyen teokrasi hayalindeki örgütlerden birinin eseri olup olmadığı üzerinde çok düşündüm. Bana zayıf ihtimal gibi geldi. Bu, daha güçlü bir mihrakın eseri görünüyor.
Hiç unutulmamalıdır ki, eninde sonunda Türkiye''nin dahil olacağı Avrupa Birliği''ne girmemizden endişelenen devletler vardır. Hem Avrupa''da hem Asya''da... Türkiye''nin dokunulmaz, üzerinde oyun oynanmaz, güçlü bir çizgiye yükselmesi, işlerine gelmez.
Bizde de bir takım zümrelerin Avrupa Birliği''nden tedirgin olabilecekleri tabiidir. Aksini düşünmek saflıktır.
Dünki cenazede CHP''nin ağırlığı vardı. Hürriyet Gazetesi, Prof. Kışlalı''nın CHP''ye girmek üzere bulunduğunu yazdı. Cumhurbaşkanımız, TBMM Başkanı ve Başbakan için slogan atan bir grubun varlığı, hâlâ kızıl bayrak açılabildiğini ve CHP''nin bu zümreden yakasını kurtaramadığını gösterdi. Türk devletinin en yüce makamlarının küçültülmeye çalışıldığı açıktır.
Alçakça bir suikastin sonunda oluşan cenaze töreninde daha epey dikkate değer husus vardı. Ama Genelkurmay Başkanı''nın emriyle Ankara garnizonundaki 3.000 subay ve astsubayın blok hâlinde bulunmaları, en düşündürücü tabloyu oluşturdu.

