Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Üçüncü füzenin taşıdığı sorular...
0:00 0:00
1x
a- | +A

İran topraklarından Türkiye’ye atılan üçüncü füze de NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından havada imha edildi. Bu füzelerin mahiyeti tam olarak nedir? İsrail provokasyonu mu yoksa İran’ın savrulması mı?

Evet, İran çok büyük bir saldırı altında… Ve bu saldırının daha ilk gününde, devlet yöneticilerinin büyük bir kısmını kaybederek tam bir şok yaşadı. Bu gelişmeler üzerine merkezî karar alma fonksiyonları devre dışı kaldığı için, “mozaik savunma sistemine” geçmek mecburiyetinde kaldı. Bu sebeple eyaletlerdeki askerî komuta merkezlerine yetki verilerek her birliğin kendi şartlarında ve kendi inisiyatifiyle ülkeyi savunma görevini ifa etmesi kararlaştırıldı. Bu şartlarda koordinasyonu sağlamak hiç de kolay değil. İran coğrafi olarak geniş bir ülke. Türkiye’nin iki katı yüzölçümüne sahip. Nüfusu 90 milyonu aşkın. Dolayısıyla zaten normal zamanlarda bile tam manasıyla kontrol ve istikrarın sağlanamadığı bir ülke. Ülkede hâkim olan rejimin karakteriyle de doğrudan ilgili bir durum… İran’da birbirine paralel yürüyen iki sistem söz konusu. Malum olduğu üzere, dinî hiyerarşi yapı esas yetkiyi elinde bulunduruyor. Yani en üst makamdaki dinî lider, onu seçen; denetleyen ve gerektiğinde görevden alma yetkisi bulunan, “Uzmanlar Meclisi-Meclis’i Hubregân” ile Anayasayı Koruyucular Konseyi (Şûray-ı Nigehban) ve Düzenin Yararlarını Teşhis Konseyinin (Mecmay-ı Teşhis-i Maslahat-ı Nizam) yer aldığı yapı ipleri elinde bulunduran asıl güç merkezi. Bunun yanında Cumhurbaşkanı, Meclis ve Bakanlardan oluşan seküler-dünyevi sistem diyebileceğimiz yapı var. Silahlı kuvvetler de ikili sisteme paralel yapıda. Devrim Muhafızları Ordusu, ülkenin savunmasında en etkili güç pozisyonunda. İran’ın bir de klasik ordusu var (Artış-ı İran). Ancak güç ve etki bakımından ikinci planda kalıyor. İran’da bir de milis gücü olarak, devrim rejimine takviye kuvvet olan Besicler var. Sayısı oldukça kalabalık. Beş milyonun üzerinde…

Bu izahı yapmamızın sebebi İran’daki yönetim, karar alma mekanizmaları ve yetki paylaşımındaki karmaşık ve oldukça problemli idari sistem hakkında kısaca bilgi verip işleyişe dikkat çekmek… Humeyni devriminden bu yana geçen 45 yıllık zaman zarfında yetki paylaşımı ve kullanımı hususunda ciddi problemler yaşandı.

Şimdilerde olağanüstü şartlar altında, ölüm kalım savaşının verildiği bir ortamda, İran’da önemli kararların ne derece realist ve sağlıklı şekilde verilebileceği tartışılabilir elbet… İran’ın “varoluşsal” tehdit altında yeterince organize olamadığı, en azından bu safhaya gelinceye kadar yeterince hazırlık yapamamış olduğu, sekiz ay önce (Haziran 2025) yaşadığı büyük yıkıma rağmen (Komuta kademesinin bir gecede ortadan kaldırılması), ikinci defa aynı duruma düşmesi bir göstergedir. Açıkçası, konsantrasyonun kaybedilmiş olması, hasım ülkelerden yapılan sızmalar sebebiyle güvenliğin ortadan kalkmış olması çok zor bir durum… Hâlihazırdaki devlet yöneticileri, kamu güvenliği yanında kendi şahsi güvenliklerinin de çok ciddi bir tehdit altında olmasından dolayı fazlasıyla zor durumda. İşte bütün bunlar İran’ın içinde bulunduğu karmaşayı ve hâlâ daha İran topraklarında konuşlu olma ihtimali bulunan yabancı istihbarat şebekelerinin kolayca at oynatabilme imkânı bulabilmesi mümkün…

Bu sebeple Türkiye İran’dan kendi topraklarına atılan füzelerin kaynağını tahkik ederken, yukarıdaki ihtimaller çerçevesinde de değerlendirme yapıyor. Resmî tepkisini buna göre veriyor. 4 ve 9 Mart günleri İran’dan atılan ve NATO hava ve füze savunma sistemleri tarafından havada imha edilen iki füze olayının ardından Türkiye son derece sakin, itinalı, komşuluk hukukunu hatırda tutan ve İran’ın durumunu da anlayışla karşılayan bir tepki verdi. İran’a gerekli diplomatik uyarıyı yaparken, dikkatli olmasını ve başı bu derece dertte iken yeni problemler çıkarmaması yönünde, kendisine tavsiye ve telkinde bulundu. İlk füzeden sonra İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan Türkiye topraklarına füze atmadıklarını söyledi. Ancak ikinci füzenin de yine İran’ın doğu bölgesinden atıldığı tespit edilince daha yüksek tonda bir tepki verildi. Derken dün aynı hadise üçüncü defa tekerrür etti. Hâl böyle olunca İran’ın içinde bulunduğu anormal durum ile devletler arası hukuk kurallarını dikkate alarak yapılması gerekenler var. Türkiye tam da onu yapıyor. MSB'den yapılan yazılı açıklamada, şu ifadeler yer aldı:

"İran'dan ateşlenip Türk hava sahasına giren bir balistik mühimmat, Doğu Akdeniz'de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hâle getirilmiştir. Ülkemizin topraklarına ve hava sahasına yönelen her türlü tehdide karşı gerekli tüm tedbirler kararlılıkla ve tereddütsüz bir şekilde alınmakta, olayın bütün boyutlarıyla aydınlatılması için ilgili ülkeyle görüşülmektedir. Millî güvenliğimiz öncelenerek bölgedeki tüm gelişmeler dikkatle takip edilmekte ve değerlendirilmektedir."

Türkiye savaşın tarafı olmadığını ilk günden beri çok açık ve net biçimde ifade ediyor. Ve çatışmanın içine çekilmemesi konusunda çok ihtiyatlı olmaya dikkat ettiğini de belirtiyor. Bu arada gösterdiği sabrın da sınırsız bir tolerans anlamına gelmediğini hatırlatıyor… İran’ın bu davranış biçimini yanlış okumaması gerekiyor. İran’ın haksız bir saldırı altında olduğunu ilk günde dile getiren Türkiye, komşu ülkenin toprak bütünlüğü ve egemenliğine saygı duyulması için uluslararası düzene çağrıda bulunuyor. Lakin İran’ın da aynı şekilde dikkat ve iyi niyet göstermesi lazım. Güvenlik kaynakları dün Türkiye’nin savaşın tarafı olmadığını bir kere daha vurguladı. İhtiyatlı tutumun sınırsız tolerans anlamına gelmediğini belirten kaynaklar, Türkiye’nin sorumlulukla hareket ettiğini ifade etti. Olayın sorumlularının tespiti için İran’a net mesaj verildiğini de aktardı. Evet, Türkiye kendi güvenliğini koruma noktasında yeterince caydırıcı güce sahiptir…

İsmail Kapan'ın önceki yazıları...