BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

​Kaybettiği kızının acısı yüreğini dağlıyordu...

Neveser Hanım hayretle baktı oğluna. Onun ağzından ilk defa böyle bir şey duyuyordu...
 
Genç kadın odadan çıktıktan sonra oğluna döndü:
- Önder, Nazan çok tatlı bir kadın. Ne kadar memnun olmuş bu günden...
Önder düşünceliydi:
- Bana hayat hikâyesini anlattı. Yaşadıklarından bahsetti. Çileli bir hayatı olmuş.
Neveser Hanım omuzlarını kaldırdı:
- Mutlaka meşakkatli bir hayatı vardır tabii. Hele son yaşadıkları! İnsanın evladına hasret olması ne feci bir şey...
Gözlerinin dolduğunun görünmemesi için başını çevirdi. Kaybettiği kızının acısı yüreğini dağlıyordu. Önder annesinin hüzünlendiğini görünce konuyu değiştirmeye çalıştı:
- Evet anne, Nazan Hanım çok hoş bir kadın... Keşke hayatımda böyle biri olsaydı. Bir ömür birlikte olabilseydim...
Neveser Hanım hayretle baktı oğluna. Onun ağzından ilk defa böyle bir şey duyuyordu...
           ***
Şerif Manavgat’taki lokantanın açılışının ardından inanılmaz bir çalışma temposuna girmişti. Sabah erkenden kalkıyor, dükkânın hazırlanmasına nezaret ediyor, ardından aşçıyla konuşup eksikleri tespit ediyor ve Halil’in bu lokanta için aldığı kamyonete binip pazara gidiyor, alışverişi yapıyor, dükkâna dönüp yemeklerin hazırlanmasını kontrol ediyordu. Öğle saatlerine doğru özellikle gruplar hâlinde gelen turistlerle günün meşakkatli saatleri başlıyordu. Oldukça iyi bir müşteri potansiyeline sahipti lokanta. Tutunmuştu. Şerif’in titiz çalışmasıyla diğerleri arasından sivrilmeye başlamıştı bile. Emre Can için de bulunmaz bir yerdi kaldıkları yer. Akşama kadar yemyeşil ağaçların arasında koşturuyor, lokantaya ait iki köpek yavrusuyla bütün gününü geçiriyordu. Akşam ise kaldıkları müştemilata gidip erkenden uyuyordu…
Hızla büyümeye başlamıştı küçük çocuk. Serpilmişti. Şerif yaptığı hataları ve ödediği ve ödettiği bedellerin ardından inanılmaz bir hırsla sarılmıştı hayata… O sabah yine erkenden kalkmıştı. Kasanın bulunduğu yerdeki telefonun çalmasıyla ellerini kurulayarak o tarafa seğirtti. Arayan Halil’di.
- Şerif nasılsın kardeşim?
- İyiyim patron. Her şey güzel burada...
- İyi, iyi, aman iyi olsun. Burada işler durgunlaştı. Esnaf da tatile mi çıktı nedir? Ha unutmadan, neden aradım sabah sabah! Avukatın aradı. Bana bir telefon etsin dedi... Elçiye zeval olmaz. Benden iletmesi. Bir isteğin var mı benden?
- Yok patron, sağlığın... Sağlıcakla kal...
Telefonu kapattı. Saat dokuza geliyordu. Fazla bekleyemedi, avukatın numarasını çevirdi. Az sonra karşısındaydı:
- Alo, ben Şerif... Beni aramışsınız...
- Hah, Şerif Bey, boşanma ilamınız çıktı. Temyiz süreniz doldu. Artık hür bir insansınız. Oğlunuzun velayeti de size verildi. Ben ilamı aldım. Nüfusa işlettim. Antalya’ya geldiğinizde size takdim ederim. Belki hafta sonu çoluk çocuğu alıp biz geliriz o tarafa...
Şerif gülümsedi:
- Teşekkürler avukat bey, beklerim buyurun. Buralar çok güzel... DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
600437 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/seckin-baskan/600437.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT