BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Köyler bittikten sonra...

Köyler bittikten, köyler kalmadıktan, köyler terk edildikten sonra köy kavgası başladı. Kim bilir belki de bu geçim darlığından sonra tersine göç başlayacak ve köyler yeniden şenlenecektir. Siyasetteki çekişme o şenliğin işareti olabilir mi? Köy denilen ne Kadıköy, ne de Mecidiyeköy. Mevzubahis olan Anadolu köyleri. Köylerimiz, yol, su elektrik, telefon gibi alt yapı imkânları bakımından dünle mukayese edilemeyecek kadar artıdalar. Buna rağmen köyün yığınla meselesi var. Birinci mesele bahçenin tarlanın sahipsiz kalması. Köyden şehire göçler yüzünden tarlalar, bağlar, bahçeler, istemeye istemeye yazı-yaban olmaya bırakıldı. İkinci önemli mesele ise köylünün ürettiğinin karşılığını alamamasıdır. Şayet üretilenin karşılığı alınsa belki şehirde işsiz güçsüz gezen bir kısım insanlar köydeki servetini yeniden keşfedecektir. Köy, bizde hep konuşulur. Temel hedeflerimizden biri köylü toplum olmaktan kurtulmaktır. Bu hedefin ufuk olarak milletin önüne gelmesi Turgut Özal'ladır. Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit'in öyle bir derdi yoktu. Demirel'in köylüyü şehire taşımak yerine olduğu yerde kalkındırmak gibi bir fikri vardı denebilir. Ecevit'se bir şehir çocuğu olduğu halde köye hep yakınlık duydu. Bazı sloganları vardı. 'Doğa Kanunu'. Ne demek istediğini kimse anlamadı. 'Toprak işleyenin, su kullananın'. Ve 'Köykent' projeleri. Zaman içinde Bülent Ecevit, diğerlerini hatırlamaz olduysa da Köykent fikrinden vazgeçmedi. 30 yıldır arada bir hararetli şekilde konuşulur ve unutulur. Doğrusu onun ne olduğunu da köylümüz ve belki de kamuoyu tam anlamış değil. Eğer murat edilen Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz başta olmak üzere bazı yörelerimizdeki küçük köylerin -mezra- bir araya getirilerek veteriner, ilaçlama, su, elektrik, cami, okul, sağlık ocağı, postane, emniyet, muhtarlık... şeklindeki sosyal hizmetlerin topluca verilmesi ise buna karşı çıkmamak lâzım. Ama ne yazık ki geçen zaman zarfında uygulamadan çok Ankara tartışmaları yapıldı. En kötüsü ise ortaya çıkan örneklerin köylüyü güldürmesi oldu. Köylü ne kendisi yapılan eve taşındı ve ne de hayvanlarını yeni ahırlara koydu. Buradaki traji komikliği bilhassa dikkatlere sunmak isteriz. O kadar diplomalı adam, bu kadar münakaşadan sonra köylünün hayvanı için beğeneceği bir yeri dahi yapmakta zayıf not aldı. Bugün Köykent projesinin hakkıyla bir fizibiliteye sahip olduğunu sanmıyoruz. Plan projelerin, fizibilitelerin yapıldığı günler çok arkalarda kaldı. O günkü köylerden bir çoğunda bugün iki-üç hane ya var ya yok. Bir çoğunda okullar kapalı. Onun için Dünya Bankası'nın sahip çıktığı şeklindeki iddialar biraz şüpheli. Buna rağmen her biri bir tepe başındaki köy evlerinin bir araya toplanmasında fayda var. İyi de... Şu gerçeği ne yapacağız? Köyler kentleştirilmek istenirken şehirler köyleşti. Şehir hayatı kaldı mı? Kalkınamayan, gerileyen, tükenen şehir, köyü nasıl kalkındırır. Şu lümpen kültürün bir felaket halini almasından korkarız. Ne köylü, ne şehirli insanda hangi aidiyet fikri yer edecektir? Köy-Kent derken... Kent-Köyler doğdu.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
130376 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/130376.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT