BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Pişmiş aşa su katma Sezai Bey…

Kürt sorununa yönelik atacağınız en önemli üç adımınız ne olacak sualine; ‘seçim barajını düşüreceğiz’, diğerleri aklımda değil diyen Kemal Kılıçdaroğlu’nda, nasıl bir aydınlanma yaşandı da sorunu meşru muhatap diye nitelendirdiği HDP ile çözmek aklına geliverdi?

Bu soruyu cevaplamak için sayfalar dolusu yazılar yazmaya, saatler süren değerlendirmeler yapmaya gerek yok.

O zaman nedir olan biten?

Malumunuz seçimlerde iki ittifak mücadele içinde: Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı.

Millet İttifakı diyerek nitelendirdiğimiz ittifakın gizlenen siyasi aktörü malum HDP.

HDP’nin Millet İttifakı’nın bir parçası olduğu hem Meral Akşener hem Kemal Kılıçdaroğlu tarafından ısrarla reddedilen bir gerçeklik.

Onlar reddetseler de Gazi Meclis’in çatısı altında HDP’li Fatma Kurtulan yüzlerine şu meydan okumayı bizzat yaptı da tek kelime itiraz edemediler:

“Size rağmen, içinde bulunduğunuz ittifaka, HDP ve PKK'ye içinde gönül vermişlerin de olduğu insanlar oy verdi. Şu an koltuklarınızda HDP'nin oylarıyla oturuyorsunuz. Siz şunu bileceksiniz: En köşede oturuyorsunuz. Bakın, aritmetiğe bakın. Zar zor şu kapıdan içeri girdiniz, en köşede oturuyorsunuz, kapının eşiğinde oturuyorsunuz. Böylesi bir partiye ‘Haddinizi bilin’, ‘Şunu deyin, bunu deyin’ diyemezsiniz!.."

Türkiye 2023 yılındaki seçimlere doğru giderken Millet İttifakı’nın ihtiyaç duyduğu yegâne husus HDP’nin desteği. Kemal Kılıçdaroğlu’nun, isminin Kemal olduğu kadar iyi bildiği hakikat, HDP olmaksızın 2023 seçimlerini kazanmalarının mümkün olmadığı hakikati.

HDP ile yol yüründüğü takdirde hem CHP içinden hem de İP tabanından buna itirazların geleceği de çok iyi biliniyor. İşte tam bu noktanın aşılması için Kemal Bey çantasından yeni tavşanını çıkarttı ve büyük bir gözbağcılığı içinde kamuoyunun gündemine oturttu.

Siyaset kurumunun 35-40 yıldır çözemediği bir Kürt sorunu var. Kürt sorununu çözmek için meşru bir organa ihtiyacımız var. Devlet dediğiniz kurum gayrimeşru bir organla muhatap olmaz. Erdoğan bunu yaptı. Devleti, İmralı ile muhatap kıldı. Mesela İmralı meşru bir organ değil. Meşru organ kimdir? HDP’yi meşru organ olarak görebiliriz. Halkın desteği var. Parlamentoya gelmiş, dolayısıyla parlamentonun içinde bulunuyor ve görevini yapıyor. Dolayısıyla eğer bu sorun çözülecekse meşru bir organla da biz bu sorunu çözebiliriz, bu düşüncedeyim...”

Tüm bu çerçevesini çizdiğim gelişmelerin tek hedefi, HDP ile yol yürümenin Millet İttifakı’na oy verecekler tarafından normal bir gelişme olarak algılanmasının önünün açılması. Yani bir nevi Millet İttifakı’na oy verecek kitle, psikolojik olarak hazırlanıyor.

İşte tam bu ortamda HDP’li Sezai Temelli pişmiş aşa su katıverdi: “Demokratik çözümün adresi ve asıl muhatabı İmralı’dır.”

Kemal Kılıçdaroğlu bilmiyor mu HDP’nin iradesinin olmadığını, ipin ucunu Kandil’in tuttuğunu?

Elbette biliyor.

O zaman Sezai Temelli bu anlamsız çıkışı yaparak pişirecekleri aşa bir tas soğuk suyu neden boca etti?

Hemen devreye imdat simidi niteliğinde Selahaddin Demirtaş’ı soktular: "Benim bildiğim HDP, Kürt sorunu dâhil olmak üzere, Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümüne taliptir, irade sahibi siyasi bir aktördür ve elbette muhataptır."

Oysa Demirtaş’ın muhatap olarak İmralı ve Kandil dışında başka bir adres tanımadığına dair onlarca beyanatı var.

07 Haziran 2015 seçimlerinden hemen önce ‘Türkiye Partisi’ olacağı gerekçesi ile allanıp pullanan HDP, tarihî bir oy oranına ulaşarak Meclis'e girdiğinde Demirtaş, kendilerine ‘emanet’ edilen oyların olduğunun farkında olduklarını ve bu oylara uygun davranacaklarını söyledi.

Hemen sonrasında hiçbir konuda iradesi olmayan bu partiye, Kandil’deki terörist elebaşından zehir zemberek, ayar niteliğinde açıklamalar gelmişti: "Emanet oy yoktur. HDP’liler bunu nereden çıkardı anlamıyorum. HDP bunu yanlış değerlendiriyor.” 

HDP, terörist elebaşının bu meydan okumasına, had bildirmesine tek kelam edemedi.

Daha birkaç ay evvel HDP İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu kendisine sorulan "Neden PKK bir terör örgütüdür diyemiyorsunuz?" sorusuna ne cevap vermişti?

"Allah aşkınıza bir annenin çocuğuyla, bir babanın oğluyla ilişkisi arasına biz nasıl mesafe koyabiliriz ki. PKK bu toprakların insanlarından oluşuyor ve bizim seçmenlerimizin çocukları veya akrabaları dağa çıkmışlar ve PKK’yı kurmuşlar.”

 

Kemal Bey bilmez mi?

 

Yüzlerce örnekleri ile HDP gerçeği ortada iken, PKK’ya terör örgütü diyemeyen bir HDP ile yol yürüyeceğini Kemal Kılıçdaroğlu bilmez mi?

HDP denilen partiye meşruiyet sağlayacak yegâne kriterin kendisine verilen oylar olmadığını, bu partinin tüm iradesinin Kandil Dağı'nda olduğunu, vekil listesinin dahi Kandil’den onay alınarak açıklandığını Kemal Bey bilmez mi?

Bilir elbette, ama HDP’ye hava kadar, su kadar ihtiyacı var ve HDP bu durumun son derece farkında. Yoksa CHP heyetini Erbil’e gönderen sebep ne olabilirdi ki? O ziyarette peşmergenin PKK’ya karşı yürüttüğü askerî operasyonlar sizce gündeme gelmedi mi sanıyorsunuz?

Tüm bu olaylar yaşanırken Meral Akşener ne söylüyor?

Sükût ikrardan gelir sözünü kıstas alırsak, Meral Hanım da Kemal Bey’in aşı bir an evvel pişirmesini, Sezai Temelli’nin pişmek üzere olan bu aşa su katmamasını canı gönülden istediğini söyleyebiliriz. Yoksa çıkar er meydanına "HDP, PKK’ya terör örgütü dahi diyemeyen, iradesi elinden alınmış, her sorunun çözümünü Kandil’de, İmralı’da arayan bir partidir, böyle bir parti ile de ittifak kurmayız" der.

Der mi sizce?

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620733 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yusuf-alabarda/620733.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT