BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Bu, imkânsızlığın ötesinde var olmaya çalışmaktı...

“O merhamet timsali bakışları büyütüp insanlığa kazandırmak eğitimcinin asli vazifesi olmalı” diye düşünüyordu...
 
 
Saf tertemiz çocukların bakışları da öyle saf ve dostça oluyordu. Bunların her bir nazarı, ümit dolu olmalı, sonu üzüntü ve keder asla... Her gülümsemenin de kavuşmanın işareti gözlerde şekillendiği gibi, tersi şeyler de buradan kendini gösteriyordu… Onlar dışa açık en şeffaf kapılardı. Bir şey saklamak zordu onun için de…
Sevimli bir bebek hasretiyle senelerdir ismini bile bilmeden peşine düştüğü deli gönlünün sahibini bulmalı bu masumlar! İşte bunu; bu esrarengiz bakışların altındaki manada aramaya çalışıyordu Nuri öğretmen... Acaba bu köylü çocuğu muydu, o mana yükü bakışların sahibi? Yıllardır talebe okutuyordu, insan sarrafı sayılırdı, bu ise farklıydı. Adını öğrenir öğrenmez, simasını hiç unutmadığı bu köylü çocuk; kimin nesi olduğunu bile bilmeden aradığı derin bakışların sahibi çocuk; gelip içine taht kurmuştu…
Ecdadın söylediği gibi o da hep derdi kendi kendine; ''Su akar yatağını bulur…'' Peki, ne zaman buluşacaktı, hislerle hakikat? Muhabbet dolu gözler, yıllar önce görmüş gibi hafızasına kazınmıştı. “O merhamet timsali bakışları büyütüp insanlığa kazandırmak eğitimcinin asli vazifesi olmalı” diye düşünüyordu. Sırasına, başı önde mahcup geçerken o masum hâliyle... “İşte bu çocuk” diyerek, gözlerini ayırmadan baktı keskin ve derinden gözlerine… “Mutlaka suyun yatağını bulduğu gibi o bakışın sahibi de yüreğindeki yerini doldurur” diyerek onun rahmet dolu bakışlarıyla kesiştirdi bakışlarını.
Bu, imkânsızlığın ötesinde var olmaya çalışmaktı aslında... Senli benli yaşamak; sınırların ötesinde samimiyet, dostluk icabıydı da ya bu masumları tam yetiştirememek neyin nesiydi? Acılarını biriktirdiği tastan yudumlamak belki de… Sonu nereye gideceği belli olmayan yolculukların sihrinde buluşmak, serin ve çetin rüzgârların getirdiği hasret kokusuyla tütsülenmek...
Hayallerin belirleyeceği; yolculukların çıkmaz sokaklarında bekleyen sımsıcak, duygu yumakları çözülecek, belki de rahmet dolu koyu gri bulutlar; sağanak olup yağacak, sel olup akacaktı. Belki de kendi küçük, tesiri büyük gözyaşlarına teslim edecekti bütün hislerini.
Yukarı çıksa kabullenecekti aslında. Kabullense yüzleştiriverecekti içinde biriktirdiği yaşamaya değer ne varsa senli, benli hisleri.
Yavaşça kaldırdı başını, gözleri kızarmıştı, “sen de” dedi, “sen de... Sen de aynısın... Dün çalışmasam olamaz” deyip bugün bahaneler üretenlerden farkın yok! Gözleri karardı, hayallerine döndü, şıp şıp damlayan su seslerinin içinde kendi sesi yankılanıyordu, biraz da hıçkırık vardı, “şişttt” dedi, “Ne oluyor? Bu, ilk mi sanki, kaç kez yıkılmadık mı, kaç kez yeniden doğmadık mı, şimdi neden ağlıyorsun küçük? Hadi bakalım git ağlama sığınağına” dedi... Yavaşça yolcu etti, gözlerini açtı... İtimat telkin eden bir tebessümle, belli belirsiz mırıldandı...
- Ha çocuklar nerde kalmıştık?
- Muvaffak olabilmenin yollarını anlatacaktınız öğretmenim... DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621140 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/621140.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT