BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Şebnem

Bir insan düşününüz ki o, aynı zamanda şairdir, yazardır, hikâyecidir, romancıdır, tiyatrocucudur, senaristtir, gazetecidir, yayıncıdır, fikir adamıdır, hatiptir, siyasetçidir. Necip Fazıl'dan söz ediyoruz. O, bunların hepsiydi. Mücadeleli, çileli ve haysiyetle yaşanmış bir hayattan sonra 1983'ün 25 Mayısında vefat etti. Sanki daha dün gibi geliyor. Eser verenler, eserleriyle yaşamaya devam ediyorlar. O, kitaplarından ses kasetlerine varıncaya dek yine mevcut. Zaten ölmek yok olmak değil ki... İnandığı dünya görüşünün tavizsiz müdafii oldu. Nesiller üzerinde, muvafıkları ve muhalifleri üzerinde inanılmaz izler bıraktı... Eğer, böyle bir düşünce adamı gelmeseydi, bugün Türkiye olarak değişik değerlerde değişik yerlerde olurduk. Fikir adamları, içinde yaşadıkları cemiyeti zamanın derinliğinde değiştiriyorlar. Hayatı şekillendiren teknolojik buluşlar mı mütefekkirler mi? Hiç tartışmasız ikincileri. Birinciler, mütefekkirlerin yol açması ile aydınlanmaktalar. Necip Fazıl'ın -faraza- Turgut Özal üzerindeki yönlendirici, şekillendirici emeklerini neyle nasıl tartarsınız; ne var ki bu bir gerçek. Cemiyeti onlar inşa eder.. Hele onlar, Necip Fazıl gibi hem san'atkâr ve hem de mütefekkir ise. Bir şiir yerine göre dünyayı yerinden oynatan bir kaldıraç olur. Bir cümle de öyle, bir çarpıcı tesbit de.. Dehalara mahsus beyin sancıları içindeydi. Erenköy'de oturduğu köşkü, bir mektepti. Beyaz köşk her yaştan, her tahsilden insanla dolup taşardı. Biz, hiç gitmedik, Çatalçeşme Sokağında bulunan Büyük Doğu idarehanesinde bir kere vaki olan dışında şahsi görüşmemiz de olmadı. Bunu bilerek tercih ettik. Şöyle bir prensibimiz vardır. İstinai insanlarla yüz yüze gelip onunla hayalimizdeki halini zedelemek istemeyiz. Karşı karşıya gelindiğinde daha ziyade beşeri yanları ön plana çıkar... Değil mi ki kişi eserindedir. Ondan ötesi kaştır gözdür. Nasıl oluyor da o kadar meziyet, kabiliyet, hüner bir kişide buluşabiliyor? Bir adam, fakat, o, hem şair, hem hatip, hem yazar vs... Bir gelenekten olsa gerek. Eskinin âlimleri de hem tabib, hem matematikçi, hem şairlermiş. Bu batıda da böyleymiş doğuda da. Çok yönlü olan sadece Necip Fazıl değil. Akranları da kısmen öyleydi. Şüphesiz ki yetiştikleri dönemin mükemmel kültürel alt yapısının büyük payı var. Geçen asrın başlarında doğan o nesiller hayattan çekildikten sonra bayağı bir boşluk oldu. Sanki yeni yeni bir hareketlenme görülüyor.. . Merhum Necip Fazıl, münekkide "fikrin jandarması" derdi. O münekkidlerden mahrumuz bugün. Kendi deyişi ile yazı hayatında "keçi boynuzu çiğnenmekte." Sadece yazı hayatında değil, hayatın her cephesinde bir hercü merçtir sürüp gidiyor. Kalite kaybolunca her şey kekremsi bir tad alıyor. Küçüklüğümüzde O'nun Sakarya Destanı'ndaki meşhur mısraı "Öz yurdunda garipsin öz vatanında parya"nın şiir icabı söylediğini sanırdık. Sakarya Destanı'nın yazıldığı zaman 1949'dur. Öz yurtta o gariplik, o paryalık hâlâ devam etmiyor mu? Çok fazla magazinleştiğimizi kabul etmeliyiz. İnsanlık belki de büyük faziletlerini zor şartlara borçlu. Acaba muma mı daha minnettarız, elektriğe mi? Daktiloya, bilgisayara mı, divit kaleme, mürekkebe mi? Konfor, düşmanımız oldu. Lüks yaşamakla çok para harcanabilir. Düşünce kabiliyeti ayrı, kendini bir mum gibi insanlık için eritmek farklı. Necip Fazıl, ömrü boyunca bir tek kulübenin sahibi bile olamadı. Milyonların gönlündeyse yer etti. Allah'ın rızasına insanların duası ile kavuşulur. İnsan insan dedik. O insan ne yapar, ne kadar yaşar? uzun mu uzun sandığı hayatı ne kadardır? Cevabı Necip Fazıl'da: Şebnem gibi doğ ve öl/ Yıldızlı bir gecede.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
110593 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/110593.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT