BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Geçmiş/gelecek/şimdi -1-

Caddedeki apartmanın giriş merdivenlerine dizdiği alarmlı saatlerin yanı başında otururken görüyorum onu. İhtiyar adam zamanın akmadığı, saatlerin hep şimdiyi gösterdiği bir çağda zaman ölçerler (saat) satıyor. Sattığı saatler analog zamanlardan kalma, oysa dijital zamanlarda yaşıyoruz. Ve tıpkı sattığı saatler gibi bedeni de alarm veriyor:
“Zaman geçiyor, yaşlanıyorum!”
İhtiyar analog zamanlarda yaşlandı, dijital zamanlarda yaşlanmıyoruz, hep ‘şimdi’nin içindeyiz çünkü. Dijital zamanlar, parlak yüzeylerin zamanı, karanlık odası, derinliği olmayan. Derinlik geçmiştir. Geçmişi olmayanlar, şimdinin içinde asılı kalanlardır. Geçmişimiz vardı, belleklerimizi kazıdıklarında yitirdik. Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz, çünkü gelecek geçmişten gelebilir ancak. İhtiyar adam yeryüzünden geçip giderken elinde tuttuğu analog alarmlı saati gösteriyor:
“Zaman geçiyor, ben geçmişim, gelecek sizlersiniz, gelecek gençler...”
Gençler geçmişten gelebilir ancak; geçmiş asla geçmiyor. Geçmiş henüz gerçekleşmemiş ve gerçekleşmesiyle birlikte mevcut şimdiyi değiştirecek gizil kuvvetleri barındırıyor. Tohumlar karanlıkta gelişiyor ama geçmişimizi, gençliğimizi kazıyorlar durmadan. Şimdinin içinde tutsak kalıyoruz. Zamanı kendi mekânlarında belleği olmayan dijital yüzeylerde donduruyor.
Bilboardlarla avlanıyoruz. Toplu taşıma araçlarındaki ekranlara takılıyor gözüm; sizin de takılmıştır. Yolculuğumuzda bile ekranlarla avlıyorlar bizi. Hepimiz dijital ekranlara takılıyoruz. Uzun zamandan beri ekranlarda perspektif çizimine dair bir video dönüyor. Ve gündelik hayatın koşuşturması içinde gözü ekranlara takılanlara perspektif eğitimi veriliyor, tuhaf değil mi?
Cahilin bakışımızı eğitmesi hiç de tuhaf değil. Çünkü cahil eğitilmiş ve evcilleştirilmiş bakışlarla meşrulaştırıyor kendini. Zamanını dijital yüzeylerde dondururken dijital ekranları da bir okula dönüştürmüş. Yoldayken bile eğitiliyoruz.
Yoldayken yoldan çıkabilir ve ara yollara sapabiliriz ama cahil açısından hiç de hoş olmazdı bu. Ana yoldan sapmayalım diye bakışımızı da belirliyorlar...
         Sosyolog/Erdi Han
 
 
 
 
 
ŞİİR
 
          Seni gördüm...
 
Bağa girdim gül kokladım,
Seni gördüm... Seni gördüm.
Dost ile sohbete daldım.
Seni gördüm... Seni gördüm...
 
 
Taşa toprağa karıştım,
Seni gördüm... Seni gördüm.
Yeşil yaprağa karıştım,
Seni gördüm... Seni gördüm.
 
Kanatlandım, gökte uçtum
Seni gördüm... Seni gördüm...
İndim denize, kavuştum...
Seni gördüm... Seni gördüm...
 
Yoldaş oldum âlemde
Seni gördüm... Seni gördüm
Türlü dertler sinemde,
Seni gördüm... Seni gördüm.
 
              Şükrü Erdoğan
 
 
 
PRATİK BİLGİLER
 
Fermuar: Fermuar dikmek ilk bakışta sanıldığı kadar kolay bir şey değildir. Eğer bir tarafı pot yaparsa görünüş çok çirkin olur. Bunu önlemek için dikmeden önce, fermuar açılıp, bir tarafı iğnelenip teyellenir. Daha sonra fermuar kapatılıp öbür tarafı da iğneleyip teyellenir. Bundan sonra rahatça makinede dikilebilir.
Fermuarın ömrü: Fermuarın ömrünü uzatmak için, fermuarlı giyecekler temizleyiciden geldiğinde dişlerine vazelin sürülünce dişleri hiç sıkışmadığından bozulmaz.
Halı temizliği: İyice süpürülen halılar ılık sabunlu suyla silinip, durulama suyuna bir miktar beyaz sirke katıp tekrar silinince pırıl pırıl olmaktadır. Halı üzerindeki lekeleri ânında çıkarmak için de; maden sodası, tıraş kremi, diş macunu denenebilir. Bunlardan birini lekenin üzerine sürüp, biraz ovup beklettikten sonra süngerle temizlemek, lekeyi tamamen yok eder.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620992 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yetenekli-kalemler/620992.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT