Gizli konulan kese!.. Bir gün zengin birisi, "Hazreti Hüdâyi"ye, Geldi, büyüklüğünü görüp öğrensin diye. Mübarek sohbetini, dinleyince bir saat, Düşündü ki, "Gerçekten bu, Allah dostu bir zat." "Altın" dolu bir kese getirmişti gelirken, Onu koydu bir yere, hiç belli ettirmeden. Biraz daha oturup, sonra ayrılmak için, Hazreti Hüdayi''den, istediğinde izin, Buyurdu ki: (Evladım, bıraktığın paralar, Hem dünya, hem ahiret saadetine yarar. Kabul etmek sünnettir, verilen hediyeyi, Biz de kabul eyledik, bıraktığın keseyi.) O bunları duyunca, duygulandı çok fazla, Hazreti Hüdayi''ye, tabi oldu ihlasla. Birgün de "Sultan Ahmet" bazı sevdikleriyle, Gitti bir koruluğa, gezinmek gayesiyle. Bir yerde oturarak, istirahat ederken, Hizmetçiler bir koyun kestiler ona hemen. Kızartıp padişaha eylediler onu arz, O, elini uzatıp, kopardı etten biraz. Tam yiyecek idi ki, elindeki lokmayı, Birden beliriverdi, "Aziz Mahmud Hüdâyi", Ve ona buyurdu ki; (Padişahım dikkat et, Sakın onu yeme ki, zehirli zira o et.) Bu ikaz üzerine, yemedi onu sultan, "Hüdayi"de bir anda, gaib oldu ortadan. O etten biraz kesip, bir köpeğe verdiler, Hayvanın onu yiyip öldüğünü gördüler. Zamanın padişahı, bir gün vezirlerinden, Birini azl ederek, mührü aldı elinden. Yerine başkasını vezir tayin ederek, "Mührü" ona gönderdi, bir kimseye vererek. Üsküdar yakasında, otururdu o ise, Bu yüzden bir kayığa gidip bindi o kimse. Ve lâkin götürdü o mühürü elinden, Denize düşürünce, geriye döndü hemen. Padişah o kimseyi "Yüzüğü bulsun" diye, Gönderdi Üsküdar''da, "Hazreti Hüdayi''ye. O gelip arz edince, sultanın dileğini, Seccadenin altına soktu hemen elini. O mühürü çıkarıp, koydu onun avucuna, Suları damlıyordu, çok şaşırdı o buna. İşte bu mübarek zat, vefat etmeden önce, Bütün sevdikleriyle helallaştı güzelce. Vasiyetini yazıp, söyledi şehadeti, Sonra "Allah" diyerek, ruhunu teslim etti. Türbesi Üsküdar''da, kendi dergahındadır, Ziyaret eyleyenler, çok faydalanmaktadır.

