BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Fincancı katırlarını ürküten siyaset

ABD seçimlerinden Biden’ın galibiyet ile çıkmasının ardından coğrafyamızda olan biten süreç daha da ivmelendi.
Libya’da kurulan geçici hükûmet, Suriye’de Türkiye’nin kararlı tutumu sonrasında sağlanan göreceli güç dengesi, işgal altındaki Azerbaycan topraklarının kurtarılması, NATO üyesi ülkelerin Afganistan’ı boşaltması, Katar’a yönelik uygulanan ambargonun kaldırılması, Mısır ile tekrar başlayan ilişkiler ve İran’da yeni Cumhurbaşkanı’nın önceki gün yapılan seçimler sonucunda belirlenmesi.
Daha buraya sığdıramadığımız birçok yeni gelişme.
 
İşte tam bu arada İran yeni cumhurbaşkanını seçti. İran’daki Anayasayı Koruyucular Konseyi, cumhurbaşkanlığı için 592 adaydan sadece yedisinin adaylığına müsaade etti. Müsaade edilen beş adayın muhafazakâr kanattan olması zaten İran vesayet mekanizmasının muhafazakâr bir adayı İran Cumhurbaşkanı olarak görmek istediğinin ip uçlarını sunmaktaydı.
Anayasayı Koruyucular Konseyinin, Mahmut Ahmedinecad ve Ali Laricani gibi isimleri veto etmesinin ardından seçimlere katılım oranı %40 düzeylerine kadar indi. Oysa 2017 yılında yapılan seçimlerde bu oran %72 olarak gerçekleşmişti. Böylesi bir ortamda gerçekleşen seçimlerden İbrahim Reisi İran’ın yeni Cumhurbaşkanı olarak sandıktan çıkan isim oldu.
 
Önümüzdeki dönemde İran’ın önündeki en önemli süreç nükleer anlaşmaya geri dönme süreci olacaktır. Her ne kadar reformist adayların serbest seçimler yolu ile yarışmasına müsaade edilmese de yaptırımların kaldırılması seçilen hükûmetin ilk işi olacaktır.
İran uygulanan yaptırımlardan dolayı ekonomik anlamda oldukça sıkıntılı bir durumda. Ülkenin en önemli gelir kapısı olan ham petrol ihracatı Şubat 2020’de tarihinin en dip noktalarından birini görerek 137 bin varil/gün seviyelerine düştü. Oysa bu rakam ambargo öncesi 2,5 milyon varil/gün düzeylerinde idi.
 
İran uzmanlarının, İran’daki reformistlerin ve İran dışında yaşayan muhaliflerin sürekli vurguladıkları bir başka hakikat ise şu: “İran, ambargoların kalkmasından sonra artması muhtemel gelirlerini İran halkının refahı için mi harcayacak, yoksa bölge ülkelerinde oluşturduğu İran yanlısı grupları desteklemek için mi harcayacak?”
 
Hatırlamak gerekirse 2017 yılında Meşhed merkezli olarak ortaya çıkan protestolarda ana sebep, ülkenin yaşadığı ekonomik sıkıntılar ile bankacılık sektöründe yaşanan sorunlar idi. O günden bu yana İran’da bu sorunları giderecek reform hamleleri yapılamadığı gibi, hem yaptırımlar hem de pandeminin ortaya koyduğu ağır ekonomik şartlar İran halkını bunaltmış durumda.
 
Şuşa Beyannamesi
 
Türkiye ile Azerbaycan’ın ortak yayınladıkları Şuşa Beyannamesi civardaki ve
uzaklardaki tüm fincancı katırlarını ürkütmüşe benziyor. Bugüne kadar MINSK GRUBU ile işgal altındaki Azerbaycan topraklarını işgalden kurtarmak yerine meğerse işgali kalıcı hâle getirecek bir siyaset alttan alta sürekli olarak beslenmiş.
İşgal altındaki Azerbaycan topraklarının Ermeni işgalinden kurtarılmasının en çok kimleri ve neden rahatsız ettiğini zaten epeydir konuşuyoruz. İran ve Minsk Grubu eş başkanları olan Fransa ve ABD’nin bu durumdan hiç de memnun olmadıkları aşikâr idi. Şimdi anlıyoruz ki ‘Şuşa Beyannamesi’ Rusya’yı da epey rahatsız etmişe benziyor.
 
Her ne kadar Şuşa Beyannamesi’nin üçüncü ülkelere karşı olmadığı açıkça vurgulansa da Kremlin’in sözcüsü Peskov ve Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov konuyu arka arkaya değerlendirdiğine göre anlaşılan konu sıkı takip ediliyor.
Peki ne demişlerdi?
Lavrov, ‘Bu konuyu istişare etmedik, söylentileri bizler yorumlamayız’
Peskov ‘Kendi güvenliğimiz ve çıkarlarımızı teminat altına almak maksadıyla biz adım atabiliriz, bu adımı bizden bekleyebilirsiniz.’
Aslında Erdoğan, Bakü dönüşünde uçakta konuyu Putin ile baş başa konuşacağım demişti ama görüşme gerçekleşene kadar anlaşılan Rusya’nın rahatsızlığı hemen kendini belli etti.
 
Bu durumda Rusya’nın tipik bir Rus siyaseti gereği kullanacağı ilk koz Zengezur koridoru olabilir. Rusya, Azerbaycan’ın Türkiye ile olan anlaşma ve ilişki modeline göre Zengezur koridorunun açılmasına destek verebileceği gibi köstek de olabilir.
Elbette Rusya da unutmamalıdır ki Zengezur koridoru ile Laçin koridorunun karşılıklı olarak açılması mutabakatlar sonucunda ortaya çıkmıştı.
 
İran’ın Zengezur koridorunun açılmasından duyduğu rahatsızlığı İranlı siyasilerin ağzından çatışmaların devam ettiği süreçte bolca duymuştuk. İran’daki yeni yönetimin de kuşkusuz bölgede güçlü bir Azerbaycan’ın ortaya çıkmasından, Türkiye’nin Azerbaycan coğrafyasında güç kazanmasından hoşnut olmayacağı bu açıdan aşikârdır.
 
Tüm bu hususlar ortada iken, nasıl oluyor da İran ve Rusya’nın rahatsız olduğu bir gelişmeden eş zamanlı olarak ABD, Kanada ve Fransa gibi ülkeler de rahatsız olabiliyor?
Cevabı belki de Mossad eski başkanı Yossi Kohen’in ifadelerinde gizli.
Ne demişti Kohen?
İngiliz gazetesi Sunday Times haberine göre Kohen ‘İran’ın gücü daha kırılgan, gerçek tehdidin Türkiye’den geldiğini görmemiz gerekiyor’ demişti. Çünkü Türkiye bölgedeki tüm halklara ilham veren, Batı’nın ikiyüzlü siyasetini “kör gözüm parmağına” dercesine ortaya döken ülke olarak ne kadar fincancı katırı varsa hepsini ürkütüyor. En son Gazze ve Kudüs’teki insanlık dramının Türk haber ajanslarınca tüm dünyaya duyurulması aslında Yossi Kohen’i doğrulamadı mı?
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619437 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yusuf-alabarda/619437.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT