BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Büyük güçlerin rekabeti

Diplomatik Muhakeme
Prof. Dr. Çağrı Erhan
Facebook
 
Biden, Putin’e “katil” dedi. Rusya Washington büyükelçisini Moskova’ya çağırdı. Putin, Biden ile her zaman görüşebileceğini bildirerek, gerilimin tırmanmasından yana olmadığı mesajını verdi. Beyaz Saray sözcüsü, “Biden, Putin’e katil dediği için pişman değil” açıklamasını yaptı. Bu sırada, ABD ve Çin dışişleri bakanları Alaska’da yaptıkları görüşmede basının önünde birbirlerini ağır şekilde itham ettiler. Çin Dışişleri Bakanı, “ABD’nin demokrasiyi desteklemediğini” söyledi...
Son üç günde, ABD-Rusya-Çin arasında en üst seviyede yaşanan gerilimler bütün dünya başkentlerinin olup bitenlere kulak kabartmasına yol açtı. Çünkü söz konusu olan, sıradan üç ülkenin liderleri arasındaki ve sadece kendilerini ilgilendiren atışmalar değil, dünya siyasetine yön veren üç büyük gücün, uluslararası kamuoyunun gözleri önünde, “birbirlerinden ne kadar hazzetmediklerinin” açık bir tezahürüydü.
Uluslararası ilişkiler disiplininde devletler çeşitli kriterlere göre tasnif edilir. Tüm sistemi ya da küresel ilişkilerin önemli bir bölümünü “tek başlarına” etkileme potansiyeline ve kabiliyetine sahip olan devletlere “büyük güç” denir. Günümüzde büyük güç kategorisine girebilecek üç devlet bulunuyor: ABD, Çin ve Rusya... Bu üçünün ortak özelliği, yaptıklarının tüm dünyayı ilgilendirmesi, buralardaki tüm gelişmelerin dünyanın diğer ülkeleri tarafından dikkatle takip edilmesidir.
Almanya, Japonya, Hindistan, İngiltere ve Fransa; ekonomik büyüklük, siyasi etki, kültürel nüfuz, askerî kapasite, enerji kaynakları, diplomatik temsil ağı gibi çeşitli kriterler bakımından yukarıdaki ilk üç devleti takip etmektedir. Fakat bunlar, uluslararası ilişkileri “tek başlarına” etkileme gücüne sahip değillerdir. Yine de, bilhassa dünya ekonomisi açısından bu beşini de, “önemli güç” olarak zikretmek mümkündür.
Büyük güçler arasından biri diğerlerinden ayrılır ve “lider ülke” olarak isimlendirilir. Lideri farklı kılan, uluslararası alandaki anlaşmazlıklarda “son sözü söyleme” ve “istediğini yaptırma” ayrıcalığına -diğer büyük güçlere nazaran- daha fazla sahip olmasıdır. Literatürde lidere, "başat güç”, “hâkim güç” ya da “hegemon güç” isimleri de verilmektedir.
20. yüzyılın ikinci yarısından bugüne dünyanın lider ülkesi ABD’dir. Bu ülkenin 1990’larda tartışmasız ve rakipsiz olan liderliği günümüzde Çin’den gelen büyük bir meydan okumayla karşı karşıyadır. Rusya ise, SSCB yıllarındaki itibarının epey gerisinde olmakla birlikte, yeniden büyük güç hâline gelmiş ve ABD ile rekabet içine girmiştir.
Tarih, büyük güçler arasındaki rekabetin uzun süre barış içinde sürdürülebildiği bir örnek sunmamaktadır. Çıkar çatışması, önce birbirlerinin rızası alınmadan yapılan bölgesel tek taraflı müdahalelere, ardından vekalet savaşlarına ve nihayetinde doğrudan silahlı çarpışmaya yol açar. Bu mücadelede “kimin haksız, kimin haklı olduğunun” bir önemi yoktur. Zira “haklılık” her tarafın kendi argümanlarına göre tanımlanır. Çatışmadan galip çıkan, tüm olup bitenleri kendi perspektifinden yeniden kurgulayıp, tarih kitaplarına yerleştirir. Küresel lidere yeni bir meydan okuma olana kadar, herkes hikâyeyi galibin yazdığı şekliyle öğrenir. Dahası, işin aslının öyle olmadığını bilen devletler bile, liderden çekindiklerinden, olup biteni kurcalamaktan uzak dururlar.
Bir önceki ABD Başkanı Trump, Çin ve Rusya’yı tehdit olarak zikretmekle kalmamış, Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne de açık bir şekilde yazdırmıştı. Başkan Biden döneminde bu durumun değişmesi için şimdilik herhangi bir sebep olmadığı gibi son günlerde yaşananlar belki de hızlı bir tırmanmanın yaşanabileceğine işaret ediyor. Bu durumda önümüzdeki aylarda üç gelişme yaşanma ihtimali var:
Birincisi, üç büyük devlet arasında gerilimin tırmanmaya devam etmesi. Bu senaryo gerçekleşirse, dünyanın birçok noktasında bu ülkelerin desteklediği taraflar arasında çatışmaların çıkması hatta bölgesel krizlerin alevlenmesi mümkündür.
İkincisi, üç büyük devletin bir araya gelerek aralarındaki problemleri müzakereler yoluyla ve sulhane bir tutumla çözme iradesi göstermeleri.
Bu iki senaryonun gerçekleşme ihtimali çok zayıftır.
Üçüncüsü, güç dengesinin işlemesi. Bu üç devletten hiçbiri diğer ikisini aynı anda karşısına almak istemez. ABD, aynı anda hem Rusya hem de Çin’le başa çıkamaz. Dolayısıyla, Çin’e karşı “ABD-Rusya yakınlaşması”, “ABD’ye karşı Rusya-Çin yakınlaşması” veya “Rusya’ya karşı ABD-Çin yakınlaşması” senaryolarından birinin ortaya çıkma ihtimali yüksektir. ABD’nin uzun vadeli çıkarları, Çin’e karşı Rusya’yı yanına almaktır.
Bu senaryoların her birinde, taraflar pazarlık konusu olarak dünyanın birçok bölgesini masaya yatıracaklardır. Türkiye’nin, bu senaryoların her biri için hazırlığını yapması gerekir...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618114 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-cagri-erhan/618114.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT