Tövbe şarttır Bu zat buyuruyor ki: (Tövbe edin muhakkak, Zira tövbe edeni affeder cenab-ı Hak. "Tövbe"yi,sırf günahta lazım bilme kendine, İbadet yapınca da, lazımdır tövbe yine. İbadeti beğenmek, olur gurur ve kibir, Bu dahi günah olup, tövbeyi gerektirir. İslama hizmetini bilirse kendisinden, Hemen tövbe istiğfar lazım olur peşinden. Bir âlim, kendisini gayriden bilse iyi, Bu dahi günah olup, gerektirir tövbeyi, İnsan her adımını atarken bile hatta, "Günah işlerim" diye titremeli adeta. Köle, efendisine hizmette etse kusur, Ona, mükafat değil, bir ceza lazım olur. Kul da Rabbine karşı bir kusur işlemekten, Korkmalı, titremeli Cehenneme düşmekten. Halis kul, bu korkuyla geçirir günlerini, "İdam mahkumu" gibi görür her an kendini. İşlediği günahlar hatırından çıkmaz hiç, Bunun ıstırabıyla bulamaz huzur, sevinç. Azaba yakalanmak, korku endişesiyle, Geceleri kalkarak, ağlar hep gözyaşıyle. "Günahım affolmazsa ne olur halim acep?" Diye düşünerekten, gözyaşları döker hep. O kulun bu haline gıpta eder melekler, Öğünür onun ile, basıp geçtiği yerler. Oturup kalkar ise, bir toprak üzerine, Diğer yerlere karşı öğünür o da yine. Bir su veya dereden geçtiğinde, o sular, Ederler onun için her an tövbe istiğfar.) Bir gün buyurdu ki: (Vazifeli melekler, Her bir günahımızı tek be tek kaydederler. Lakin günahımızı hiç de dert etmiyoruz, Ve kendi kendimizi hesaba çekmiyoruz. Halbuki arada bir, hem dahi gaflet ile, Bir iki "Sübhanallah" diyecek olsak bile, Tesbih alır ve sayar, onu hesab ederiz Sonra da "Ben şu kadar şunu söyledim" deriz. Fakat her gün boşuna söyleriz nice sözler, Onların hesabını yapmayız hiç bir sefer. Halbuki onların da yapsak bir hesabını, Görürüz az zamanda, binleri aştığını. Sonra da umarız ki, yarın hesap gününde, Sevaplar daha ağır gelsin mizan önünde. Hazreti Ömer Faruk buyurdu ki: (Her insan, Tartmalı kendisini gelmeden vakti mizan.) Her akşam kamçı ile vurup o kendisine, (Ne için böyle yaptın?) der idi hep nefsine.

