Sancak hep ondaydı... "Ali bin Ebi Talip", orta boylu bir zattı, Gözleri güzel olup, hem iri ve siyahtı. Göğsü geniş, heybetli, iri yapılıydı hem, Resulün hizmetinde bulunuyordu her dem. Sık idi sakalları, hem Hazreti Ali''nin, Savaş zamanlarında, uzatırdı velâkin. Hatta uzanıyordu, omuzlarına kadar, Korkuya kapılırdı, görünce onu küffar. Harplerde nice günler aç durur, hiç yetmezdi, Ve hatta aç olduğu, hatırına gelmezdi. O, bütün gazalarda bulundu muntazaman, Bir kal''ayı almakta, zorluk olduğu zaman, Yahut galip gelmeye, yüz tutarsa kâfirler, Sancağı Ona teslim ediyordu O Server. Buyururdu; (Yâ Ali, yürü Allah adıyla, İş bu fetih senindir, Allah''ın yardımıyla.) O da hemen giderek, duasıyla Resulün, Zafer kazanıyordu, olsa da düşman üstün. Ve yine "Benî Necran" adında hıristiyan, İnatçı bir kabile var idi ki o zaman, Ne kadar çok nasihat ettiyse de o Server, Yine de inat edip, imana gelmediler. Onlar hiçbir şekilde, gelmeyince imana, Bir âyet nazil oldu, Peygamber-i zîşan''a. Rabbimiz bu âyette, buyurdu ki meâlen; (İman etmeyenlere söyle ki şöyle hemen. Gelin, oğullarınız ve oğullarımızı, Yine kadınlarınız ve kadınlarımızı. Bir araya toplayıp, diyelim ki, "Allah''ın, Lâ''neti, üzerine olsun yalancıların." Bu âyeti kerime mucibince O Server, O inatçı kavime bir haber gönderdiler. Necran oğulları da, bu davet üzerine, Bir heyet gönderdiler, Allah''ın Resulüne. Resulullah onlara okuyup bu âyeti, Derhal mübaheleye çağırdı o hey''eti. Yani buyurdular ki; (Ey kavim, öyle ise, Gelin, şöyle bir dua edelim Rabbimize: "Kim yanlış yolda ise, içimizden eğer ki, Onun üstüne olsun, Rabbimizin la''neti." Onlar kabul etmekte tereddüt eylediler, (Bunu biz, aramızda konuşalım) dediler. Ve izin isteyerek, Resul-i kibriyadan, Bunu konuşmak için, ayrıldılar oradan. Gelip reislerine anlatıp bunu derhal, Dediler ki: (Efendim, böyledir işte ahval. Bu teklif karşısında, biz birşey diyemedik, Yarın cevab veririz diyerek geri geldik.

