Şakîk-i Belhî "rahmetullahi aleyh"...
Büyük veli. Harun Reşid, ne zaman sıkılsa, bu zata gider. Nasihatiyle ferahlarmış. Bir gün yine gider, çalar kapısını: - Selamün aleyküm Efendi Baba! - Aleyküm selam! - Nasihat almaya geldim. - Safa geldin. Buyur içeri. Oturur, sohbet ederler. Sonra,
Hazret-i Şakik, başlar nasihate: - Ey Harun! Aldanma bu dünyanın malına. Bunlarla övünmeye değmez. Ve bunu bir misalle anlatmak ister. - Ey halife! - Buyurun efendim! - Farzet ki, bir çölde yalnız kaldın. - Evet.
Hiç suyun yok - Bir damla suyun yok. - Evet. -Günler geçti. Susuzluktan yanıyor için. - ....... - Sonunda ölecek hale geldin.
- ....... - O sırada biri gelse yanına. Elinde bir testi serin su.
- ....... - O su için, servetinin yarısını istese, verir misin? Halife hemen cevap verir: - Elbet veririm. Ben ölürken serveti ne yapayım. Şakik devam eder: - Pekâlâ, suyu içtin ve kandın. Ölümden de kurtuldun. Amaaa. - Aması ne?
Sancıdan kıvranıyorsun - Bu sefer de o suyu atamıyorsun. - ....... - Sancıdan kıvranıyorsun. - ...... - Neredeyse öleceksin. Bu defa da biri gelse yanına. Seni bu sıkıntıdan kurtarmak için, servetinin diğer yarısını istese, verir misin? - Tabii, seve seve. Ben ölürken lafı mı olur servetin. Şakik bakar halifeye: - Ey Harun! Bütün servetinin değeri işte bu kadar. Bir içimlik su. Bununla övünmeğe değer mi? - Değmez efendim Halife, çok duygulanır.
- Allah razı olsun der. Ve elini öpüp ayrılır.

