BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anayasa Mahkemesinin ışıkları…

Süleyman Özışık
Facebook
Yazıya başlamadan önce internette Anayasa Mahkemesinin son yıllarda aldığı skandal kararları arattım. Deneme ihtiyacı duyarsanız karşınıza binlerce sonuç çıkacağını siz de göreceksiniz. 
Bazı haberlere şöyle bir göz attım.
Yok, inanın başka bir ülkede böylesi kararlar alan bir yüce yargı makamı olamaz. Yani düşünün ki bir yüksek mahkeme, nerede bir hain, nerede bir terörist, nerede bir adi suçlu var ise onun hapse atılmasını veyahut hapiste tutulmasını "Hak mahrumiyeti" olarak değerlendirmiş.
Allah'ınızın aşkına...
Bu ülkede Can Dündar isimli kişi hakkında olumlu bir düşüncesi olan kimse var mı? Bu kişi Almanya'da kendi ağzıyla "Evet suç olduğunu bile bile devletin mahrem bilgilerini yayınladım" itirafında bulunmuş. 
Ötesi yok değil mi?
Ama Anayasa Mahkemesi bu vatan ve millet düşmanının hapse atılmasını ve hapiste tutulmasını hak mahrumiyeti diye değerlendirip serbest kalmasına sebep olmuş.
Mahkemenin bu kararı sayesinde bu kişi yurt dışına kaçmış ve şimdi sabah akşam demeden ülkesine ihanet etmeye devam ediyor. Başka ülkede olsa bu rezil kararı alan mahkeme üyelerinin tamamı yargı önüne çıkarılır çatır çatır hesap sorulur.
Bizde tık yok!
Hep birlikte oturmuşuz, bu mahkemenin dünyayı başımıza yıkan kararlar almasını çaresiz bir şekilde izlemekle yetiniyoruz. 
"Yahu sen de buldun Can Dündar kararını, üzerinde tepiniyorsun" diyebilirsiniz. Ama öyle değil kardeşim. Size böylesi rezil onlarca karar sayabilirim.
Mesela, "Barış Bildirisi" adı altında ülkesini "Kürt katili" olarak ilan eden, Avrupa'yı Türkiye'ye silahlı müdahaleye çağıran bazı sözde akademisyenlerimiz vardı hatırladınız mı?
Anayasa Mahkemesi bunların yayınladığı ihanet bildirisini "Düşünce özgürlüğü" olarak değerlendirmedi mi? Ve bu bildiriden dolayı hapse giren sözde akademisyenler için de "Hak mahrumiyeti" kararı almadı mı?
Hadi bunu da bir kenara bırakın.
Aynı mahkeme, terörist katil Selahattin Demirtaş ile ilgili hak mahrumiyeti kararı vermedi mi?
Yasin Börü ile birlikte 53 kişinin ölüm fermanını imzalayan, Abdullah Öcalan isimli haine övgüler düzen, terör örgütüne yardım ve yataklık yaptığını alenen haykıran bu haine, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin 50 bin lira tazminat ödemesine hükmetmedi mi aynı mahkeme?
Aynı mahkeme devletin mahrem bilgilerini Kemal Kılıçdaroğlu'ndan alıp yayınladığını açıklayan Eren Erdem için de hak mahrumiyeti kararı vermedi mi? Devletin bu kişiye de 30 bin lira tazminat ödemesi yönünde karar almadı mı?
Yahu bana hepsini tek tek saydırmayın.
Girin internete "Anayasa Mahkemesinin hak mahrumiyeti kararları" diye bakın. Karşınıza çıkan haberleri okurken, "Yahu bu kararlar nasıl alınmış" diye hayretten hayrete düşmezseniz ben de adımı değiştiririm.
Şimdi...
Aynı Anayasa Mahkemesi, MİT tırları dosyasını Can Dündar isimli haine ulaştırdığı yüzde yüz kesin olan Enis Berberoğlu ile ilgili de "Hak mahrumiyeti” kararı almış ve yerel mahkemenin ceza davasını baştan görmesi gerektiğini dikte etmişti. 
Yerel mahkeme de çıktı, âdeta "Teröristlere hak mahrumiyeti kararı verdiğiniz yeter artık" diyerek isyan bayrağı çekti. 
E, ama hakikaten yeter artık yani!
Yahu yerel mahkemeler Anayasa Mahkemesinin her gün bir haini, her gün bir teröristi affetmesine isyan eder hâle gelmiş, bunu dikkate alacak kimse yok mu?
Her şeyi bir kenara bıraktım.
Şu ülkenin İçişleri Bakanı ekran karşısına geçip çığlık çığlığa "Bizim yakaladığımız teröristleri, hainleri, ajanları serbest bırakmayın, yeter artık" diye isyan ediyor.
Bu ülkenin İçişleri Bakanı, "Anayasa Mahkemesi Başkanı aynı zamanda Polis Meslek Eğitim Merkezi'nin başında olamaz. Ben, İçişleri Bakanı olarak bu adamın göreve getirdiği polislerin yüzde 40'ını FETÖ'cü oldukları tespit edilince görevden aldım" diye feryat figan ediyor. 
Bu mahkemenin bir üyesi gece yarısı görevli olduğu binanın fotoğrafını çekip, "Işıklar yanıyor" diye paylaşım yapıyor. 
Aklınızı, vicdanınızı, izanınızı nerede düşürdünüz de bu paylaşımı es geçiyorsunuz? Çıldırma noktasına mı geldiniz de bu mesajı görmek, anlamak istemiyorsunuz Allah aşkına?
Adam aleni bir şekilde, bir zamanlar Genelkurmay'ın oynadığı darbecilik rolünü üstlendiklerini ilan ediyor, daha nasıl bir mesaj bekliyorsunuz? Uyarınca da "Yahu Anayasa Mahkemesi nasıl darbe yapacak be? Saçmalamayın artık" diyorsunuz. 
Yahu...
7 Şubat 2012 tarihinde Hakan Fidan'ın gözaltına alınmaya çalışılması, ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ameliyat masasında gözaltına alınma planı, sonrasında 17/25 Aralık döneminde bakanların ve Başbakan'ın gözaltına alınma çabaları bir darbe değil miydi kardeşim? 
Adamlar bağıra bağıra yargı darbesi, polis darbesi yapıyordu bu ülkede. Şimdi bir kez daha teröristleri, hainleri affederek yeni bir yargı darbesi yapıyorlar. Bunu anlaman için illa filmin sonunu mu görmek gerekiyor?
Bakın ben uyarmakla görevliyim.
"Geçmişi hatırlayın" diyorum...
17/25 Aralık'tan sonra FETÖ'cüler yapılacak darbeyi gazete reklamlarıyla ve televizyon yayınlarıyla bize haber veriyordu. Bazıları içindeki sevinci tutamayıp, ekranlarda darbenin yapılmak üzere olduğunu ince mesajlarla dillendiriyordu.
Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım'ın "Işıklar yanıyor" mesajı bu mesajların bir kopyası. Adam içindeki sevinci tutamıyor, çaktırmadan bir yargı darbesi hazırlığı yapıldığını bize haber veriyor.
Bu adamın, buna benzer adamların, Enis Berberoğlu gibi birini serbest bırakmak için âdeta kamikaze dalışı yapan böyle yargı mensuplarının o makamlarda oturmaması gerekiyor. 
Oturtulmaması gerekiyor!
Paranoyak değilim, hikâye de uydurmuyorum. Bu duruma ivedilikle müdahale edilmesi gerekiyor. 
Yoksa çok ağır bedel ödeyeceğiz!
Benden söylemesi...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
615772 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/suleyman-ozisik/615772.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT