Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Medeniyetin dar boğazı Hürmüz
0:00 0:00
1x
a- | +A

Tarih, bazen bir boğazın daralmasına sığacak kadar küçülür; bazen de o daralmada bir çağın yönünü değiştirir... 17 Şubat’tan bu yana Hürmüz’de yaşananlar, ekonomi kitaplarının değil; tarih kitaplarının milat bölümüne girecek cinsten. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol’un petrol tarihinin en büyük arz kesintisi dediği bu süreç, bir enerji krizi olmanın çok ötesinde. Bu, küresel sistemin âdeta şah damarının kesildiği ve dünyanın buna ne kadar hazırlıksız olduğunun acı bir itirafı niteliğinde...

Önce rakamları masaya koyalım ama borsa ekranındaki gibi değil, hayatın içindeki karşılığıyla... Bugün dünyada petrolün varil fiyatı 100 dolar sınırına dayandı, küresel ekonomi ise son yılların en sert frenini yaparak yüzde 2,9 küçüldü. Belki New Orleans Limanı’ndaki gübre fiyatlarının bir haftada yüzde 32 artması size uzak bir veri gibi gelebilir. Sakın aldanmayın. Bu rakam, yaklaşan bir fırtınanın en net habercisidir. Çünkü gübre pahalanırsa buğday pahalanır. Buğday pahalanırsa sofradaki ekmek küçülür. Ve tarih bize defalarca göstermiştir ki; ekmek pahalanırsa, sokaklar gerginleşir... Hürmüz’deki bir engelleme, aynı anda hem akaryakıt istasyonunda hem de ekmek fırınında hissedilir. İşte bu yüzden bu krize sadece benzin kuyruğu hikâyesi demek eksik olur. Bu, küresel refahın ne kadar ince bir ip üzerinde dans ettiğinin ispatı niteliğinde.

Geçmiş krizlerde problem hep fiyattı...

1973’te petrol vardı ama pahalıydı. 1979’da üretim düştü ama akış sürdü. Bugün geçmişteki krizlerden çok daha farklı, çok daha sinsi bir tehditle karşı karşıyayız. Amerikan Merkez Bankasının raporlarında tam fiziksel engelleme olarak geçen bir kördüğüm bu. Mesele sadece petrolün pahalanması değil, petrolün oradan fiziksel olarak çıkamamasıdır. Küresel petrol arzının yüzde 20’si, sanayinin bel kemiği olan metanol, alüminyum ve sülfür gibi ham maddelerin üçte biri ve evleri ısıtan, fabrikaları çalıştıran LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) ticaretinin devasa bir bölümü o daracık boğaza sıkışmış durumda. Söylemeye çalıştığım şu; Hürmüz artık bir petrol güzergâhı değil, küresel teknoloji ve sanayi medeniyetinin omurgasıdır!

Şimdi gelin bu kaosun faturasını kimin ödediğine, kimin kasasını doldurduğuna bakalım... Moskova, 2022’den bu yana en zor bütçe dönemini yaşarken Hürmüz krizi Rusya’nın mali ve jeopolitik pozisyonunu beklenmedik biçimde güçlendirdi. İran piyasayı dondurunca Rusya hem yükselen fiyatlardan bütçe açığını kapattı hem de İran ile kurduğu özel kanal sayesinde boğazdan geçiş imtiyazı elde eden tek aktör oldu. Washington ise kendi müttefiklerini koruyamazken Rus petrolüne geçici muafiyet tanımak zorunda kaldı. Bu askerî bir mağlubiyet değil. Daha derinde bir şey; stratejik ve ahlaki bir çöküş...

Pekin ise farklı bir oyun oynuyor. Yıllar önce Rusya ile kurduğu Sibirya'nın Gücü boru hattı sayesinde Hürmüz’e bağımlılığını azaltan Çin, bugün krizin ortasında görece daha dengeli bir pozisyonda duruyor. Öte yandan İran’dan yapılan petrol sevkiyatlarının hayalet tankerler üzerinden devam etmesi, bu denklemin görünmeyen ama kritik bir parçası olarak öne çıkıyor. Ancak bu rahatlığın ardında tamamen pasif bir tablo yok; aksine fırsatçı bir hesap var. ABD donanması Basra Körfezi’nde yoğunlaşırken Pekin’in stratejik odağı giderek Tayvan Boğazı’na ve Güney Çin Denizi’ne kayıyor. Hürmüz’deki her kriz dalgası, Washington’ın Hint-Pasifik’teki dikkat ve kaynak kapasitesinden eksilen bir stratejik maliyet kalemi anlamına geliyor.

Batı bu krizi jeopolitik bir satranç gibi izlerken, Doğu Asya gerçek acıyı yaşıyor. Japonya, petrol ihtiyacının %90'ından fazlasını, Güney Kore ise yaklaşık %65'ini Hürmüz Boğazı üzerinden geçen tankerlerle karşılamaktadır. Bu rakam bir politika tercihi değil, coğrafi bir mahkûmiyet. Yen ve won değer kaybettikçe Japonya ve Güney Kore’de fiyatlar yükselirken ekonomik büyüme de zayıflıyor; bu da iki ülkeyi zor bir ekonomik sıkışmaya itiyor. Hindistan ise daha da çetrefilli bir denklemin içinde. Yeni Delhi, bir yanda Washington ile ittifakını korumaya, diğer yanda İran ile arka kapı diplomasisi yürütmeye çalışıyor. Hayatta kalmak böyle bir şey işte. Büyük güçlerin satranç tahtasında küçük fakat stratejik bir kare olmak.

Öte yandan krizin beklenmedik kazananları da var. Nijerya 21 milyar dolarlık ekstra gelir bekliyor. Cezayir, Brezilya, Angola; boğazlardan uzak enerji sahaları bugün altından daha değerli. Ancak bu kazanç, küresel sistemin çivisi çıkarken sadece birkaç aktörün geçici olarak servetlenmesi anlamına geliyor. Zenginlerin zenginleştiği, faturanın her zaman en zayıf halkaya kesildiği o acı formül burada da işliyor.

Bu çerçevede, Hürmüz’deki düğüm sadece gemilerin geçişiyle ilgili değil, yeni dünya düzeninin kimin elinde şekilleneceğiyle ilgilidir. Batı’nın donanma gücüyle çözemediği, Doğu’nun ise sessizce izlediği bu krizde Ankara; hem masada hem sahada kurduğu bu hassas dengeyle aslında dünyanın yeni enerji mimarisini inşa ediyor. Şah damarı kesilen küresel sistemin hayatta kalması, belki de ne Washington’ın yaptırımlarına ne de Pekin’in suskunluğuna ne de Tahran’ın hesaplarına bağlı. Bugün çözüm, köprüleri yıkmakta değil; o köprülerin anahtarını elinde tutanların ferasetinde gizli. Zira tarih, sadece kriz çıkaranları değil, fırtınanın ortasında liman inşa edenleri yazar...

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...