BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Elazığ, ekonomik kurtuluş savaşını başlattı

Harput toprakları 1071'den de biraz evvel fethedilmiş. O topraklara o zamandan bu yana -bin şükür ki- hiç düşman girmemiş. Onun için İstanbul gibi dünkü ve bugünkü köklü şehirlerimizle mukayese edilebilecek ilim, irfan, san'at ve mânevî iklim sürüp gelmiş... O kadar asırdır düşmanın giremediği bu yerlere bugün bir düşman girdi. Bu düşman ekonomik kriz. O, her şehir gibi Elazığ'a da sancılı vakitler yaşattı. Bir memlekete 10 asra yakın hiç düşman girmemişse bu nimetin bir külfeti olmalı. Öyleyse iktisadi buhrana karşı kurtuluş savaşı, en önce Elazığ'dan verilmeliydi. Krizi bir şeye benzetmek gerekirse ülkenin istila edildiği kara günlerle mukayese edilebilir. Elazığlı kollektif bir şuurla bunu kavrayarak bir takım etkinlikler tertiplemiş. Cuma, cumartesi ve pazar sabahı oradaydık. İç içe üç zenginlik birden yaşandı. Önce Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti, mahalli ve ülke çapında bazı isimlere ödüller verdi. Cumartesi sabahı 1. Elazığ Fuarı açıldı. Öğleden sonra 1. Ekonomi Kurultayı yapıldı. Bunlar Elazığ Valiliği, Belediye Başkanlığı, Ticaret ve Sanayi Odası, Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti ve sivil toplum kuruluşlarının eseriydi. Üçünden de yüz akıyla çıktılar. Fuar ilk defa yapılmasına rağmen fevkalade profesyoneldi. Ziyaretçi sayısı akşam saatlerine doğru kalabalık olmaktan çıkıp izdihama dönüştü. Bazıları, insan selinde birbirlerini kaybediyorlardı. Geceyse aynı zamanda şenlik havasına büründü. Doğu Anadolu ağırlıklı olmak üzere Türkiye'nin bir çok yöresinden iştirakçi firma, envai çeşit mamulü ile oradaydı. Kurultaysa gerçeklerin bütün çıplaklığı ile konuşulduğu gayet olgun ve seviyeli geçti. Tebliğler kitaplaştırılarak kişi ve resmi mercilerin istifadesine sunuldu. Halbuki o da ilk defa tertipleniyordu. Ankara artık fark edilmeli. Elazığ, dünyanın en güzel mermerlerini çıkartan bir diyar. Meşhur vişne mermeri yatakları Alacakaya'da. Mermer fabrikalarını, iplik fabrikalarını, mobilya fabrikalarını, esnafı, çarşıları gezdik. Bunları görüp hayranlık duymamak mümkün değil. Hem tesislerin büyüklüğüne, hem insanlarının terbiyesine ve hem de onlardaki azme. Bir misal her şeyi anlatmaya yeter. Bu mermer fabrikalarından birinin Amerika'da iki tane deposu var. Amerika, Çin, Uzakdoğu gibi ülke ve bölgelere ihracat yapıyorlar. Keza iplik iç ve dış piyasaya satılıyor. Mobilyacılık onlarla yarış halinde. Etkinliklere yurt içi ve yurt dışından Elazığlılar ve Elazığ dostları katılmıştı. Bir kısım milletvekilleri de vardı. Ne yazık ki hükûmetten kimse gelmedi. Eğer ilgili bakanlar olsaydı bu güzel teşebbüsle ateşlenen o gayret, bir kat daha artacaktı. Elazığlı biliyor ki şimdilerde kurtuluş savaşı topla tüfekle değil, ekonomik güçle yapılmakta. Onun için saydıklarımızdan başka alanlarda da üretim ve satış imkânları arıyor. Bunlar güneş enerjisinden daha çok faydalanmaktan tutunuz üzüm sucuğundan, seracılığa kadar çok değişik alanlara kadar uzanıyor. "Tebrizî" ismindeki gül Harput'un sembolü. Sadece görünüş olarak gül değil. Nefis bir kokusu var. Tebrizi gülden harika reçel yapılmakta. Bu gül dahi tek başına Hollanda'nın lalesi gibi Elazığ'ı ayağa kaldırabilir. Şayet lale gibi onu da kaptırmazsak. Çedene kahvesi de öyle, alabalık da, hayvancılık da, Şavak peyniri de, kaplıcaları da, Hazar gölü de, Hazar kayakları da, Harput'un Buz Mağaraları da. Kaynak çok. Devletin birazcık teşvikçi olması gerekiyor. Yoksa Elazığ, bir yabancıyı şaşırtan ölçülerde zengin. Caddeleri sanki İstanbul caddeleri gibi. Zaten bütünüyle bir İstanbul semtine benziyor. Sadece batı illerinde olanlar değil Avrupa'daki her şey de orada mevcut. Elazığ'daki hastane sayısı az vilayetimizde mevcuttur, tam kapasite ile çalışan ve insan haklarına saygılı mükemmel bir üniversitesi var, belki de İstanbul'dan sonra en fazla günlük gazete çıkan ilimiz. Spikerlerimizin bir çoğu da buralı. Elazığ, yurt içi ve komşu devletlerle bağlantıyı temin eden kara ve demiryollarının kavşak noktasında. Devlet bu ilimizden istifade ederek bütün doğu ve güneydoğunun kalkınmasını gerçekleştirebileceği gibi buradan Ortadoğu ve Orta Asya'ya da açılabilir. Toprak var, enerji var, güneş var, dizi dizi imkânlar var, yetişmiş insan var. Yalnızca Ankara yok. Devlet başta Elazığlı iş adamları olmak üzere sermayeyi buralara yönlendirse yepyeni iş kapıları açılır. Huzura gelince; belki Çankaya'dan bile daha huzurlu bir belde. Elazığlı aydın, müteşebbis ve yönetici bütün bu sıraladığımız gerçekleri görmüş ve partiler üstü bir anlayışla mevzubahis faaliyetleri tertiplemiş. Mükafaatını da aldılar. Yorgunlukları zevke ve kalbi huzura dönüştü. Alaka onları dahi şaşırttı. Hamle yapabileceklerine, kendilerinin de ilk adımı atabileceklerine inandılar. Elazığlılara tavsiyemiz şunlar; hız kesmeyiniz. Bir büyük misyonu yüklendiniz. Sizin başlattığınız bu rüzgâr dalga dalga bütün Anadolu'ya yayılarak krizden kurtuluş savaşı zaferle noktalanacaktır. Unutmayınız bu asır Türk'ün asrı olacaktı.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
111723 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/111723.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT