Kaydet
A- A+

Hazreti Muhammed’in Allah’ın peygamberi olduğunu açıklayan delilleri sayılamayacak kadar çoktur. Allahü teala; “Sen olmasaydın, hiç bir şeyi yaratmazdım.” buyurdu. Bütün varlıklar, Allah’ın varlığını, birliğini gösterdikleri gibi, Hazreti Muhammed’in peygamber olduğunu ve üstünlüğünü de göstermektedirler. Ümmetinin evliyasında hasıl olan kerametler, hep O’nun mucizeleridir. Çünkü, kerametler, O’na tabi olanlarda, O’nun izinde gidenlerde hasıl olmaktadır. Hatta, bütün Peygamberler, O’nun ümmetinden olmak istedikleri için, daha doğrusu, hepsi O’nun nurundan yaratıldıkları için, onların mucizeleri de Muhammed Aleyhisselam’ın mucizelerinden sayılır.

Muhammed Aleyhisselam’ın mucizeleri, zaman bakımından üçe ayrılmıştır: Birincisi mübarek ruhu yaratıldığından başlayarak peygamberliğinin bildirildiği “bi’set” zamanına kadar olanlardır. İkincisi, bi’setten vefatına kadar olan zaman dilimi içindekilerdir. Üçüncüsü, vefatından kıyamete kadar olmuş ve olacak şeylerdir. Bunlardan birincilere, “irhas” yani, başlangıçlar denir. Her biri de ayrıca, görerek veya görmeyip akıl ile anlaşılan mucizeler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bütün mucizeler o kadar çoktur ki, sınırlamak, saymak mümkün olmamıştır. İkinci kısımda ki mucizelerin üç bin kadar olduğu bildirilmiştir. Bunlardan meşhur olanlardan bir kaç adedi aşağıdadır:

Peygamber Efendimize ait olduğu söylenen gömlek, Kâbe örtüsü ve hırka-i şerife sürülmüş mendil. İstanbul Fatih semtinde Yanyavî Mustafa İsmet Efendi Camii'nde bulunmaktadır.
Başlık ResmiPeygamber Efendimize ait olduğu söylenen gömlek, Kâbe örtüsü ve hırka-i şerife sürülmüş mendil. İstanbul Fatih semtinde Yanyavî Mustafa İsmet Efendi Camii'nde bulunmaktadır.


1- Muhammed Aleyhisselam’ın mucizelerinin en büyüğü Kur’an-ı Kerim’dir. Bugüne kadar gelen bütün şairler, edebiyatçılar, Kur’an-ı Kerim’in nazmında ve manasında âciz ve hayran kalmışlardır. Bir ayetin benzerini söyleyememişlerdir. İcazı ve belagati insan sözüne benzemiyor. Yani, bir kelimesi çıkarılsa veya bir kelime eklense, lafzındaki ve manasındaki güzellik bozuluyor. Bir kelimesinin yerine koymak için, başka kelime arayanlar bulamamışlardır. Nazmı Arap şairlerinin şiirlerine benzemiyor. Geçmişte olmuş ve gelecekte olacak nice gizli şeyleri haber vermektedir. İşitenler ve okuyanlar, tadına doyamıyorlar. Yorulsalar da, usanmıyorlar. Okuması ve işitmesi, sıkıntıları giderdiği sayısız tecrübelerle anlaşılmıştır. İşitenlerin kalplerine dehşet ve korku çökenler, bu sebepten ölenler bile görülmüştür. Nice azılı İslam düşmanları Kur’an-ı Kerim’i dinlemekle, kalpleri yumuşamış imana gelmişlerdir. İslam düşmanlarından ve muattala, melahide ve karamita denilen Müslüman ismini taşıyan zındıklardan Kur’an-ı Kerim’i değiştirmeye, bozmaya ve benzerini söylemeye çalışanlar olmuş ise de, hiç biri arzularına kavuşamamıştır. Tevrat, İncil ise, insanlar tarafından her zaman değiştirilmiş ve değiştirilmektedir. Bütün ilimler ve tecrübe ile bulunamayacak güzel şeyler iyi ahlâk ve insanlara üstünlük sağlayan meziyetler, dünya ve ahiret saadetine kavuşturacak iyilikler, varlıkların başlangıcı ve sonu hakkında bilgiler, insanlara faydalı ve zararlı olan şeylerin hepsi Kur’an-ı Kerim’de açıkça veya kapalı olarak bildirilmiştir. Kapalı olanlarını, erbabı anlayabilmektedir. Semavi kitapların hepsinde, Tevrat’ta, Zebur’da ve İncil’de bulunan ilimlerin ve esrarın hepsi Kur’an-ı Kerim’de bildirilmiştir. Hazreti Ali ve Hazreti Hüseyin bu ilimlerden çoğunu bildiklerini haber vermişlerdir. Kur’an-ı Kerim’i okumak çok büyük bir nimettir. Allahü teala, bu nimeti Habibinin (sevgili Peygamberinin) ümmetine ihsan etmiştir. Melekler bu nimetten mahrumdurlar. Bunun için Kur’an-ı Kerim okunan yere toplanıp dinlerler. Bütün tefsirler, Kur’an-ı Kerim’deki ilimlerden çok azını bildirmektedirler. Kıyamet günü, Muhammed Aleyhisselam minbere çıkıp Kur’an-ı Kerim okuyunca, dinleyenler bütün ilimlerini ve sırlarını anlayacaklardır.

Peygamber Efendimizin vahiy katipleri tarafından ceylan derisi üzerine yazılmış Tekâsür Suresi
Başlık ResmiPeygamber Efendimizin vahiy katipleri tarafından ceylan derisi üzerine yazılmış Tekâsür Suresi


2- Muhammed Aleyhisselam’ın meşhur mucizelerinin en büyüklerinden birisi de, ayın ikiye ayrılmasıdır. Bu mucize, başka hiçbir peygambere nasib olmamıştır. Muhammed Aleyhisselam elli iki yaşında iken, Mekke’de Kureyş kafirlerinin elebaşıları yanına gelip; “Peygamber isen ayı ikiye ayır.” dediler. Muhammed Aleyhisselam herkesin ve hele tanıdıklarının, akrabasının iman etmelerini çok istiyordu. Ellerini kaldırıp dua etti. Allahü teala, kabul edip, ayı ikiye böldü. Yarısı bir dağın, diğer yarısı başka bir dağın üzerinde göründü. Kafirler; “Muhammed bize sihir yaptı.” dediler, iman etmediler.

3- Muhammed Aleyhisselam, bazı gazalarında susuz kalındığı zaman, elini suya sokmuş, parmakları arasından su akarak, suyun bulunduğu kap devamlı taşmıştır. Bazen seksen, bazen üç yüz, bazen bin beş yüz, Tebük Gazası’nda ise, yetmiş bin kimsenin hepsi ve hayvanları bu sudan içmişler ve kullanmışlardır. Mübarek elini sudan çıkarınca akması durmuştur.

4- Bir gün amcası Abbas’ın evine gidip, onu ve evladını yanına oturtup, üzerlerini ihramı ile örterek; “Ya Rabbi! Bu amcamı ve Ehl-i beytimi örttüğüm gibi, sen de, Cehennem ateşinden kendilerini koru!” dedi. Duvarlardan üç kerre âmin sesi işitildi.

5- Bir gün, kendisinden mucize isteyenlere karşı, uzaktaki bir ağacı çağırdı. Ağaç, köklerini sürüyerek gelip selam verip; “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulüh.” dedi. Sonra, gidip yerine dikildi.

6- Hayber Gazası’nda, önüne zehirlenmiş koyun kebabı koyduklarında; “Ya Resulallah! Beni yeme, ben zehirliyim!” sesi işitildi.

7- Bir gün elinde put bulunan kimseye; “Put bana söylerse, iman eder misin?” dedi. Adam; “Ben buna elli senedir ibadet ediyorum. Bana hiçbir şey söylemedi. Sana nasıl söyler?” dedi. Muhammed Aleyhisselam; “Ey put, ben kimim?” deyince; “Sen Allah’ın peygamberisin.” sesi işitildi. Putun sahibi, hemen imana geldi.

8- Medine’de, mescitte dikili bir hurma kütüğü vardı. Hutbe okurken, bu kütüğe dayanırdı. Minber yapılınca, kütüğün yanına gitmedi. Hurma kütüğünden ağlama seslerini, bütün cemaat işittiler. Minberden inip kütüğe sarıldı. Sesi kesildi. “Eğer sarılmasaydım, benim ayrılığımdan kıyamete kadar ağlayacaktı.” buyurdu.

9- Elinde aldığı çakıl taşlarının ve tuttuğu yemek parçalarının arı sesi gibi tesbih ettikleri çok görülmüştür.

10- Cabir bin Abdullah bir koyun pişirdi. Resulullah, eshabı ile yediler. “Kemikleri kırmayınız.” dedi. Kemikleri toplayıp, mübarek ellerini üstüne koyup dua etti. Allahü teala koyunu diriltti.

Resul-i Ekrem Efendimizin Veysel Karanî hazretlerine hediyesi olan Hırka-i şerif. İstanbul Fatih’te Sultan Abdülmecid Han tarafından yaptırılan Hırka-i Şerif Camii’nde Ramazan ayında ziyaret edilmektedir.
Başlık ResmiResul-i Ekrem Efendimizin Veysel Karanî hazretlerine hediyesi olan Hırka-i şerif. İstanbul Fatih’te Sultan Abdülmecid Han tarafından yaptırılan Hırka-i Şerif Camii’nde Ramazan ayında ziyaret edilmektedir.


11- Resulullah’a, söylemez (konuşamayan) bir çocuk getirdiler. “Ben kimim?” dedi. “Sen Resulullahsın.” dedi. Ölünceye kadar konuştu.

12- Bir kadın, bir kel oğlunu getirdi. Resulullah, mübarek elleri ile başını sıvadı. Şifa buldu. Saçları uzamaya başladı.

13- Tirmizî ve Nesaî’nin Sünen kitaplarında diyor ki, iki gözü âmâ (kör) bir kimse gelip; “Ya Resulallah! Dua et, gözlerim açılsın.” dedi. “Kusursuz bir abdest al! Sonra ya Rabbi! Sana yalvarıyorum. Sevgili peygamberin Muhammed Aleyhisselam’ı araya koyarak, senden istiyorum. En çok sevdiğim peygamberim Hazreti Muhammed! Seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum. Ya Rabbî! Bu yüce Peygamber’i bana şefaatçi eyle! O’nun hürmetine duamı kabul et!” duasını okumasını söyledi. Adam, abdest alıp dua etti. Hemen gözleri açıldı. Bu duayı Müslümanlar, her zaman okumuşlar ve dileklerine kavuşmuşlardır.

14- Amcası Ebu Talib ile bir çölde gidiyordu. Ebu Talib, çok susadığını söyledi. Resulullah, hayvandan yere inip; “Susadın mı?” dedi. Evet dedikte, mübarek ayaklarının ökçesini yere vurdu. Su çıktı. “Amcam, bu sudan iç!” buyurdu.

15- Hudeybiye seferinde susuz bir kuyunun yanına kondular. Askerler susuzluktan şikayet ettiler. Bir kova su istedi, içinden abdest alıp dilini değdirerek bunu kuyuya döktürdü. Bir ok verip; “Kuyuya atın.” buyurdu. Kuyunun su ile dolduğunu gördüler.

16- Medine’de minberde hutbe okurken, bir kimse; “Ya Resulallah! Susuzluktan çocuklarımız, hayvanlarımız, tarlalarımız helak oluyor, imdadımıza yetiş.” dedi. Ellerini kaldırıp, dua etti. Gökte hiç bulut yokken, mübarek ellerini yüzüne sürmeden, bulutlar toplandı. Hemen yağmur başladı. Bir kaç gün devam etti. Yine minberde okurken o kimse; “Ya Resulallah! Yağmurdan helak olacağız.” deyince, Resul Aleyhisselam tebessüm etti ve; “Ya Rabbî! Rahmetini başka kullarına da ihsan eyle!” dedi. Bulutlar açılıp, güneş göründü.

17- Bir kadın, hediye olarak bal gönderdi. Balı kabul edip boş kabı geri gönderdi. Allahü tealanın kudreti ile, kap bal ile dolu olarak geri geldi. Kadın gelerek; “Ya Resulallah! Hediyemi niçin kabul etmediniz? Acaba günahım nedir?” dedi. “Senin hediyeni kabul ettik. Gördüğün bal, Allahü tealanın hediyene verdiği berekettir.” dedi. Kadın sevinerek, balı evine götürdü. Çoluk çocuğu ile aylarca yediler. Hiç eksilmedi. Bir gün yanılarak balı başka kaba koydular. Oradan yiyerek bitirdiler. Bunu Rasulullah’a haber verdiler. “Gönderdiğim kapta kalsaydı, dünya durdukça yerlerdi, hiç eksilmezdi.” buyurdu.

Mahmil Sancak-ı Şerifi’nin kılıfı. Mahmil sancağı; üzerinde Peygamber Efendimizin Sancak-ı şeriflerinin (Liva-i Saadet) bir parçasını taşıyan ve Haremeyn’e ait hizmetlerin karşılanması için her sene İstanbul’dan gönderilen para ve hediyeleri götüren Surre Alayı’nın sancağıdır.
Başlık ResmiMahmil Sancak-ı Şerifi’nin kılıfı. Mahmil sancağı; üzerinde Peygamber Efendimizin Sancak-ı şeriflerinin (Liva-i Saadet) bir parçasını taşıyan ve Haremeyn’e ait hizmetlerin karşılanması için her sene İstanbul’dan gönderilen para ve hediyeleri götüren Surre Alayı’nın sancağıdır.


18- Eshab-ı Kiram’dan Ebu Hüreyre diyor ki, Resulullah’a bir kaç hurma getirdim. Bunlara bereket verilmesi için dua etmesini söyledim. Bereketli olmaları için dua buyurdu. Hurmaların bulunduğu çantaları gece gündüz yanımdan ayırmayıp, Hazreti Osman zamanına kadar hep yedim. Yanımdakilere de yedirdim ve avuç doluları sadakalar verdim. Hazreti Osman’ın şehit olduğu gün zayi oldular.

19- Acem padişahı Kisra’nın ve Rum padişahı Kayser’in memleketlerinin Müslümanların eline geçeceğini ve hazinelerinin Allah yolunda dağıtılacağını müjdeledi.

20- Ümmetinden çok kimsenin denizden gazaya gideceklerini ve sahabeden olan Ümmü Hiram ismindeki kadının, o gazada bulunacağını haber verdi. Hazreti Osman halife iken Müslümanlar, gemiler ile Kıbrıs adasına gidip harp ettiler. Bu hanım da beraber idi. Orada şehit oldu.

21- Hazreti Muaviye’ye; “Bir gün ümmetimin üzerine hakim olursan, iyilik yapanlara mükafat et! Kötülük edenleri de affet!” dedi. Hazreti Muaviye, Hazreti Osman zamanında Şam’da yirmi sene valilik, sonra yirmi sene de halifelik yaptı.

22- Abdullah bin Abbas’ın annesine bakıp; “Senin bir oğlun olacak. Doğduğu zaman bana getir!” dedi. Çocuğu getirdiklerinde, kulağına ezan ve ikamet okuyup, mübarek tükürüğünden ağzına sürdü. İsmini Abdullah koyup annesinin kucağına verdi. “Halifelerin babasını al, götür!” dedi. Çocuğun babası olan Hazreti Abbas, bunu işitip, gelip sorunca; “Evet, böyle söyledim. Bu çocuk halifelerin babasıdır. Onlar arasında Seffah, Mehdi ve İsa aleyhimesselamla namaz kılan bir kimse bulunacaktır.” dedi. Abbasî Devleti’nin başına çok halifeler geldi. Bunların hepsi Abdullah bin Abbas’ın soyundan oldu.

23- Eshabından çok kimseye hayır dualar etmiş, hepsi kabul olunarak faydalarını görmüşlerdir. Hazreti Ali diyor ki, Resulullah beni Yemen’e kadı (hakim) olarak göndermek istedi. “Ya Resulallah! Ben kadılık yapmasını, mahkemede hüküm vermesini bilmiyorum.” dedim. Mübarek elini göğsüme koyup; “Ya Rabbî! Bunun kalbine doğru şeyleri bildir. Hep doğru söylemek nasip eyle!” buyurdu. Allah’a yemin ederim ki, bana gelen şikayetçilerden doğru olanı hemen anlar, hak üzere hükmederdim.

24- Amcasının oğlu Abdullah bin Abbas’ın alnına mübarek elini koyup, “Ya Rabbî! Bunu dinde derin âlim yap, hikmet sahibi eyle! Kur’an-ı Kerim’in bilgilerini kendisine ihsan eyle!” dedi. Bundan sonra bütün ilimlerde ve bilhassa tefsir, hadis ve fıkıh bilgilerinde zamanın bir tanesi oldu. Sahabe ve Tabiîn her şeyi bundan öğrenirdi. “Tercümanü’l-Kur’an”, “Bahrü’l-ilim” ve “Reisü’l-Müfessirin” isimleriyle meşhur oldu. İslam memleketleri bunun talebeleri ile doldu.

Seyf-i Nebevî. Hürmetine yaratıldığımız Alemlerin Sultanı, Allahü tealanın Habibi olan Sevgili Peygamberimizin Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler Bölümü’nde sergilenen mübarek kılıçları.
Başlık ResmiSeyf-i Nebevî. Hürmetine yaratıldığımız Alemlerin Sultanı, Allahü tealanın Habibi olan Sevgili Peygamberimizin Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler Bölümü’nde sergilenen mübarek kılıçları.

25- Hizmetçilerinden Enes bin Malik’e; “Ya Rabbî! Bunun malını ve çocuklarını çok eyle. Ömrünü uzun eyle. Günahlarını af eyle!” duasını yaptı. Zaman geçtikçe malları, mülkleri çoğaldı. Ağaçları, bağları her sene meyve verdi. Yüzden ziyade çocuğu oldu. Yüz on sene yaşadı. Ömrünün sonunda; “Ya Rabbi! Habibinin benim için yaptığı dualardan üçünü kabul ettin, ihsan ettin! Dördüncüsü olan günahlarımın affedilmesi acaba nasıl olacak.” deyince; “Dördüncüsünü de kabul ettim. Hatırını hoş tut!” sesini işitti.

26- Nabiga ismindeki meşhur şair, şiirlerinden bir kaçını okuyunca, Peygamberimiz, Araplar arasında meşhur olan; “Allahü teala dişlerini dökmesin!” duasını söyledi. Nabiga yüz yaşına gelmişti. Dişleri ak ve berrak, inci gibi dizilmiş dururdu.

Peygamber Efendimize ve Eshab-ı Kiram’a ait kıymetli eşyaların saklandığı İstanbul Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi’nde Yavuz Sultan Selim Han’ın uygulamaya koyduğu günün 24 saati Kur’an-ı Kerim okuma adeti günümüzde de devam etmektedir.
Başlık ResmiPeygamber Efendimize ve Eshab-ı Kiram’a ait kıymetli eşyaların saklandığı İstanbul Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi’nde Yavuz Sultan Selim Han’ın uygulamaya koyduğu günün 24 saati Kur’an-ı Kerim okuma adeti günümüzde de devam etmektedir.


27- Kendi kızı Fatıma, bir gün yanına geldi. Açlıktan benzi sararmıştı. Elini onun göğsüne koyup; “Ey açları doyuran Rabbim! Muhammed’in kızı Fatıma’yı aç bırakma!” dedi. Fatıma’nın hemen yüzü kanlandı, canlandı, ölünceye kadar hiç açlık duymadı.

28- Bir kimse, sol eliyle yemek yiyordu. “Sağ el ile ye!” dedi. Sağ kolum hareket etmiyor diye yalan söyledi. “Sağ elin artık hareket etmesin!” buyurdu, ölünceye kadar, sağ elini ağzına götüremez oldu.

29- Acem padişahı Hüsrev Perviz’e iman etmesi için mektup gönderdi. Alçak Hüsrev mektubu parçaladı ve getiren elçiyi şehit etti. Resul Aleyhisselam bunu işitince çok üzüldü ve; “Ya Rabbî! Benim mektubumu parçaladığı gibi, onun mülkünü parçala!” dedi. Resulullah hayatta iken Hüsrev’i oğlu Şiruye hançerle parçaladı. Hazreti Ömer halife iken, Acem memleketinin hepsini Müslümanlar fethedip, Hüsrev’in nesli de, mülkü de kalmadı.

30- Resul Aleyhisselam, çarşıda emr-i maruf ve nehy-i münker ederken, nasihat verirken, Hakem bin As ismindeki alçak, Resulullah’ın arkasından gelerek, gözlerini açıp kapar ve yüzünü buruşturur, böylece alay ederdi. Resul Aleyhisselam, arkaya dönüp, onun bu çirkin halini görünce; “Kendini gösterdiğin şekilde kal!” buyurdu. Ölünceye kadar, yüzü gözü oynak kaldı.

Kemân-ı Peygamberî. Peygamber Efendimizin yayı ve altın yaldızlı gümüş muhafazası. Yay, bambu ağacından yapılmış olup Topkapı Sarayı’ndadır.
Başlık ResmiKemân-ı Peygamberî. Peygamber Efendimizin yayı ve altın yaldızlı gümüş muhafazası. Yay, bambu ağacından yapılmış olup Topkapı Sarayı’ndadır.

31- Allahü teala habibini belalardan korurdu. Ebu Cehl, Resulullah’ın en büyük düşmanı idi. Büyük bir taşı mübarek başına vurmak için kaldırdığında, Resulullah’ın iki omzunda birer aslan görerek taş elinden düştü ve kaçtı.

32- Kâbe yanında namaz kılarken, yine alçak Ebu Cehl, tam zamanıdır diyerek bıçakla üzerine yürümek isterken, hemen geri dönüp kaçtı. Arkadaşları, niçin korktun dediklerinde; "Muhammed ile aramızda ateş dolu bir hendek gördüm. Birçok kimse beni bekliyorlardı. Bir adım atsaydım, yakalayıp ateşe atacaklardı. Çok korktum" dedi. Bunu Müslümanlar işitip, Resulullah’a sorduklarında; “Allah’ın melekleri, onu yakalayıp parçalayacaklardı!” buyurdu.

33- Hicretin üçüncü senesinde, Resul Aleyhisselam Kattan Gazvesi’nde bir ağaç dibinde yalnız yatarken, Dasür isminde bir pehlivan kafir, elinde kılıçla gelip; “Seni benden kim kurtarır?” dedi. Resulullah; “Allah kurtarır!” dedikte, Cebrail ismindeki melek, insan şeklinde görünüp, kafirin göğsüne vurdu. Yıkılıp kılıç elinden düştü. Resul Aleyhisselam kılıcı eline alıp, “Seni benden kim kurtarır?” dedi. “Beni kurtaracak, senden daha hayırlı kimse yoktur.” diye yalvardı. Af buyurup serbest bıraktı. İmana gelip, çok kimselerin imana gelmesine sebep oldu.

34- Resul Aleyhisselam, bir gün abdest alıp, mestlerinden birini giyip, ikincisine elini uzatırken, bir kuş geldi. Bu mesti kapıp havada silkti. İçinden bir yılan düştü. Sonra kuş, mesti yere bıraktı. Bugün den sonra, ayakkabı giyerken, önce silkelemek sünnet oldu.

35- Sahabeden Enes bin Malik’te Resulullah’ın mübarek yüzünü sildiği bir mendili vardı. Enes, bununla yüzünü siler, kirlendiği zaman, ateşe bırakırdı. Kirler yanar mendil yanmaz, tertemiz olurdu.

36- Devs kabilesinin reisi Tufeyl, hicretten önce, Mekke’de imana gelmişti. Kavmini imana davet için Resulullah’tan bir alamet istedi. “Ya Rabbî! Buna bir ayet ihsan eyle!” buyurdu. Tufeyl kabilesine gidince, iki kaşı arasında bir nur parladı. Tufeyl; “Ya Rabbi! Bu alameti yüzümden giderip başka yerime koy. Bunu yüzümde görenlerden bazısı, kendi dinlerinden çıktığım için cezalandırıldığımı zannederler.” dedi. Duası kabul olup, nur yüzünden gitti. Elindeki kamçının ucunda kandil gibi parladı. Kabilesindekiler zamanla imana geldiler.

37- “Bi’r-i Maune” denilen muharebede kafirler verdikleri sözü bozarak yetmiş Sahabeyi şehit ettiler. Bunlar arasında Hazreti Ebu Bekr’in kölesi iken azat ettiği ve ilk iman edenlerden Âmir bin Füheyre’yi süngülediklerinde, kafirlerin gözü önünde, onu melekler göğe kaldırdılar. Bunu Resulullah’a haber verdiklerinde; “Onu Cennet melekleri defnetti ler ve ruhunu Cennet’e götürdüler!” buyurdu.

38- Hicretin yedinci senesinde Resulullah, Habeş Padişahı Necaşî’ye ve Rum İmparatoru Heraklius’a ve Şam’daki Valisi Haris’e ve Umman Sultanı Sümame’ye mektuplar göndererek, hepsini imana davet etti. Mektupları götüren elçiler, gittikleri yerin dillerini bilmiyorlardı. Ertesi sabah, Allahü tealanın kudreti ile, o dilleri bilip, anlayıp, söylemeye başladılar.

Mucizeleri
Başlık ResmiMucizeleri

Peygamber Efendimizin mühr-i şerifleri. Hazreti Osman zamanında kuyuya düşüp kaybolan asıl mührün benzeridir.


39- Uhud Gazası’nda Ebu Katade’nin bir gözü çıkıp yanağı üzerine düştü. Resulullah’a getirdiler. Mübarek eli ile gözünü yerine koyup; “Ya Rabbî! Gözünü güzel eyle!” dedi. Bu gözü, diğerinden güzel oldu. Ondan daha kuvvetli görürdü. Ebu Katade’nin torunlarından biri, Halife Ömer bin Abdülaziz’in yanına gelmişti. “Sen kimsin?” dedi. Bir beyt okuyarak Resulullah’ın mübarek eli ile gözünü yerine koymuş olduğu zatın torunu olduğunu bildirdi. Halife bu beytleri işitince, kendisine ziyade, ikram ve ihsanda bulundu.

40- İyas bin Seleme diyor ki: “Hayber Gazası’nda, Resulullah beni gönderip Hazreti Ali’yi istedi. Ali’nin gözleri ağrıyordu. Elinden tutup, güçlükle getirdim. Mübarek parmaklarına tükürüp, Ali’nin gözlerine sürdü. Sancağı eline verip, Hayber kapısında döğüşmeye gönderdi. Çok zamandır açılamayan kapıyı Hazreti Ali yerinden sökerek, Eshab-ı Kiram ile kaleye girdiler.”

Mucizeleri
Başlık ResmiMucizeleri

Hattat Mustafa Rakım Efendi’nin çok meşhur olmuş bir levhası. Resulullah Efendimizi metheden iki beytten meydana gelen şiir:

Resul-i mücteba hem rahmeten li'l-alemin

Bende medfundur deyu eflake fahreyler zemin

Ravdasın idüb ziyaret didi cibril-i emin

Hazihi cennatü adnin fedhuluha hâlidîn

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Yayın Tarihi |
İlgili Yazılar
Rehber İnsanlar