Kaydet
a- | +A

Vay bee, tam 11 yıl olmuş!

Galatasarayımız bir kez daha Fransız Monaco ile eşleşince, eski hâtıralarım canlandı. Yıl 1989... Önce Avusturya''dan Rapid''i, sonra unutulmaz bir maç sonrasında İsviçre''den Necuhatel''i elemişiz. Heyecanla çeyrek finaldeki yeni rakibimizi bekliyoruz! Kuralar çekiliyor; Monaco!.. Off anam of! Kadrolarına bakınca, saçlarım kafamda yukarı doğru dikildi: Hataley, Ettori, Hoddle, Amoros, Weah, Fofana, Djorkaeff, Sonor...

MAÇI TERKEDECEKTİM Heyecanla Monaco''ya gittik.

Öyle bir otel ayarlanmış ki bize, tepede bir yer. Rüzgardan sallanıyor sanki. Üç gün kaldık burada...

Maçtan bir gün önce ünlü teknik direktör Tomislav İviç otelde beni ziyarete geldi. Gelmez olsaydı! Öyle umut kırıcı şeylar anlatıyor ki: - Simo, Monaco çok çok iyi bir takım. Avrupa''da en iyi 5''e girer. Üçten az yersen, senin için başarı. Fazla umutlu olma. Dördüncü kattaki 2. Louis Stadı''nda maça çıktık. Evet evet, stad bir binanın döndüncü katında!.. Maçın 17.dakikasında sakatlandım. Bir ayağım resmen gitti. Ayakta duramıyorum. Kale arkasında tedavim sürüyor ama oynayacak durumda değilim. Kulübeye doğru değişiklik işareti yapıyorum, oradakiler arkasını dönüyor! Kovaçeviç yanıma geldi: - Kalk, dedi. Yedek kaleci Hayrettin''in yüzü kireç gibi, oynayamaz. Sana tek ayak yeter.

Doktor bacağımı öyle bir bandajladı ki... Şimdi de bandaj acıtıyor. Masörü çağırdım - Kes şunu, dedim. Maç devam ederken masör sahaya girip bir makas atıyor, atak geliyor bu arada... Masör çıkıyor, biraz sonra tekrar.. Oyun devam ederken üç kez sahaya girdi.

Cüneyt, Hataley''le eşleşmiş. Durduramıyor adamı... Çok iyi zıplıyor İngiliz futbolcu...

Bir pozisyonda ben havdan gğelen topu bloke ederken Hataley''le çarpıştık. Ben onun üstün edüştüm. Altı ay top oynayamadı adam! Arkadaşlar "Aferin" dedi, "En tehlikeli adamı ıskartaya çıkardın." Oysa ben insan olarak çok üzüldüm bu şanssız olaya... Prekazi''nin ortası, Tanju''nun kafasıyla maçı kazandık ama bana göre o maçın en iyisi Yusuf''tu.

İviç mi? Maçtan sonra ortadan kayboldu! UNUTULMAZ RÖVANŞ Neuchatel maçındaki olaylar sebebiyle UEFA''dan ceza almıştık ve Monaco ile rövanş maçını Köln''de oynayacaktık. İki maçın arasında tam 4 ay süre vardı. Maça 10 gün kala Mustafa Denizli bizi Almanya''da kampa aldı.

Çok stresli günlerdi; maça kadar 4 kilo zayıfladım. "Şu maç bir oynansa da bu stresten kurtulsak" diye yanıp tutuşuyordum.

Maç aklıma geldikçe sanki bir tarafıma bıçak saplanıyordu. 60 milyon insanın sorumluluğu üstümüzdeydi ve bu çok ağır bir yüktü. Maçtan iki saat önce stada gittik. Çimlere bakmak için sahaya çıktık. Bir ses... 70 bin Türk... Bir futbolcu için mükemmel bir atmosfer belki ama kendimi kötü hissettim. "Ya etek giyeceğiz, ya elbise" diye düşündüm. Tam bir "To be or not to be" (Olmak ya da olmamak) maçıydı. Isınırken 150 kilo gibiydim. Ellerim sanki tahta, top çarpıp gidiyor. Kendimi tanıyamıyordum, "Ne oluyor sana Simo?" diyordum. Maç başladı; ilk kurtarışı 5. dakikada yaptım ve kendime geldim. Hafifledim. SAAT BOZULDU Önce Prekazi''yle 1-0... Sonra Weah''la 1-1... Tek cümle beynimde dolaşıp duruyor: "Bitir şu maçı artık hakem!" Dönüp dönüp stadın tepesindeki skorborda bakıyorum. Bir başka yazımda konu etmiştim; dev saatin yanındaki "Ege Sucuk" yazısını artık ezberlemiştim. Saat bozuktu sanki, yelkovan 15 rakamının üstüne çakılıp kalmıştı, hiç ilerlemiyor. Geçmiyor son 15 dakika... Maç bitti, bir depar attım, sanırım dünya rekoru kırdım! Öyle bir hafifledim ki... Gol atan futbolcu işte bunun için kendini kaybeder; büyük bir coşku yaşıyorsunuz ve boşaltmanız lazım. Ohh, o koşuyla rahatlıyorum. Bir adam ay-yıldızlı bayrağı verdi. Tur attım bayrakla... O adamı hâlâ arıyorum. Kimdi, şimdi neredeydi? TÜRKİYE''YE DÖNMEDİM Maç bitmiş, coşku yaşanmış. Tanju geldi yanıma: - Gel, Turgut Özal''ın yanına çıkalım. Kolumdan tuttu, tribüne çıktık. Rahmetli Özal beni öptü: - Tebrik ederim, milletin yüzünü güldürdünüz, dedi. Daha önce Lodz zaferinden dolayı tecrübeliydim; takımla birlikte Türkiye''ye ödnmedim. Yaşanacak coşku ve karmaşayı biliyordum. Yugoslavya''ya kaçtım! Sonradan İstanbul''a gelen takım arkadaşlarımdan telefon aldım, "İyi ki gelmemişsin" dediler. İşadamlarından hediyeler yağıyordu. Sanırım futbolcu başına 25 bin mark düşmüştü.

Bugün Galatasaray Monaco''yla üçüncü kez eşleşiyor. Bir biz kazandık, bir onlar. Şimdi sıra yine bizde... Haydi çocuklar, haydi aslanlar!