BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Annesi nerede bu çocuğun?"

Emre Can tedirgin bir şekilde babasının eline yapışmıştı. Lokanta sahibi kuşkuyla baktı küçük çocuğa!
 
Karınlarını doyurduktan sonra mesai saatinin başlamasını beklemek üzere biraz dolandılar. Ardından Şerif hemen bir avukata gitti. Olanları kendince anlattı ve boşanma davası açmak istediğini söyledi. Avukat genç adamın elindeki vekâletnameyi inceledikten sonra omuzlarını kaldırdı:
- Bu vekâletname elinizde olduktan sonra bir celselik işimiz var demektir. Hemen şimdi gereken evrakları hazırlatırım. Başvururuz. Adliyedeki arkadaşlar vasıtasıyla erken bir tarihe duruşma günü alırım. Bana yarın öğleden sonra tekrar gelin...
Avukattan çıktıktan sonra cebindeki parayı saydı Şerif. Avukata da verdikten sonra çok az bir şey kalacaktı. Bir iş bulmak zorundaydı. Otele doğru giderken bir lokantanın camında asılı ilanı gördü. Bulaşıkçı arandığı yazıyordu. Hiç düşünmeden girdi içeriye. Biraz sonra lokanta sahibiyle anlaşmıştı. Her gün sabah yedi buçukta işbaşı yapacaktı. Oğlu da yanında durabilecekti. Gece ona kadar sürüyordu işi. Lokantanın arka tarafında yatmalarına da izin vermişti patron. Kendi kendine gülümsedi: “İşimiz yaver gitti... Hiç olmazsa biraz ferahlayana kadar üç beş kuruş kazanırız…”
Cebindeki para bir gün önce kumarda kazandığı paraydı. Borçlarının bir kısmını ödeyebilmek için ayırmıştı onu. Şimdi bütün alacaklılar arkasından çılgına döneceklerdi ama yapabilecek bir şeyi yoktu. O kadar parayı ödeyebilmesi imkânsızın da ötesindeydi çünkü…
Otele dönüp hesabını kesti. İki parça valizini alıp lokantaya geri döndü. Emre Can tedirgin bir şekilde babasının eline yapışmıştı. Lokanta sahibi kuşkuyla baktı küçük çocuğa:
- Annesi nerede bu çocuğun?
Şerif gözlerini kıstı. Soru sorulmasından hoşlanmıyordu. Kararlı bir sesle cevap verdi:
- O bizim meselemiz. Çocuğun bir zararı olmaz size!
            ***
Nazan çaresizlik içinde bütün bir günü kocasını ve oğlunu arayarak geçirdi. Şerif’in çalıştığı mağazaya gitti. Tanımadığı arkadaşlarını bulmaya çalıştı. Kumar oynadığını öğrendiği kahveye gitti. Ama nerede olduklarına dair hiçbir yerden bir tek kelime bilgi dahi alamadı. Öğrendikleri ise farklı şeylerdi. Şerif’in son zamanlarda nasıl geçimsiz olduğunu, hemen bütün parasını kumara yatırdığını, etrafa karşı çok borçlu olduğunu daha bu kadar detaylı yeni duyuyordu. Alacaklıları ise şaşkın ve öfkeli bir şekilde Nazan’a yükleniyorlardı. Zavallı genç kadın çaresizlik içinde hiçbir şey yapamayacağını, kendisinin de her şeyden habersiz olduğunu söylese de anlatamıyordu. Akşam olduğu zaman yine Hacerlere gitmişti. Bekir işten dönmüş, o da etraftan Nazan’ın öğrendiğinden farklı bir şey öğrenememişti. Hacer ise kızgındı Şerif’e:
- Vay Şerif Efendi vay, bu kadıncağızı böyle ortada bırakıp gitmek hangi insafa sığar? Yavrusuna hasret bırakmak...
Nazan ağlamaktan gözleri şişmiş bir şekilde Bekir’e döndü:
- Ağabey, ne olur bundan sonra?
Omuzlarını kaldırdı Bekir:
- Bir şey olmaz kardeşim, bulunursa gider konuşur anlaşırsın, bulunmazsa yapacak bir şey yok. Mahkemeye müracaat edersin, oğlun için velayet davası açarsın. Tabii bunu boşanma davası ile birlikte yapman lazım.
Nazan’ın gözleri açıldı:
- Boşanacak mıyım Şerif’ten? DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
600080 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/seckin-baskan/600080.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT