BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Utanıyorum!

Süleyman Özışık
Facebook
Kahır zamanlarını yaşıyoruz. Dehşet hissi uyandıran felaket haberleri ardı ardına geliyor. Önce Suriye'den gelen şehit haberleri, ardından Van'da yaşanan korkunç çığ faciası. Çığ altındakilere yanarken bu kez Sabiha Gökçen'de yaşanan uçak kazası...
İyimser konuşmak, "Daha önceki felaketlerde olduğu gibi yine omuz omuza vererek, yine tek yürek olarak yaralarımızı saracağız" diyeceğim ama...
Yok kardeşim!
Ekranlarda konuşulanlara, sosyal medyada yazılanlara baktıkça umudun yerini umutsuzluk alıyor. Konuşanların konuşmalarına, yazanların yazdıklarına bakıyorum.
Elâzığ’da enkazın altında, Van'da çığın altında kalan asıl şeyin insanlık olduğunu görüyorum.
Suriye'ye bakıyorsun...
Birileri, şehit askerlerimizin katili olan Beşar Esad ile masaya oturulması gerektiğini tavsiye ediyor.
Elazığ'a bakıyorsun...
Ana muhalefetin lideri Elazığ'da ilk günden itibaren yaraları sarmak için seferber olan Kızılay'a iftira atıyor, "Bir tek Kızılay çadırı yoktu" diyor. 
Van'a bakıyorsun...
Birileri yaşanan felaketi getirip Cumhurbaşkanı'na bağlıyor, "Cumhurbaşkanı'nın Başdanışmanı Gülşen Orhan nedeniyle çığ faciası yaşandı" diyor. 
Sabiha Gökçen'de yaşanan uçak kazasına bakıyorsun...
Birileri meseleyi yeni İstanbul Havaalanı'na, birileri ise Kanal İstanbul'a bağlayarak mevcut hükûmeti suçluyor.
Konuşanları izlerken ya da yazılanları okurken kanım çekiliyor.
Fiziki yapıları nedeniyle insan olarak tanımladığımız bu ucube güruhun söylediklerine, yazdıklarına akıl sır erdiremiyorum.
Düşünün ki...
Tamamen pilot ve kule hatasından kaynaklanan bir uçak faciası yaşamışız. Uzman olarak görüşü alınmak üzere televizyon ekranına bağlanan bir pilot "Kanal İstanbul niye yapılıyor. 3. Havaalanı niye yapıldı" diyor.
Yetmiyor.
Bir çıldırmışlık hâliyle, "Sabiha Gökçen'de düşen uçağın Yeni İstanbul Havaalanı ile ilgisi var" diyebiliyor.
Zaten bunların çıldırdığı nokta burası.
İstanbul Havaalanı’nda bir uçak düşme istekleri gerçekleşmiyor diye âdeta çılgına dönmüş durumdalar.
Neyse...
Ekrandaki spiker saçmalamaya başlayan bu kişiyi yayından alınca, sözüm ona muhalif internet siteleri ve o siteleri okuyan bazı tipler, "Yorumun kralını yapan adamı susturdular" diye velveleye başlıyor.
Savundukları adam da kim biliyor musunuz?
HDP sevdalısı biri. Sosyal medyada HDP hakkında yorum yapmış, HDP'nin göbekten bağlı olduğu dağdakilerle arasına mesafe koyamamış, PKK’lı teröriste “Gerilla” diyebilen biri…
Adam hem HDP'li, hem dağdakilere toz kondurmayan biri ve hem de geçmişte bu ülkede savaş pilotu olarak görev yapmış biri... 
Türkiye bu adama yıllarca "Git dağdakileri bombala" diye görev vermiş inanabiliyor musunuz?
Sizi bilmem ama ben bu çarpık durumu düşününce çıldırıyorum!
Çığ felaketinde de benzer bir durum yaşanıyor.
Bir televizyonun Ankara temsilcisi elinde somut hiçbir belge, hiçbir delil olmadan ortaya çıkıyor, "Cumhurbaşkanı'nın danışmanı olan biri çığ bölgesine zorla iş makinelerini götürüyor ve çalışma yaptırıyor. Çığı tetikleyen şeylerden biri de gürültü, yüksek desibel. İş makineleri gürültü yapınca ikinci çığ kopuyor ve 39 kişi ölüyor" diyor.
Saniyeler içinde bu yalan bilgi alıp başını yürüyor.
On binlerce insan bu sözlere inanarak Cumhurbaşkanı'na ve hükûmete küfürler, hakaretler savuruyor. 
Ankara Temsilcisinin söylediklerinin tek bir harfinin dahi doğru olmadığı ortaya çıkıyor. Suçlanan Cumhurbaşkanlığı Danışmanı açıklama yaparak "Ben o bölgede değildim" diyor, Ankara Temsilcisi "Aaa o zaman özür dilerim, yanlış bilgi vermişim" diyor. 
Bu iftiraya inananlar, yapılan açıklamalara rağmen, dilenen özürlere rağmen yalan haberi pompalamaya, hükûmete ve Cumhurbaşkanı'na küfretmeye devam ediyor. 
Bunları görünce, bunlarla bir arada yaşadığımı görünce, bunlarla aynı havayı soluduğumu görünce içimdeki son umut kırıntıları da yok olup gidiyor.
İlk defa söylüyorum.
AK Parti'ye muhaliflik ile vatana ihanet arasındaki kalın çizgiyi birbirine karıştıran bu tiplerle aynı ülkenin vatandaşı olmaktan, bu kişilerle aynı kimliği taşımaktan, bunlarla aynı haklara sahip olmaktan dolayı utanıyorum. 
Elâzığ’da enkaz altında kalanlara, Van'da çığ altında kalanlara, uçak kazasında can verenlere bakıyorum. Hepsinin tertemiz, pırıl pırıl ve masum insanlar olduğunu görüyorum. 
Sonra dönüp şu aşağılıkça yorum yapanlara bakıyorum.
Kalpleri çürümüş, ruhsuz, tipsiz, aşağılık bir güruhtan ibaret olduklarını görüyorum. "Keşke Elâzığ'daki enkazın, keşke Van'daki çığın, keşke düşen uçağın içinde siz olsaydınız" demek geçiyor içimden... 
En azından ülke bunlar gibi gereksizlerden kurtulmuş olurdu!..
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
612097 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/suleyman-ozisik/612097.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT