BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Ateşle oynuyorlar

CHP’nin başını çektiği “İttifak” ülkeyi seçime götürmek için ateşle oynuyor.
Türkiye’de hazırlanmadığı çok belli olan bir harekât planı eşliğinde yürüyorlar.
1-Sosyal medyada yalan üzerine sürekli gündem oluşturmak.
2-Sokak röportajları ile “memnuniyetsizleri” konuşturmak.
3-Ülkeyi yönetenlere iftira atmak. Yalan ortaya çıksa da geri adım atmamak.
4- İttifak’ın tüm bileşenlerinin, ayrı ayrı ve sürekli erken seçim talebinde bulunması.
5- Yalan ve iftiralarla gündem oluştururken, yapılan her yatırımın, iyi işin ya da güzel haberin konuşulmasını engellemek için zamanlamaya dikkat etmek...
Sonuncusundan başlayalım. Bu satırlar yazıldığı sırada bir yalan gündemi yoktu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun hâlâ paylaşımından silmediği Katar yalanıOda TV yalan çetesinin dizi setindeki oyuncak silahları gerçek silahmış gibi yayınlama yalanı konuşulmaktaydı. Prof. Dr. Talip Küçükcan bu yalanın altındaki nedeni çok açık biçimde ifade etti:
“Oda TV’nin bir film setinde çekilmiş fotoğrafları toplumda bir kesimin gerçek silahları ve silahlanması olarak yansıtması âdeta iç savaş çıkarma ve toplumu birbirine düşürme tahriki. Görmezden gelinecek ve küçümsenecek bir girişim değil.”
Çok tehlikeliler ve ateşle oynuyorlar hakikaten.
Şimdi bekleyin. İki üç gün sonra büyüme rakamları açıklanacak ve Bakan Lütfi Elvan yüzde 20 gibi çok yüksek bir büyümeden bahsediyor. O güne dikkat! Yeni bir yalan, yeni bir algı operasyonunun eli kulağındadır.
Bir diğer yöntem de sokaklarda ayarladıkları gençleri ya da yetişkin vatandaşları konuşturup, kendilerinin ve ülke ekonomisinin ne kadar “kötü” durumda olduğunu anlattırmaları. Sokak röportajlarını genellikle kripto FETÖ’cüler yapıyor.
Geçen gün önüme bir sokak röportajı daha düştü. Sağlık Meslek Lisesi’ni bitirmiş 18 yaşındaki bir genci konuşturmuşlar. Genç, üstündeki tişörtün okul forması olduğunu, tişört alacak parasının bulunmadığını, babasının oturduğu ev dışında, satın aldığı bir eve ayda 2000 lira ev kredisi ödediğini,  bundan başka hiçbir şeylerinin olmadığını, babasının kendisine harçlık olarak günde yalnızca 20 lira verebildiğini söyledikten sonra “Sadece geçen yıl Urla’da garsonluk yaparak 10 bin liraya bir motosiklet sahibi olabildim hepsi bu” diyor ve KPSS’den, devlete sağlık elemanı alınmadığından yakınıyordu...
Dinlerken şaşkına döndüm. Bu gencin muhtemelen bir yaz dönemi (12 ay olsa bile değişmez) garsonluk yapıp 10 bin liraya motosiklet satın alması ama nedense bir tişört bile alamaması, açıkça söyleyeyim bana çok fantastik geldi. Babasının ayda 2000 lira ev kredisi ödeyip, ayrı bir eve sahip bulunması ya da o ayrı evde kirada ikamet etmesi de yaşadıkları “sıkıntılı” durumun göstergesi demek ki.
Bu arada “Bıktık artık eski tüp kuyrukları hikâyelerinden, hastane önleri muhabbetlerinden” diye bir önlem almayı da ihmal etmiyordu genç adam.
Doğru eski günlerle bugünün dünyasını karşılaştırmak bazılarında alerji yapıyor. “Dünya nereye geldi, siz ne anlatıyorsunuz” diye atarlanıyorlar hemen.
Ama Türkiye yine de Avrupa ve Amerika gibi kendi parasını basıp borçlanan dünya devi bir ülke olmasa da insan, özellikle de benim yaşımdakiler hem diğer ülkelerle, hem de geçmişle bir mukayese yapıyor.
Çünkü bu mukayese gelinen nokta hakkında somut bir fikir veriyor.
İnsan ister istemez, üniversite bitirmiş, meslek sahibi biri olduğu hâlde 35 yaşına kadar otomobil alamadığını hatırlıyor. Öğrencilik hayatında okuyabilmek için çalıştığını, matbaalarda sırtında kâğıt taşıdığını, kirayı ödeyemediği için evden çıkmak zorunda kalınca epey süre parklarda gecelediğini (Yaz aylarına denk gelmişti Allah’tan), yoksulluğun bir yaşam biçimi hâline geldiğini hatırlıyor.
İşte bu yüzden, bu genç 17-18 yaşında 5-6 ay garsonluk yapıp “yalnızca bir motosiklet alabildiğini” söylediğinde bu bana çok acayip geliyor gayriihtiyari.
Çünkü Türkiye’de tüp kuyrukları, okul kitapları kuyrukları, hastane önü kuyrukları ve berbat sağlık sistemi, ulaşım yetersizliği ve daha binlerce dert olduğu o dönemde bugün mukayese edildiğimiz Batı ile aramızdaki makas 180 derece açıktı. Artık o makas en azından 45 dereceye indi ve eğer ülkemiz Batı’nın başımıza sardırdığı terör belasını bitirebilirse makas tamamen kapanacak.
Muhalefetin asıl korkusu bu. Çünkü Joe amcaları onlara bastırıyor, “İşte plân, bu çerçevede hareket edin ve devirin. Hep bizden beklemeyin, artık darbe filan da yapamayız” diyor.
Malum pandemiden çıkılmak üzere. Aşı vurunanların sayısı 50 milyonu buldu. Vaka sayıları düştü, ortalık şenlendi. Büyüme rakamları CHP’nin korkulu rüyası hâline geldi. Ekonomik veriler iyiye gittikçe işleri zorlaşmakta. Tam zamanıdır diye ellerinde ne kadar çirkeflik malzemesi, ne kadar yalan stokları varsa hepsini ortalığa döküyorlar.
Morfinledikleri kesimlerde “Kitle histerisi” oluşturmak için bir yandan silahlı terörizmi, diğer yandan da yalan terörizmini besliyorlar.
Katar’la askerî sağlık alanında tıp öğrencisi değişimi yapan anlaşma üzerine yürüttükleri iğrenç spekülasyon ise akıl alır gibi değil. ABD’nin dünyada en büyük “eğitim ihracatını” yaptığını 2018 yılında yabancı uyruklu öğrencilerden 41 milyar dolar gelir elde ettiğini düşünürsek ülkemize yönelik sabotajın ne büyük olduğunu daha iyi anlarız.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619555 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/619555.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT