Hazret-i Ali'nin ardından Hazret-i Osman geliyordu. Hatun ona koştu: "Nevfel nerede?" O da arkaya işaret etti. Ve yürüyüp öne geçti. Kadın, Hazret-i Ömer'i gördü. Ona koşup sordu: "Nevfel nerede?" O da cevap vermedi ve eliyle arkayı işaret edip ileri yürüdü. En arkada Hazret-i Ebu Bekir tek başına geliyordu. Kadın ona koştu: "Nevfel nerede?" Hazret-i Ebu Bekir aynı hareketi yapamadı. Zira arkadan gelen başka kimse yoktu. Gerçeği söylese Resulullaha uymamış olacaktı. Daraldı, bunaldı... Mübarek sakalını eliyle sıvazlayıp olanca sesiyle "Yâ Allaaah!" diye nida etti. O anda bir toz bulutu göründü uzakta. Sonra kendilerine doğru bir atlının hızla geldiğini gördüler. İkisi de merak etti. Acaba gelen kimdi? Gelen şahıs iyice yaklaşınca Hazret-i Nevfel olduğunu gördüler. Hem şaşırdılar. Hem sevindiler. Hazret-i Nevfel "Buyur yâ Eba Bekir! Beni mi emrettiniz?" dedi. Ve atından indi. Hazret-i Sıddık'ın elini öptü. Resulullaha doğru koştu. Kadıncağız sevinçten uçuyordu...