Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Eski dünya çökerken, İran bir kırılma noktası mı?
0:00 0:00
1x
a- | +A

Günümüzde her şey değişiyor. Bu değişimi kavrayabilmek için zihnimizde çok sayıda soru beliriyor.
Mesela; son gelişmeler Trump’ın çıkmazı mı, yoksa hesaplamalarda bir sekteye uğrama mı?
Trump’ın narsist yapısı kullanılıyor mu, yoksa bu durum stratejinin bir parçası mı?
İran, süreci zamana yayıyor. Çünkü Trump için hızlı sonuç başarı anlamına geliyor. Venezuela örneğinde olduğu gibi Trump, “geldim, aldım, bitirdim” mottosunun İran için de geçerli olacağına ikna mı edildi?

Sahadaki aktörlere baktığımızda Witkoff ve damadı Kuşner’i görüyoruz. Bu durum sizce de tuhaf değil mi?
Devlet aklına ve Amerikan müesses nizamına bağlı isimlerin sahada olmaması bir soru işareti oluşturmuyor mu?
Ordu komutanlarının, Pentagon’un tavrı nedir?
Koskoca Amerikan devlet yapısı hesapsız bir yola çıkar mı?
Sanmıyorum. Ancak burada işlerin yolunda gitmediği de açıkça görülüyor.

Trump’ın çılgınca beyanlarının bir strateji içerdiğini söylemek zor. Bildiğimiz dünya düzeninde diplomasi buna izin vermez. Ancak Trump her şeyi yıkıyor; herkesi aşağılıyor...

Düşünmeden edemiyorum; bu tablo kimin işine yarıyor?

ABD’nin Çin ile bir meselesi olduğu açık. Bu konuda hemfikiriz. Trump, Amerikan borçlarını hızla kapatma iddiasıyla övünüyordu. Aslında İran’a kadar sistem tıkır tıkır da işliyordu. Fakat süreç bir anda farklı bir yöne evrildi. ABD’nin himayesine girmiş Körfez ülkeleri de bu yapıdan çıkış yolları arıyor gibi görünüyor.

Sanki bir el, hikâyenin seyrini değiştirecek taşları yerinden oynatıyor...

Şimdi belki aykırı bir şey söyleyeceğim: Görünürde İsrail, ABD’nin ortağı. Ancak bu savaşın seyri Londra-Pekin hattına yarıyor...
O hâlde İsrail, kimin ortağı?
ABD’nin hızlı ve kolay sonuç stratejisi neden İran’da sekteye uğruyor?
Venezuela örneğinde sessiz kalan Rusya ve Çin, İran’a yönelik bir saldırı konusunda ABD’yi cesaretlendirmiş olabilir mi?
Ama sonuca baktığımızda sahada sessiz de olsa destek veren yine Rusya ve Çin...

İran için bu bir ölüm kalım meselesidir. Süresi belirsiz yaptırımların kaldırılması için atak yapması akılcıdır. İran, yeni dünya sistemine entegre olmak zorundadır ve bunun için mücadele etmektedir. Aslında bu güç gösterisi, önündeki engelleri yavaş yavaş kaldırıyor. Avrupa’nın farklı sesler çıkarmaya başlaması da bunun bir göstergesi. Rusya destek veriyor, ancak Trump, Moskova’dan bir destek işareti olmadığını söylüyor!.. Bu bir çelişki değil mi, Trump buna gerçekten inanıyor mu?

Türkiye, medya üzerinden İran kamuoyunu konsolide etmeye çalışıyor. Trump’ın “Kürt gruplara silah desteği” açıklaması ise ayrıca dikkati çekiyor. Trump’ın hangi sözüne güvenileceği belirsizliğini koruyor. Ancak bu beyan bile Türkiye’nin bazı konularda harekete geçmesi için zemin oluşturuyor.

İran içindeki muhalif grupların ayaklanması, ABD ve İsrail’in işini kolaylaştırır ve süreci hızlandırır. Asıl mesele de budur. Böyle bir ortamda “Suriyelileştirme” stratejisi, Türkiye dâhil hiçbir bölgesel aktörün işine yaramaz.

Bu kurgunun adil olmadığı açık. İsrail kendi çıkarları için tüm köprüleri yaktı. ABD ise hızlı sonuç alma isteğiyle bölgesel dengelerin ömrünü uzattı. Oysa yeni dünya, yeni bir nizam talep ediyor. Tarih boyunca bu tür düzenler savaşlarla, kazananlar ve kaybedenler üzerinden kurulmuştur...

İkinci Dünya Savaşı bunun en önemli örneklerinden biridir. Taraflar, meseleler tam anlamıyla sonuçlandırılmadan masaya oturmuştu. Yalta’da ABD, İngiltere ve Sovyetler Birliği, birçok başlık netleşmeden anlaşma imzalamıştı. Bu nedenle sorunlar tam olarak çözülmemişti.
Joseph Stalin’in ölümünden sonra Sovyetler Birliği’nin çözülme süreci başladı...
Bu tür hesaplar kapanmadan yarım kalan uzlaşmalar, aradan uzun yıllar geçse de yeniden tartışmaya açılır. Sovyetler çöktü, ancak meseleler kapanmadı. Vladimir Putin ile birlikte Rusya yeniden dengeyi değiştiren bir aktör hâline geldi. Tıpkı Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan ile değişen denge gibi...

Evet, bu gelişmeler küresel sistemle koordineli gibi görünse de, hesaplar her zaman kâğıt üzerindeki analizlerle bire bir örtüşmez. İran’da, muhalifler dâhil toplumun rejime sahip çıkması buna bir örnektir. Türkiye’de 15 Temmuz’da yaşananlar da benzer bir kırılma noktasıydı. İstekler ile gerçekler örtüşmediğinde revizyon kaçınılmaz olur...

İran meselesine bakarken tarihsel gerçekleri de unutmamak gerekir. Osmanlının Batı’ya doğru genişlemesinde, İran coğrafyasından gelen hamleler sık sık engel oluşturmuştur. Bugün Suriye ve Irak’ta yaşananlar da benzer örnekler barındırır.

Ancak şimdi bunları tartışmanın zamanı değil. Küresel yeniden yapılanma sürecinde, özellikle İsrail’in İran’a yönelik hamlelerinin gölgesinde Tahran’ı eleştirmek doğru bir yaklaşım olmayabilir. Bu başlıklar daha sonra yeniden ele alınabilir. Şu an büyük fotoğrafa odaklanmak gerekiyor.

İsrail gerçekten kimin aparatı? Nereye kadar genişlemesine izin verilecek?
Trump’ın karakteri hangi stratejilerin sahadaki yansımasıdır?

Trump sosyal medyada kontrolsüz açıklamalar yaparken, Rusya’dan gelen mesajlar daha da dikkat çekici. Medvedev’in sözleri bu bağlamda oldukça anlamlı:

“ABD sadece 249 yıllık bir devlet. Pers İmparatorluğu ise 2500 yıl önce kuruldu. Bakalım 100 yıl sonra neler olacak?”

Ayrıca Medvedev’in bazı ülkelerin İran’a nükleer silah temin etmeye hazır olduğunu söylemesi ve “Trump çılgın politikasını sürdürürse üçüncü dünya savaşı çıkabilir” uyarısı da dikkatle okunmalıdır. Ona göre bu süreç, İran’ın nükleer çabalarını daha da hızlandıracaktır...

Bu ifadeleri alt alta koyduğumuzda, açık mesajlar verildiğini görüyoruz. Medvedev’in sözlerinin, Putin’in söylemek istedikleriyle uyumlu olduğu biliniyor. Mesele sadece Putin değil; Rusya bu sürecin kazananı olmak için sessiz ve derinden ilerliyor...

İran’ın savaş yönetimine baktığımızda da bu yaklaşımın izlerini görürüz. Rusya’nın tarzı gibi olduğunu: Sesi az, etkisi gecikmeli ama belirleyici...

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…