BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Irak ve İran’da ne oluyor?

Prof. Dr. Kemal İnat
Facebook
Türkiye’nin iki önemli komşusu yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği hükûmet karşıtı gösterilere sahne oldu. İran’da gösteriler şimdilik sona ermiş görünse de, Başbakan Adil Abdulmehdi’nin istifa etmesine ve meclisin seçim kararı almasına rağmen Irak’ta halkın isyanı devam ediyor.
Bu iki ülkede yaşanan gösterilerin benzer tarafları var mı?
Her iki ülkede yaşanan isyanın, coğrafi olarak bölgeye çok uzak olsa da Orta Doğu siyasetinde etkili ABD ile ilgisi nedir?
Her iki ülkede de yakın zamanda benzeri yaşanmamış isyan dalgası bu iki ülkenin siyasetinde köklü değişikliklere yol açar mı?
Öncelikle gösterilerin yaşandığı İran ve Irak’ın benzerliklerine ve farklılıklarına değinelim.
Halkın hayat şartlarının pahalılığı, yoksulluk ve yolsuzluk gerekçeleriyle isyan ettiği her iki ülke de aslında dünyanın enerji kaynakları açısından en zengin ülkeleri arasında yer alıyor.
34 trilyon metreküp ile dünyanın en fazla ispatlanmış doğalgaz rezervlerine sahip ikinci ülkesi olan İran, petrol rezervleri açısından da 212 milyar varil ile üçüncü sıradadır. Buna karşılık 142 milyar varil ile dünyanın en fazla petrol rezervlerine sahip beşinci ülkesi konumunda bulunan Irak, yaklaşık 4 trilyon metreküp doğalgaz ile bu alanda on ikinci sıradadır.
Günümüz fiyatları açısından bakıldığında İran’ın sahip olduğu petrol rezervlerinin parasal karşılığı 12,6 trilyon dolar, doğalgaz rezervlerinin ise yaklaşık 8,5 trilyon dolar düzeyinde olduğu söylenebilir. Aynı şekilde Irak’ın 8,5 trilyon dolarlık petrol ve 1 trilyon dolarlık doğalgaz rezervine sahip olduğu görülüyor.
Her iki ülke de bu kadar büyük zenginliğe sahipken neden İran ve Irak’ta halk yoksulluk nedeniyle ayaklanıyor?
Suudi Arabistan, Katar, BAE ve Rusya sahip oldukları zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarını ekonomik refaha dönüştürebilirken İran ve Irak neden bunu başaramıyor?
Bu sorunun cevabı aranırken her iki ülke açısından da birtakım iç ve dış faktörlere değinilmesi gerekir.
İran açısından bakıldığında dış faktör olarak ABD en önemli rolü oynarken, Irak açısından bakıldığında ise ABD’nin yanında İran’ın da ülkede yaşanan istikrarsızlıkta önemli bir paya sahip olduğu görülüyor.
Uluslararası ilişkiler tarihi ülkelerin birbirlerine müdahaleleriyle doludur. Güçlü olan ülkeler, kendilerine göre daha zayıf gördükleri ülkelere değişik nedenlerle ve farklı araçlar kullanarak müdahalelerde bulunurlar. Bazen o ülkelerin zengin doğal kaynakları müdahale sebebidir bazense onlardan gelecek potansiyel tehditlerin ortadan kaldırılması.
Esas olan bütün ülkelerin kendilerine gelebilecek müdahalelere karşı her zaman hazırlıklı olmalarıdır. Hele de İran ve Irak gibi trilyon dolarlık petrol ve doğalgaz zenginlikleri üzerinde oturuyorsanız bu tür dış müdahalelere karşı herkesten daha hazırlıklı olmanız gerekir.
Hazırlıklı olmanın birinci şartı ise, ülkesi için her zaman doğru kararları alan bir yönetime sahip olmaktır.
Bu açıdan bakıldığında yeni sorular sormak gerekir.
24 yıl Irak’ı yöneten Saddam Hüseyin ülkesi için en doğru kararları almış mıdır?
1980 yılında İran’a saldırırken, 1988’de Halepçe’ye kimyasal silahlarla saldırırken ve 1990 yılında Kuveyt’e saldırırken doğru kararları mı uyguladı?
Daha sonra Irak’ta başbakan olan İbrahim el-Caferi, Nuri el-Maliki, Haydar el-Abadi ve Adil Abdulmehdi ülkeleri için en doğru kararları aldılar mı?
Kuşkusuz işgal sonrası dönemin başbakanları ABD ve İran etkisi yüzünden bağımsız karar alabilecek durumda değillerdi, ancak bu ülkelerin nüfuzuna rağmen olabilecek en doğru politikaları uygulamaya çaba sarf ettiler mi?
Aynı soruları İran için de sorabiliriz.
Evet, belki 1979 devriminden beri ABD’nin uyguladığı yalnızlaştırma siyasetinin baskısı altında İran, ama bu ülke yöneticileri devrim sonrasında uyguladıkları, zaman zaman mezhepçiliğe kayan ve komşuları tarafından yayılmacı olarak algılanan politikalarla Washington ve İsrail’in işini kolaylaştırmadılar mı?
Sonuçta 20 trilyon doların üzerinde bir petrol ve doğalgaz zenginliğine sahip ülke halkı benzine yapılan zam nedeniyle isyan ediyor ve yüzlerce kişi bu isyan sonucunda hayatını kaybediyorsa, bunun bütün sorumluluğu ABD’ye yıkılamaz.
ABD’nin kendi bölge politikaları açısından tehdit olarak gördüğü İran’a karşı düşmanca politikaları zaten beklenmeliydi. Ama Tahran yönetiminin, böyle büyük bir tehditle karşı karşıyayken bölge ülkelerinden kendisine müttefikler edinmek yerine, Suriye, Lübnan ve Irak’ta izlediği maliyetli nüfuz politikasıyla kendisini daha da yalnızlaştırması yapacağı en doğru hareket değildi kuşkusuz.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
611118 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-kemal-inat/611118.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT