ABD/İsrail-İran Savaşının akıbeti belli değil.
Ne zaman biteceğini kimse tahmin edemiyor.
Başkan Trump’un yatıp kalkıp plan yapması,
Ertesi gün planlarından vazgeçmesi,
Verdiği sürelerde sık sık zikzaklar çizmesi…
Taktik mi, iyi niyet mi… şerre hazırlık mı?
Hiçbir şekilde anlamak mümkün değil…
Katil Netanyahu’nun kinini, baskısını da eklediğinizde…
Lübnan’a yapılan saldırıları da baz aldığınızda
Savaş, içinden çıkılmaz bir hâle dönüştü.
Her gün ortalama 100’e yakın çocuk öldürülüyor.
Binlerce tesis ve bina harap hâle getirildi.
Binlerce ölü ve yaralı var…
Diğer bölge ülkeleri ayak üstünde..
Türkiye haricinde kimsenin umursadığı yok.
Dünya ekonomik krizin derinliklerine gömülüyor.
Hürmüz Boğazı en büyük tehlikenin işareti…
Enerji darboğazına adım atma konusunda.
Sözün kısası;
“Ne olacak bu dünyanın hâli” demekten…
Kendimizi bir türlü alamıyoruz…
İnsanın hiç değerinin olmadığı…
Öldürmenin olağan hâle geldiği,
Kalplerin körleştiği, vicdanların esir alındığı,
Türkiye’nin ateşkes girişimlerinin sabote edildiği
Masumların, mağdurların hakkının hiçe sayıldığı
Tasarlanmış bir kaosun var olduğu bir ortamda
Zalimlere kalan bu kahpe ve yalan dünyada…
Yaşamak, ayakta kalabilmek…
Her geçen gün daha da zorlaşıyor.
Savaşın içinde olsak da olmasak da…
İZ BIRAKAN BİR LİDER(Dİ) YAZICIOĞLU
BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun Hakk’ın rahmetine kavuştuğu…
Şaibeli helikopter kazasının üzerinden tam 17 yıl geçti…
Hayalleri olan bir liderdi, bunu da sık sık dile getirirdi:
“Bir hayalim var; Bütün vatandaşlarımızın ay yıldızlı bayrağın altında şerefle yaşadığı, bir Türkiye hayal ediyorum.
Bir hayalim var; Başını örtenle açanın aynı üniversitede yasaksız, kavgasız kardeşçe yaşadığı bir ülke hayal ediyorum.
Bir hayalim var; Kürt, Türkmen, Alevi, Sünni ayrımı olmadan. Zengin, fakir, yoksul ayrıcalığı görülmeden imtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir Türkiye istiyorum. Kısacası Balkanlardan Çin Seddi’ne kadar kaynaşmış güçlü bir Türk dünyası hayal ediyorum...”
Yaşasaydı bu hayallerin büyük ölçüde gerçekleştiğini görecekti.
24 yıllık AK Parti iktidarında… Cumhur İttifakı döneminde…
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici’nin ağzından da dinleyelim;
Yazıcıoğlu’nun dik duruşunu, karakterini:
“İnandıklarının, doğru bildiklerimizin, doğrunun, doğruluğun yanındaydı.
Kendine dair hiçbir hesabı olmadı...
Her adımını ülkesine, milletine, inançlarına duyduğu sevdayla attı.
Onun çıkarları hiç olmadı.
Siyasete dair hiçbir şaibe onun üzerine bulaşmadı.
Siyasetteki hiçbir kirli ilişki onu kirletemedi.
Belki en çok bunun için sevdik...
Belki en çok bunun için bu kadar çok sevildi...”
***
Yazıcıoğlu emeğin de, hakkın da yayındaydı.
İşçi, memur çalışanları hep korurdu.
Onların hakkını kimselere yedirmezdi.
Bir örnekle anlatacak olursak:
1996 yılında merhum Erbakan Başbakandı.
BBP de koalisyona 8 milletvekili ile destek vermişti.
Bu destek sayesinde hükûmet kurulabilmişti.
Askerlerin baskısı vardı, hükûmete yönelik.
Merhum Erbakan “Baskıyı kırabilirim” düşüncesiyle…
TSK mensuplarına yüzde 100 zam yapmıştı.
Memur zammı da yüzde 50’lerde kalmıştı.
Rahmetli Yazıcıoğlu içine sindiremedi ayrımcılığı.
Merhum Erbakan’ı uyardı:
“Memurlara da yüzde 100 zam yapın. Yapmazsanız hükûmeti düşürmek için gensoru veririm. Size bir hafta süre veriyorum.”
Ne oldu daha sonra… Bir haftalık sürenin ardından…
Erbakan, memura da yüzde 100 zam yapmak zorunda kaldı.
İşte böylesine halkını düşünen bir liderdi Yazıcıoğlu….
Ruhu şad, mekânı cennet olsun…
ÖZGÜR BEY’DEN ESTANTANELER
İlki; Sosyalist Enternasyonal Dünya Gençlik Kongresi'nden...
İstanbul’da düzenlenen kongrede 250 yabancı gence seslendi.
Dünyanın çeşitli ülkelerinden davet edilen...
Ne dedi:
“Ülkelerinizdeki gençlere anlatın. Türkiye’de baskılara rağmen büyük bir mücadele ve iktidar yürüyüşü yaşanıyor. Dünyanın 150 ülkesi, Türkiye’deki büyük baskıyı ve buna karşı verilen onur mücadelesini duysun, görsün; hikâyemizi sizlere emanet ediyorum.”
Görünen köy kılavuz istemez…
Özgür Bey Türkiye’yi dışarıya şikâyet etmekten haz duyuyor.
Gerçekleri görmezden gelerek, belki de oralı olmayarak.
Diğeri de gazeteci İsmail Arı’nın tutuklanmasına yönelik açıklaması:
"Gazetecilik faaliyeti, birilerinin hoşuna gitmedi diye suç olmaz. Gazeteci İsmail Arı’nın üç ay önceki videosundan suç çıkarmaya çalışmak, bayram günü Tokat’taki aile ziyaretinde gözaltına aldırmak düşman hukukunun işletilmesidir. İsmail Arı yalnız değildir. Gazetecilik suç değildir."
Peki neden;
CHP’li belediyelerdeki yolsuzlukları, rüşvetleri, irtikapları,
Uçak ve otellerde yapılan uyuşturucu âlemlerini…
Kamuoyuna duyuran bazı medya ve gazetecileri hedef gösteriyor!?
Bunlar gazetecilik görevini yapmıyorlar mı?
Akif Bülbül'ün önceki yazıları...