Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Şehitlerin, saitlerin, gazilerin mekânı!
0:00 0:00
1x
a- | +A

Şehir vardır, şehirlere benzemez... Şehir vardır tarihin, medeniyetin, kültürün büyük izlerini taşır... Şehir vardır hayata, geleceğe, güce, haşmete canlılık katar... İşte böyle şehirlerimizden biri de Ahlat’tır...

Bu şehirleri kullanmak ve gençlerinize dinî, tarihî ve kültürel değerlerinizi aşılamak için öğretmek zorundasınız... Bu şehirleri gençlerinize göstermek mecburiyetindesiniz... Bu şehirler yaşatılmazsa millet de yaşamaz olur. Biz Anadolu’da maalesef böyle onlarca şehrimizin pek çok yönlerini ve özellikle de mezar taşlarını toprağa gömdük. Oysa kaynaklarımızda Ahlat’a “İslam’ın Kubbesi” anlamına gelen “Kubbetü’l-İslam” ünvanı verilmiştir. Bu ünvan Ahlat’ın birçok kadı, ilim adamı, din adamı ve sanatkâr yetiştiren bir ilim ve kültür merkezi olduğunun delilidir.

Tarihte söz konusu ünvanla özdeşleştirilen üç büyük şehir vardır: Özbekistan'da Buhara, Afganistan’da Belh ve Anadolu’da; günümüzde Bitlis iline bağlı bir ilçe olan Ahlat’tır.

Ahlat bilhassa 2020 yılından itibaren Türkiye’nin gündemine tam manasıyla girmiş oldu. Ahlat’ta Cumhurbaşkanlığı Külliyesi inşa olundu. Her yıl Malazgirt Savaşının yıl dönümünde yapılan şenlikler Cumhurbaşkanı düzeyinde temsil olunmaya başlandı. Bu yıl üçüncü defa kabine Ahlat’ta toplandı.

Bu noktada sayın Cumhurbaşkanımızı tebrik ediyorum.

Cumhurbaşkanımız bu seneki açılışta Ahlat’ın önemini şu çarpıcı ifadelerle ortaya koydu:

“Ahlat, şehadete ermişlerin, yani şehitlerin; Ahlat, saadete, selamete ermişlerin, yani saitlerin ve selimlerin; Ahlat, İ'la-yı Kelimetullah yolunda gaza şuuruna ermişlerin, yani gazilerin mekânıdır. Ahlat, Anadolu'da yoğrulan millet ruhunun, hamurunun mayasıdır. Ahlat, 14 asır boyunca burada şehit düşen sahabelerin, Sultan Alparslanların, bu orduda fırtına gibi esen alplerin, erenlerin, gazilerin diyarıdır."

Ahlat’ın Fatihi Hazreti Iyaz!

Bugün Ahlat’ı andığımızda Hazreti Ömer’i ve mücahid sahâbi Iyaz bin Ganm’i anmamak ve bilmemek olmaz. Peki Ahlat’ta dahi Iyaz bin Ganem sorulduğunda iki cümle ile anacak kaç kişi vardır bilinmez. İşte bu tarihî hafızamızın ne kadar zayıflamış olduğunuz göstergesidir.

Ahlat, İslamiyet ile ta Hazreti Ömer Efendimiz zamanında tanıştı. Bölgenin fatihi olan Iyaz bin Ganm, Hazreti Ömer döneminde müthiş fetihlere imza atmış büyük bir sahâbi kumandandı.

582’li yıllarda Mekke’de doğan Iyaz bin Ganm’i bazı kaynaklar ilk Müslümanlardan olduğunu belirtirken bazıları ise Hudeybiye Anlaşması öncesinde Müslüman olduğunu belirtirler.

İkinci Habeşistan hicretine katıldı; Bedir, Uhud ve Hendek başta olmak üzere Hazreti Peygamber’in bütün gazvelerine iştirak etti. Muhtemelen irtidad olaylarının bastırılmasındaki başarısından dolayı Hazreti Ebubekir tarafından kumandan olarak Irak’a gönderildi. Hâlid bin Velîd ile Hîre’de buluşup Dûmetülcendel’i ikinci defa ele geçirdiler. Bunun üzerine Iyaz buraya vali tayin edildi. Hazreti Iyaz, Halid bin Velid’den yardım istediğinde o “Halid’den lyaz’a: Biraz bekle. Aslanları taşıyan, üzerlerinde öldürücü zehirler olan birliklerle sana geliyorum" diye haber göndermişti.

Daha sonra amcasının oğlu olduğu söylenen Ebû Ubeyde bin Cerrâh, Iyaz’ı Dımaşk’ın fethinde (14/635) süvari birliklerinin kumandanlığına getirdi. Yermük Savaşı’ndaki (15/636) beş kumandandan biri olan Iyaz, bu muharebede hezimete uğrayan Bizans ordusundan kaçanları Malatya’ya kadar takip etti ve şehir halkı cizye ödemeyi kabul edince anlaşma yaparak geri döndü. Bu sebeple Bizans topraklarına geçiş yolunu ilk defa onun açtığı kabul edilir.

Kudüs’ün fethine de katılan Iyaz (16/637), ertesi yıl Halep’in fethinde Ebû Ubeyde bin Cerrah yönetimindeki kuvvetlerin öncü birliklerini sevk ile görevlendirildi ve Haleplilerle antlaşmayı o yaptı.

Bir müddet sonra Halepliler antlaşmayı bozunca başka bir kumandanla birlikte tekrar onların üzerine gönderilip eski şartlarla antlaşmayı yeniledi. Antakya seferine öncü kuvvetlerin kumandanı olarak katıldı, oradan Menbic’e geçti ve buranın halkıyla da bir antlaşma imzaladı. Ardından Ra'bân (Araban) ve Dülûk (Dülük) halkıyla antlaşmalar yaptı.

Ebû Ubeyde vefatından önce Iyaz’ı yerine vekil bıraktı. Hazreti Ömer de onu Humus, Kınnesrîn ve el-Cezîre valiliğine getirerek bölgenin fethiyle görevlendirdi.

el-Cezîre bölgesine yönelen bu ordunun içerisinde Ebû Musa el-Eş’arî, Sa’d bin Ebî Vakkas’ın henüz baliğ olan oğlu Ömer bin Sa’d ve Osman bin Ebü’l-As gibi isimler de bulunmaktaydı.

Iyaz bin Ganm, 18 yılının şâban ayı ortalarında 5.000 veya 8.000 kişilik bir kuvvetle el-Cezîre’ye hareket etti. Birkaç günlük bir kuşatmanın ardından Rakka’yı barış yoluyla teslim aldı. Yapılan antlaşmada savaşabilecek yaştaki erkeklerden yıllık 1 veya 4 dinar cizye alınması, yeni kilise inşa edilmemesi, alenî olarak dinî merasim yapılmaması, bu şartlara uyulması hâlinde can ve mal güvenliklerinin sağlanacağı, mevcut kiliselerine dokunulmayacağı gibi hükümler yer aldı.

Iyaz bin Ganm buradan Ruha’ya (Urfa) hareket etti. Bir müddet direndikten sonra barış isteyen Ruhalılarla da antlaşma yapıldı (18/639). Ardından Iyaz, kumandanlarından Safvân bin Muattal ile Habîb bin Mesleme’yi Sümeysât’a (Samsat) gönderdi. Kendisi de Harran’a geçerek şehri barış yoluyla aldı.

Daha sonra Aynülverde, Dârâ, Habur, Sümeysât, Serûc gibi yerleri fetheden Iyaz bin Ganm Malatya ve Karkisiyâ’ya, ardından da Nusaybin üzerine yürüdü. Buraların fethini takiben Diyarbekir önüne geldi.

Güçlü surlar ile çevrili şehrin idarecisi olan Melike Meryem’i bir mektup göndererek önce sulha davet etmiş Melike Meryem bunu kabul etmemiş neticede uzun süren muhasara ve savaştan sonra şehir Müslümanlar tarafından fethedilmiştir...
Fetihten sonra Ganm, ahaliyi şehir meydanında toplamış ve onlara zarar vermeyeceklerini ihtiva eden şöyle bir konuşma yapmıştır:

“Allah bizi muzaffer kıldı, sabrettik ve nihayetinde kazandık. Eğer Allah peygamberimizi rahmet peygamberi yapmasaydı ve merhameti müminlerin kalbine yerleştirmeseydi hepinizi kılıçlarımız ile yok edecektik. Fakat Rabbimiz kitabında öfkemizi yutmamızı ve affetmemizi emretmiştir...” Daha sonra (Onlar öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah ihsanda bulunanları sever), mealindeki Âl-i İmran suresi 134. âyeti kerimesini okumuştur. Bu sözler bölge halkının gönüllerinde büyük yumuşaklık ve bağlılık meydana getirmiştir.

"Ben Ebu Ubeyde değilim!"

Nusaybin’i de teslim alan Iyaz, bu sırada Irak’ta bulunan Sa'd bin Ebû Vakkas’ın isteği üzerine ona bir yardımcı kuvvet gönderdi. Kendisi de Mardin ve civarını alarak Musul’a yöneldi. Erzen, Derbe, Bitlis, Ahlat ve Besni’yi (Behisni) fethedip Rakka’ya döndü.

Bu yüce sahâbi, 17-20 (638-641) yılları arasındaki seferlerle hemen hemen el-Cezîre bölgesinin tamamını İslâm topraklarına katmış bulunuyordu.

Rakka’da iken Halife Ömer’den Şam’a dönmesini ve hasta olan Yezid bin Ebû Süfyan’ın ölümü hâlinde idareyi ele almasını bildiren bir mektup aldı. Bunun üzerine Utbe bin Ferkad’ı yerine bırakıp yola çıktıysa da Humus’a ulaştığında vefat etti ve Hâlid bin Velid’in kabri yanına defnedildi.

Iyaz bin Ganm salih, faziletli ve cömert birisiydi. Cömertliğinden dolayı kendisine "Zâdü’r-rakb" (eli açık) lakabı verilmiştir. O insanları elinde mevcut olanlarla doyurur, bu da bittiği zaman onlara devesini keserdi. Iyaz hakkında gelen malları harcadığı konusunda şikâyette bulunulması üzerine Hazreti Ömer "O cömert birisidir. Ebu Ubeyde’nin vali tayin ettiği kimseyi azledemem” diyerek Iyaz bin Ganm’e olan itimadını ortaya koymuştur.

Iyaz bin Ganm, savaş meydanlarında muvaffak olduğu kadar idarede de başarılıydı. Vali olunca ailesinden bazı kimseler istekte bulunmak için ziyaretine geldiler. Iyaz, onları iyi bir şekilde karşıladı. Onlar da onun yanında günlerce kaldılar. Daha sonra onlar Iyaz’a taleplerini anlattılar. Bunun üzerine Iyaz, onların her birine onar dinar verdi. Bazıları kızarak hem parayı reddettiler hem de ileri geri konuştular. “Vallahi Şam’ın yarısının valisisin ve bizden birisine ancak ailesine ulaşabilecek bir miktar veriyorsun”, dediler. Iyaz ise “Siz benden Allah’ın malını çalmamı istiyorsunuz. Allah’a yemin olsun ki, testereyle ikiye bölünmem bana devletin bir kuruşuna hainlik yapmamdan daha sevimli gelir” diye cevap verdi. Onlar ise “Bizim durumumuzu biliyorsun. İnsanlara verdiğin gibi bize de makam mevki versen” deyince Iyaz; “Ben sizin niyetinizi anlıyorum. Fakat, kavmimden bir grubu vali tayin ettiğim Ömer’e ulaşırsa, bana kızar” diyerek onları ikna etmeye çalıştı. Onlar da “Ebu Ubeyde akraban olduğu hâlde seni vali tayin etti. Ömer de bu atamayı kabul etti. Sen de bizi vali tayin edersen, Ömer onu onaylar” dediler. Bu sözler üzerine Iyaz, “Ben Ömer’in yanında Ebu Ubeyde gibi değilim” diyerek karşılık verdi.

Bunun üzerine onlar, lyaz’ın kararına saygı duyarak memleketlerine döndüler.

O şanlı sahabelerden alınacak o kadar çok dersler var ki…

TEFEKKÜR

Seherde neşreder envârını hûrşîd-i âlem-tâb

Nümâyândır kerîmü’l-halkın isti’dâdı neş’ette

Said Paşa

(Dünyayı aydınlatan güneş seherde yayar ışıklarını,

Halkın asillerinin yeteneği yetişmesinde görünür.)

Ahmet Şimşirgil'in önceki yazıları...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.