BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Yalan yalan üstüne!..

Keşke imkân olsa da, tam olarak sayılabilse… Acaba günde sosyal medya dâhil olmak üzere, iletişim ortamında kaç yüz bin veya kaç milyon yalan dolaşıyor? “At izi it izine karıştı” deyişi, tam da bunu anlatıyor!
 
Yerli dizilerin henüz revaç bulmadığı ve özel TV kanallarının da yayına başlamamış olduğu 1970’li, 80’li yıllarda, resmî televizyonun toplam iki kanaldan ibaret eğlence programlarında, Amerikan dizileri tartışmasız tekel durumundaydı. Ağırlıklı olarak Kuzey Amerika ve kısmen de sosyal hayatı hayli yavaşlatan Latin Amerika dizileri… 1973 Mart’ında, Amerikan CBS televizyonunda yayına giren ve 1990 yılında da, Türkiye’de TRT 2 ekranlarına gelen YALAN RÜZGÂRI adlı pembe dizi (Orijinal ismi The Young and the Restless), 2020 yılında tam 12 bininci bölümle, seyirciyi 47 sezon boyunca peşinden sürükledi…
 
Bugüne kadarki en uzun on beş televizyon dizisinden biri olan Yalan Rüzgârı'nı, biraz da Türkiye’de meşhur olduğu isminden dolayı bu girizgâha konu yaptık. Elbette gerçek hayattaki yalanlarla filmlerdeki yalanlar bazen örtüşseler de, genellikle çok daha farklı mahiyet taşırlar. Senaryosu gerçek hayat hikâyesinden alınmış olanlar dahi, sanat sosuna batırılmadan sunulmaz! Zira çıplak gerçekler seyirci nazarında yavan kalabilir… Sinema perdesi veya TV ekranlarında izlediğimiz yalanlar, film bitince etkisini yitirmiş olur. Peki, gerçek hayattaki yalanlar öyle midir? Hani bazen öfke ve nefretle haykırırlar ya, "YALANINIZ BATSIN!..” Kim bilir ne ocaklar söndürmüş, ne hayatları tümüyle zehir etmiştir o batasıca yalanlar… Kişilerin özel hayatında, toplum hayatında, devlet ve siyaset hayatında sinsi yalanların açtığı derin yaralar; yıllarca, hatta on yıllarca kapanmaz, ortamı zehirlemeye devam eder.

Medya dünyasındaki yalanlar, gerçek hayatla sanat âlemindeki unsurları birleştirip daha değişik bir mahiyette, algı yönetimiyle servis eder!.. Bazen tarafsız ve objektif bir haberi verme bahanesiyle, düpedüz algı yönetimine başvurur ve çoğu kişiye de bu hâliyle yutturabilir. Mesela İngiliz Haber Ajansı Reuters, sözüm ona salgın hastalıkla ilgili bir haber yayınlıyor… Habere konu olan iki ülke var. Biri Fransa biri Türkiye. Fakat iki ülkeyle ilgili sunuş tekniği taban tabana zıt. 1 Temmuz itibarıyla gevşetilecek kısıtlamalara işaret ederken, Fransa için Eyfel Kulesi altında hayatın keyfini çıkaran insanların resmi kullanılıyor. Sıra Türkiye’ye gelince de, dükkân kepenkleri kapalı bir sokakta kâğıt toplayıcısı gencin fotoğrafı gözlere sokuluyor! Alın size objektif ve tarafsız haber… Peki, aynı ajans neden; Eyfel Kulesi altında çöplükte yiyecek arayan, evsiz barksız bir vatandaşın resmini aynı haberde kullanmıyor? Zurnanın zırt dediği yer de burası işte!..
 
Gelelim yerli medyaya. Bugünkü gazetemizde ‘bir kısım medyanın’ servise koyduğu, yalan haberlerden bazı örnekler okuyacaksınız. Yalan yalan üstüne… İsmi lazım değil bir gazete, tam da YKS’ye (Yüksek Eğitim Kurumları Sınavı) saatler kala düzmece bir haberi dolaşıma sokuyor: “Katarlı öğrenciler Türkiye’de sınavsız tıpa girecek.” Devamında da ayrıntı veriyor; Sınavsız tıp, diş hekimliği ve eczacılık eğitimi hakkı veriliyor. Haydaaa! Peki, işin gerçeği nedir? Türkiye ile Katar arasında, “Askerî Sağlık Alanında Eğitim ve İşbirliği Protokolü” imzalanmış. Bu çevrede öğrenci değişim programı ve karşılıklı okutma imkânı söz konusu. Birileri her zaman, Türkiye ile Katar arasında ilişkilerin gelişmesinden fena hâlde rahatsız oluyor ve bunu da dışa vurmadan duramıyor. Bu rahatsızlığın sebepleri belli.
 
Hazımsızlığı yaşayanlarla onları arkadan yönlendirenlerin zihniyeti ve fikriyatı da gayet belli. Önemli değil, kervan yürüyor, yürüyecek.
Keşke imkân olsa da, tam sayı tespit edilebilse… Sosyal medya denilen ucube de dâhil, her gün iletişim ortamında kaç yüz bin veya kaç milyon yalan dolaşıma sokuluyor? Ve bunların ne kadarının yalan olduğu ifşa ve ispat ediliyor? Bu yalanlar sebebiyle, mesela ekonomik ve sosyal hayatta ne gibi sarsıntılar yaşanıyor? Bu yalanların yol açtığı olumsuzlukların, sırtımıza yüklediği faturaların hacmi ne kadardır? Dahası bu yalanların gölgesinde, kimler hangi meblağları kendi keselerine, kasalarına kaydırıveriyor? Evet, maalesef günlük hayatta yalan dolan o kadar yaygın ve o kadar keskin hüküm sürüyor ki; gözümüze sokulan, kulağımıza üfürülen, zihnimize kazınan asılsız hikâyelerin; hangisi pembe dizi ürünü hangisi gerçek hayatın birer faciası, artık anlamakta güçlük çekiyoruz. “At izi it izne karıştı” deyişiyle anlatılmak istenen durum tam da bu olsa gerek!..
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619508 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ismail-kapan/619508.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT