BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

RUSYA FEDERASYONU’NUN SONU

1917’de Lenin ve arkadaşları, komünist bir ihtilalle Çarlık Rusya’sına son verip yerine SSCB-Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ni kurdular. İdeolojileri, “işçi sınıfının iktidarı”ydı. SSCB’nin hedefi, bu ideolojiyi bütün ülkelere ihraç etmek ve bütün dünyada orak-çekiçli kızıl bayrağı dalgalandırmaktı.
Birinci Dünya Harbi, imparatorlukları tasfiye ederken millî devletlere kapı aralamış, fakat komünizme geçit vermişti. İkinci Dünya Harbi ise ırkçılığa geçit verdi. Bu harpten sonra insanlık, “iki kutuplu dünya” ve “soğuk savaş” kavramlarıyla tanışacaktı. Moskova, 1917’de rejim değişikliğine giderken “yoldaşlar” bulma arayışındaydı. Ankara’ya bu maksatla yaklaşmaya çalıştıysa da II. Dünya Harbi’nden sonra Stalin, bizden Kars, Ardahan ve Boğazları isteyip tehditler savurunca Ankara dikkat kesildi. O güne göre 93 Harbi, dün denecek kadar yakın ve tesirleri devam ediyordu. Bu arada dünya, “komünist blok” ve “antikomünist” blok diye iki ayrı cepheye ayrılmıştı. Zikrettiğimiz tehditler, Ankara’yı antikomünist bloka yaklaşmaya mecbur etti. Onunla da kalınmadı. NATO diye askerî bir teşkilat kurulmuştu. Türkiye, bu teşkilata da girmek istedi. Bunun için bir şart koşuldu. Türk askeri, evvela Kore’ye gidip şehitler verdi, ondan sonra bu teşkilata kabul edildi.
Netice itibarıyla kısa zaman içinde kuzeyimizde devasa bir kızıl imparatorluk meydana gelmiş, SSCB kılıklı, işçi sınıfı iktidarı aldatmalı bu kuvvet, bütün Kırım, Kafkaslar, bütün Orta Asya, bütün Balkanlar ve bütün Baltık ülkelerini yutmuştu. Bir Sofya artık uzak uzaktı, bir Bakü bile uzak uzak ve uzaktı. Onlar ve daha niceleri “Demir Perde’nin ardında kalmışlardı. Kızıl imparatorluk, ideolojisini ya bir ülkeyi işgal edip yutarak icra ediyor veya ajan faaliyetleriyle girip gençlik ve işçiler eliyle taraftar bulmaya çalışıyordu. Bizde 1970’lerdeki 10 yıl süren sokak dehşetinin sebebi budur.
Kızıl Ordu, 1956’da Macaristan’ı, 1968’de de Çekoslovakya’yı işgal etti. Varılan noktada Sovyet ordusunun adı bile memleketleri korkutmaya yetiyordu. Bu azametteki Sovyetler Birliği, ayrıca darbeler yaptırarak da ideoloji ihracına devam ediyordu. Nitekim Cemal Abdünnasır’a destek vererek 1952’de Mısır’da kendine yakın bir iktidar kurdurdu. Rusya, böylece Akdeniz’in güneyine ve Afrika’nın kuzeyine adım atmıştı. 1970’te ise Suriye’de askerî bir darbe yaptırarak Hafız Esad’ı işbaşına getirdi. Türkiye, güneyden de kuşatılmıştı. Nitekim en güçlü komünist partilerden biri de Kıbrıs’taydı. Sovyetler Birliği, 1979’da Babrak Karmal ve Necibullah gibi ajanlarının davetiyle Kızıl Ordu’yu göndererek Afganistan’ı işgal etti. Aynı tarihten biraz sonra da PKK’yı kurdurup elebaşına Suriye’de mekân tahsis ettirerek Türkiye’de terör estirmeye başladı.
O efsanevi Kızıl Ordu, büyük bir kibirle Afganistan’ı işgal ettiğinde bütün dünya şunu soruyordu: “Afganistan, Ruslara karşı acaba bir hafta dayanabilir mi?”
Soru haksız değildi. Bir tarafta azgın bir “ayı” öbür tarafta ürkek bir serçe vardı. Ama buna rağmen bütün beşerî hesaplar altüst olacaktı. Bu hesaplar dua unsurunu ihmal ediyordu. Müslümanlar, Afganistanlı kardeşlerine gece- gündüz dua ediyorlardı. “Mücahid Direnişi” Afgan millî mücadelesi, 10 yıl sürdü. Sonunda, evet, bir devlet yıkıldı. Ne var ki yıkılan, serçe kadar canı olan Afganistan değil, komünist Rus imparatorluğu oldu. Takvimler 1989’u gösterdiğinde SSCB büyük bir gürültüyle çöktü. Demir Perde, kâğıda döndü, Berlin Duvarı aşıldı. SSCB’nin yani Kızıl Rusya’nın çöküşüyle Orta Asya, Balkan ve Baltık devletleri hürriyetlerine kavuştular. Azerbaycan hariç Kırım ve Kafkas ülkeleriyse bu kadar talihli olamadılar…
Bu hafıza tazelemesini niçin yaptık?
Şunun için:
Baştaki sözde devlet adamlarının davetiyle işgal ettiği Afganistan’da zulümler yapan SSCB, yıkıldı. Onu, Afganlılar, çağırmamıştı. Çağıran kendi adamlarıydı. Sovyetler yıkılınca yerine daha küçük bir devlet olarak Rusya Federasyonu kuruldu. İlk zamanlar o da dağılma sürecine kapılmıştı. Devlet başkanları kifayetsizdi. Ruslar, Vladimir Putin diye bir lider çıkararak toparlandılar. Ancak bugün Putin de kibir ve azamete kapılmıştır. O’nu da Suriye halkı değil, hizmetinde olan biri çağırmıştır. 1979’da Necibullah Afganistan’a, 2011’de Beşar Esad Suriye’ye çağırdı. Kızıl Ordu gibi bugün Rusya yine zulmediyor. Suriye’de ölen her çocuğun, Akdeniz’de boğulan her bebeğin, sınırlarda perişan olan her mültecinin gencecik yaşta şehit olan her Mehmedciğin, vebali Beşar Esad’dan evvel Vladimir Putin’ine aittir.
“Bahar Kalkanı”yla Suriye’de yeni bir döneme girilmiştir. Bu girilen yeni dönem, bu yükselen dualar, bu defa da Rusya Federasyonunu çökertebilir. Zira hiçbir zulüm payidar olmaz. İdlib, çöküşün başlangıcı olacağa benziyor. İHA ve SİHA adlı kartallarımız, Putin rejiminin balonunu patlatmıştır.
Putin, bize karşı samimi olmadı, Putin, dostluğumuzun kıymetini bilmedi.
Bu mülteciler AB’nin, bu zulümler Rusya Federasyonu’nun sonu olabilir.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
612501 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/612501.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT