BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Yorgo Boşo’yu mumla ararken...

Geçtiğimiz günlerde HDP Milletvekili Garo Paylan, soykırım iddialarını Gazi Meclis’e taşımakla kalmadı aynı zamanda tehcirin bir soykırım olarak tanınmasına ve sözde soykırım faillerinin isimlerinin kamusal alandan kaldırılmasına dair bir kanun teklifini TBMM Başkanlığı'na verdi.

Teklif, TBMM Başkanı Sayın Mustafa Şentop tarafından iç tüzüğe uygun olmadığı gerekçesi ile iade edildi.

Paylan, ayrıca Gazi Meclis’in çatısı altında elinde Taşnak çeteleri ile irtibatlı, Osmanlı Bankası’na kanlı saldırılar düzenlemiş Karekin Pastırmacıyan’ın fotoğrafı ile bir konuşma gerçekleştirdi.

 

Kim bu Karekin Pastırmacıyan?

 

Ermeni Devrimci Federasyonu üyesi olan Pastırmacıyan, 1896 yılındaki kanlı Osmanlı Bankası saldırısının planlayıcılarından. Hatta saldırının elebaşı Bedros Pariyan çıkan çatışmada dokuz diğer terörist ile birlikte öldürülünce, saldırının liderliğini devralmış eli kanlı bir katil.

Osmanlı Bankası baskını sonrası yapılan müzakereler sonucunda banka müdürü olan Sir Edgar Vincent’in yatıyla Osmanlı topraklarını terk etmek zorunda kalmış bir zat. Lakin 1908 yılında II. Meşrutiyet ilan edilince Osmanlı topraklarına birçok eli kanlı katil ile birlikte Pastırmacıyan da geri döndü ve 1908-1912 yılları arasında Taşnak çetelerinin talebi üzerine Meclis-i Mebusan’da Erzurum’u temsil etti.

Bugün de yarım kalmış projelerini hayata geçirmek için kimlerin ülke sınırlarının dışında bekleştiğini bilmiyor muyuz?

Pastırmacıyan, 1912 sonrasında Meclis-i Mebusan’a veda ederek Anadolu’ya geçti. Ağustos 1914’te Türk yurdunun yıkılmaz kalesi Erzurum’da Ermeni Kongresi’ne iştirak etti ve I. Dünya Harbi esnasında Taşnak çeteleri ile birlikte Osmanlı Devleti’ne ve Müslüman Türk, Kürt ve Araplara karşı tarihin gördüğü en alçak ve vahşi saldırıları gerçekleştiren Ermeni Gönüllü Tugayları isimli tedhiş gruplarını örgütledi.

1915 yılında ise Van ilindeki Müslümanların yarısından fazlasının katledildiği ‘Van Ermeni İsyanı’ diye bilinen isyana iştirak etti.

Pastırmacıyan, daha sonra Talat Paşa, Said Halim Paşa, Bahattin Bakır gibi Osmanlı'nın öncü isimlerine suikast hedefiyle başlatılan Nemesis operasyonunu yönetti. Ardından da 1918 yılında kurulan Ermenistan Cumhuriyeti’nin ABD elçiliğine atandı...

Eline Müslüman Türk’ün ve Kürt’ün kanı bulaşmış böyle bir eşkıyabaşı, nasıl olur da Gazi Meclis’in çatısı altında milletvekili sıfatını taşıyan biri tarafından mazlum gösterilebilir?

Garo Paylan Pastırmacıyan’ın elinde kan olduğunu bilmez mi?

Aynı tarihte bir başka HDP’li milletvekili Ömer Öcalan, sadakat ile bağlılık yemini ettiği Türkiye Cumhuriyeti’nin ömrünün uzun olmadığını ve Türkiye’nin kendi iç sorunları ile cebelleşme noktasına geleceğini söylüyordu.

 

Saflar sıklaştıkça tablo da netleşiyor...

 

Bunlardan bir diğeri de CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu.

Tanrıkulu, TSK’nın terör ile mücadelesinde kullandığı SİHA’lar için JİTEM benzetmesi yapmasıyla isim yapmış bir vekil. Şimdi de ‘24 Nisan’ın ne anlama geldiğini herkes biliyor’ diyerek şapkadan sözde soykırım tavşanı çıkarıyor. Bununla da kalmıyor kendisine aykırı görüş bildirenleri de ‘ipsiz sapsız adamlar’ olarak tasvir ediyor.

Şimdilerde Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminin yüzde 50 ve üzeri oy gerektirmesinden dolayı bu türden konularda fikir beyan etmeyen CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da sosyal medyada yaptığı ‘23 Nisan'dan bir sonraki gün neydi? Bilmek istemeyenler için ipucu: 1915’ diyerek sözde soykırımı ima eden paylaşımını silmemeye devam ediyor.

Peki bu türden beyanatlar ile ilk kez mi karşı karşıyayız?

Hayır tabii ki.

 

Serfiçe Mebusu Yorgo Boşo

 

Manastır Vilayeti Serfiçe Sancağı Mebusu olarak Meclis-i Mebusan’da görev yapan Yorgo Boşo da bir zamanlar hem mebus idi, hem de İstanbul Rumlarının kurduğu gizli bir örgüt olan ‘İstanbul Örgütü’ üyesiydi.

Meclis'te yapılan bir tartışmada kendisini Osmanlı’ya sadakat göstermemekle itham edenlere ‘Ben Osmanlı Bankası kadar Osmanlı’yım’ diyerek tanımlamıştı.

Malum Osmanlı Bankası ismi Osmanlı olsa da sermayesi Fransız olan bir banka idi.

O günden bu yana demek ki çok bir şey değişmemiş...

Bugün de bu milletin varlığı ve birliğine sadakat göstereceklerine dair namus ve şerefleri üzerine yemin etseler de Yorgo Boşo kadar dahi sadakati olmayanlar dipdiri içimizde bulunmaya devam ediyor.

 

 

27 Nisan e-Muhtırası

 

Bundan tam 15 yıl önce Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinden hükûmete dair bir e-Muhtıra yayınlandı. Muhtıra, kaleme alınış tarzı ile yazanın da kalibresini ele veren cinsten bir paçavra niteliğindeydi.

2007 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AK Parti’nin Abdullah Gül’ü aday göstermesine karşı kaleme alınan muhtıra, aslında darbeci zihniyetin ilk zeminini kaybettiği an idi.

Hükûmetin muhtırayı ıslık çalarak üzerine alınmayacağını ve olana bitene sessiz kalacağını düşünenler fena hâlde yanılmıştı. AK Parti Hükûmet Sözcüsü Cemil Çiçek’in hemen ertesi gün hükûmet adına yaptığı zehir zemberek açıklamalar, AK Parti’nin vesayet ile olan mücadelesinde son derece önemli bir eşik oluşturmuştur.

O gece sabaha kadar bağlı olduğu Başbakan’ın telefonlarına dahi çıkmayan Orgeneral Yaşar Büyükanıt, aslında o günlerin Türkiye’sine dair çok önemli bir örnektir.

Bugün ülkenin ‘Başkomutanlık Makamını’ da temsil eden Cumhurbaşkanı’nın telefonlarına çıkmama cesareti gösterebilecek kaç güvenlik bürokrasisi mensubu vardır?

Olması gereken de bugünkü yaşadığımızdır.

Ayakların baş, başların ayak olduğu bir Türkiye hâlâ birilerinin rüyalarını süslese de vesayet mekanizmaları ile olan mücadeleden geri adım atılmaması hayati bir konudur.

Bu ülkede 15 Temmuz gibi alçak bir darbe girişimi yaşandıysa da, hâlâ darbelerden ve dış müdahalelerden medet uman ve paradigmal değişim yaşamamış önemli bir cazgır azınlık güruh mevcuttur.

Ve bu sesi çok çıkan azgın güruha karşı müteyakkız olmak, demokrasiyi içine sindirmiş her demokrat vatandaşın en önemli vazifesidir...

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
626322 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yusuf-alabarda/626322.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT