BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Evliliklerde olur böyle şeyler!"

"Bırak bunları, biz arkadaşız şurada. Bekir Ağabeyin de konuşur Şerif’le. Biraz aklını başına toplar."
 
Koltuğuna geldiği zaman oğlunun uyandığını gördü Şerif. Hemen oturdu yanına:
- Emre Can’ım benim, babayla gezmeye gidiyorsun sevgili oğlum...
Zavallı küçük çocuk şaşkın, hiçbir şeyden habersiz etrafına bakınıyordu.
Sabah ezanı okunmaya başladığı zaman Hacer ve Nazan hâlâ uyumamışlardı. Bekir birkaç saat önce izin isteyip yatmıştı. Ertesi gün işe gidecekti. Oto sanayinde kaporta ustası olarak çalışıyordu Bekir. Şerif’le ortaokul sıralarından arkadaştılar. Şerif ortaokulu bitirmiş, daha sonra tahsiline devam etmeyerek hazır giyim atölyesine girmişti. Sonra da bir mağazada kısım şefliğine kadar yükselmişti. Bekir ise meslek lisesine devam etmiş ve zanaat sahibi olmuştu.
- Sabah oldu bile kız... Ben bir çay koyayım... Sıcacık içeriz. Yatılmaz bundan sonra... Kahvaltımızı yaparız bir güzel...
Nazan yutkundu:
- Ben kahvaltıya kalmayayım Hacer. Şerif işe gidecek, oğlan yalnız kalamaz... Bir an önce gideyim. Yatıp uyuyunca siniri geçmiştir Şerif’in... Kendinde değildi zaten... Biraz da içmiş galiba. Neyse, toparlamıştır...
- Biraz daha aydınlansın o zaman hava... Az daha bekle...
Nazan tedirgindi:
- Beklemeyeyim Hacer. Bütün bir geceni bana hasrettin, sen çok iyi bir arkadaşsın. Sağ ol var ol! Hep yanımdaydın zaten...
Hacer “boş ver” der gibi dudak büktü:
- Bırak bunları, biz arkadaşız şurada. Bekir Ağabeyin de konuşur Şerif’le. Biraz aklını başına toplar. Geçer gider bunlar. Evliliklerde olur böyle şeyler. İnsanız hepimiz be Nazan. Şerif de bir bunalım geçiriyor herhâlde...
Nazan boynunu büktü. Birkaç dakika sonra dayanamayarak kalktı yerinden. Yanağındaki tokadın izi iyice belirginleşmişti artık. Rengi gittikçe koyulaşan bir morartı yüzünün bir bölümünü olduğu gibi kaplıyordu. Hacer acıyarak baktı arkadaşına:
- Canın yanıyor mu?
Başını iki yana salladı Nazan:
- Yok, yanmıyor... Artık hiçbir şey canımı yakmıyor...
Acı bir gülümseme ile baktı Hacer arkadaşına sarılıp iki yanağından öptü:
- Ne zaman istersen gel...
Nazan her şey için teşekkür ettikten sonra sessiz daha güne başlamamış sokaklardan hızla geçerek evine vardı. Usulca tıklattı kapıyı. Beklemeye başladı. Şerif’in uyuyup kaldığını düşünüyordu. Anahtarı da yoktu. Biraz bekledikten sonra daha kuvvetli vurdu kapıya. Hiç ses gelmiyordu içeriden. Bu sefer daha kuvvetli çaldı. Ses seda yoktu. Tedirgin olmuştu. Gürültüye karşı komşusu açtı kapıyı. Nazan’ı görünce hayretle baktı:
- Hayırdır Nazan Hanım?
- Kapıda kaldım. Kapı kapanıverdi arkamdan. Şerif uyuyor, duyuramıyorum.
        ***
Karşı komşunun karısı da çıkmıştı kapıya. Pek samimi görüşmezlerdi ama arada bir gidip gelirlerdi. Nazan morarmış yüzünü saklamaya çalışarak gülümsedi:
- Kapıda kaldım...
Kadın sabahlığının önünü iyice kapattı. Üşümüştü:
- Gel ara pencereden geç eğer sığarsan. Demin fark ettim, sizin de aydınlık camı açık...
Nazan başını salladı:
- Geçerim. Bir kere daha olmuştu hatırlarsanız. Yine anahtarı unutmuştuk. DEVAMI YARIN...

 
YETENEKLİ KALEMLER
 
Gönlünüz zengin olsun yeter
Size bir tek insana ait güzel bir hâlden söz edeyim mi? İnsanın sahip olduğu imkânlardan, muhtaç olanlara tabii ki belirli miktarda ve Allah rızasından başka hiçbir amaç gütmeden, ihsan ve yardımda bulunmak. Bu bir tek insanlara özeldir… Ve insanları çok üstün kılan bir ahlak kuralı bu…
Cömertlikten söz ediyorum evet…
Bu öyle güzel bir ruh hâlidir ki herkese nasip olmaz… Çünkü cömert insan muhtaç olanlara vermeye, onlara ihsanda bulunmaya yönelir ve bundan çok büyük bir keyif alır.
Bu karaktere sahip olan kimse bireysel ve sosyal alanda gerekli olan her konuda yardım eder.
Üstelik bu konuda ona hiçbir yaptırım yoktur. Hiçbir ödül yoktur; onun da bu şekilde hiçbir beklentisi yoktur. O bunu candan ve gönülden severek yapar…
Onlar rızkı veren Allah'tır duygusuna kalpten inanırlar. Onun için de kalpleri tertemizdir pırıl pırıldır. Çok varlıklı olmasalar da gönlü zengindir bunların…
Onlar haklarını herkese helal eder. Hatta hakkını yiyenleri affeder. Hatta kendi ihtiyaçlarını düşünmeden gerçek ihtiyaç sahibinin ihtiyacını gidermeye çalışır. Şöyle bakın isterseniz kendinizden başlayıp etrafınıza… Ne kadar varsınız?
           İbrahim Murat-Antalya
 
 
ŞİİR
 
          Sorumsuz Dünya
 
Bir ömür bitiyor ne yazık namlunun ucunda,
Yardım istiyor bizden ihtiyaç olduğu anda.
Görevini bilecek var mı şu dünyada?
Sorumsuzluk, sadece değersiz bir hurda.
 
Burası olmuş koca bir zulüm dünyası,
Etrafına bak, her yerde bir kan davası.
Sanki dünya değil, ıstırap mekânı,
Yakılmış sönmüyor, her yerde zalimin çırası.
             Ahmed Enes Okur
 
PRATİK BİLGİLER
 
DENEMEYE DEĞER:
Soğan soyarken sakız çiğnerseniz gözünüz yaşarmaz, patatesin çabuk haşlanması için bir patatesin yarısını soyarak kaynatın; yumurtayı çabuk pişmesi ve çatlamaması için tuzlu suda haşlayın…
 
ÜTÜ YAPARKEN
Ütü yapmayı kolaylaştırmak ve ütüleme süresini kısaltmak için ütü masası kılıfı altına alüminyum folyo serip üzerini kılıfla kapatırsanız folyo sıcağı yansıtacağı için ütüyü daha kolay ve çabuk yapabilirsiniz.
 
AİLE –ÖĞÜT
​“Darı unundan baklava, incir ağacından oklava olmaz.”
Atasözü
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
600046 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/seckin-baskan/600046.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT