BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haydi iyimserliğe

Bir küçük zümre hariç bütün toplum ağır bunalım altında. İnsanın insanla yüz yüze olduğu her yerde karamsarlık var. Kahvehanede, aile meclislerinde, gazetelerde, televizyonlarda, iş yerlerinde... Üç kelimeden sonra kapkara tablolar çiziliyor. Herkes, farkında olmadan felaket tellallığı yapıyor. Çünkü herkes borçlu, herkes ekonomik krizden bir şekilde etkilenmiş. Bazılarının kendisi işten çıkartılmış bazılarının akrabaları. Bazısı kirasını alamamakta, bazısı borcunu ödeyememekte. Üretim, durmuş veya düşmüş. İşveren, çek-senet, ay sonu kâbusu yaşamakta. Bunlar ve daha anlatılamayan ötekiler...hepsi doğru. Ama tutulan yol doğru mu? Gün 24 saat, hafta 7 gün ağlamakla ele ne geçer? Ne ödenmeyen maaşlar ödenebilir, ne kiralar tahsil edilir, ne de pazardan atık toplayan, ucuz ekmek için kuyruk olan fukaranın sayısı azalır. Çaresizliğe çare üretmekten başka çare yok. Öldük bittik feryatlarını sür'atle terk etmek zorundayız. Allah'a şükür ölmedik, her şey de henüz bitmedi. Bu dünyanın şahit olduğu ilk kriz değil. Böyle bir felaketle ilk defa yüz yüze gelmiyoruz. Felaket bir yangın olabilir, zelzele olabilir. Harp olabilir, kaza olabilir. Bunlar başa gelince nasıl olduğu elbette araştırılır. Ama diyelim ki bir kazada aracın başında durup dövünülmez. En kötü ihtimalle araç elden çıkmıştır. O zaman cana bakılır. Aracın yok olması insanın mahvolması değildir. Cana bir şey olmamışsa şükretmek lazım. Krizde maaşlar gitti, servetler gitti, daha neler gitti. Buna rağmen, mal canın yongası doğrusuna rağmen ruh sağlığı yerindeyse, beden sağlığı yerindeyse çıkış yolları aramak lazım. Rızkın kefili Cenab-ı Hak. Bir kapı kapanır, bin kapı açılır. Yeter ki mâneviyatı yüksek tutarak zorlukların üstüne gidebilelim. Zaten istisnalar bir tarafa bırakılırsa bugün kaybedilen imkânlar gökten düşmemişti, kimse de lutfetmemişti. Canınızı dişinize takarak kazanmıştınız. Allah kısmet etmişse yine kazanılır. Hatta daha fazlası bile olabilir. Yeter ki karamsarlığın altında ezilmeyelim. Para gitse bile. Sağlık az nimet mi, şeref az nimet mi, tecrübe az nimet mi, insanın bir vatanının olması az nimet mi? Ekonomik krizi hep İstiklal Harbi'ne benzettik. Dedelerimiz onu aştılar. Hangi şartlarda? Üstte başta olmadan, vatan işgal altındayken. Öyleyse biz de aşmalıyız. Aşabiliriz. Dayanışma içinde yaşayacak, kader birliği yapacak, iyimser olacak, çevremize iyimserlik yayacağız. Her devirden daha anlayışlı olma zamanı. Herkes birbirine anlayış göstermeli. Bardağın dolu tarafını göreceğiz. Kavga ile bir yere varılmaz, laf üretmekle karın doymaz, hiçbir memleket hastanelerinin doluluğu ile kalkınmaz. Hastaneye düşerek, hapishaneye girerek nereye varılır? Çok zengin hayata 5 kuruşsuz başlamıştır. Kabul edelim ki dünya bugün kuruldu. Biz de dünyaya yeni geldik. Haydi "Bismillah!" Zor zamanlar, kahramanlarını bekliyor. 10 yıl sonra cebinde otobüs bileti olmadan dağların altına girip katrilyonluk zengin olmuş vatandaşlarımız konuşulacak. Durgun sular kokar. Belki de bir çok durgun sular oluşuyordu. Akan ırmaklar gibi pırıl pırıl olmalı. Ve beterin beterini vermemesi için yüce Allah'a dua etmeli. 10 Eylül'e kadar sadece ekonomik kriz vardı. 11 Eylül'le birlikte bir de Afgan savaşı çıktı. Beteri olmasın diye dua ihmal edilmemeli. Dua deyip geçilemez. Yer-gök dua üstüne. Avusturya maçına çıkarken Futbol Federasyonu Başkanı sayın Coşkun Ulusoy "ekran başındakiler bize dua etsinler" çok samimi olarak bir istekte bulundu. Sonra da ekledi "Allah, bizimledir". İşte Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın ruhunu şâd eden sır. Duaya sığınmak, Allah'la olmak. O zaman zafer geliyor.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
129792 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/129792.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT