Şaşarım şu insana İslam âlimlerinden, büyük bir evliya zat, Bir gün sevdiklerine şöyle etti nasihat: (Şu kula şaşarım ki,"Ölüm""e inanıyor, Buna rağmen gülüp de, neş''elenebiliyor. Şuna da şaşarım ki inanıyor "Kader"e, Yine de rızk için, düşüyor hep kedere. Ve şuna şaşarım ki: "Cehennem vardır" diyor, Yine de fütursuzca her günahı işliyor. Şaşarım "Dünya fani" diyen şu insana ki, Sarılmıştır dünyaya, ayrılmayacak sanki.) Yine bir sohbetinde buyurdu: (Ey insanlar, Pek çok hayret ettiğim iki türlü insan var. Birincisi şudur ki, gündüz oruçludur hep, Sabahlara kadar da, gece eder ibadet. Asla Hak tealaya etmez günah ve isyan, Yine de görürsün ki "Hüzünlü"dür o insan. Uğraşmasına rağmen hep ahiret işiyle, Yine ağlar görürsün, onu hep gözyaşıyle, İkincisi şudur ki, yapmaz ibadetini, Oyun ve eğlenceyle, geçirir hep vaktini. Korkmadan günahları işlerse de o maalesef, Yine de bu haline üzülüp, etmez esef. Yaşamasına rağmen İslamın haricinde, Görürsün onu dahi, yine "Neş''e" içinde.) Bir gün de buyurdu ki: (Bir "Hayal"dir bu dünya, Ahmak olan, kalbini kaptırır hep buraya. Dünya, sana "Dost" gibi görünürse de şu an, Halbuki sonra sana, kesilir büyük "Düşman". Dünyanın dışı süslü, taze, güzel sanılır, Lakin zehirdir içi, yiyenleri aldatır. Kalbi dünya malına bağlı ise kulun hem, Ölürken daha fazla çeker acı ve elem. Onlar deniz suyunu içenlere benzer ki, Tuzlu suyu içtikçe çoğalır harareti. Yandıkça daha içer, içtikçe daha yanar, Ve çatlayıp ölür de, suya kanmaz o zinhar. Bir "Misafirhane"dir dünya esasında, Yolcunun gözü olmaz, bu yerin eşyasında. Çünkü o, muvakkaten ikamet etmektedir, Bir kaç gün kalıp, sonra ayrılıp gidecektir. Bu hanın eşyasına gönül bağlarsa eğer, Onlardan ayrılınca, olur o çok mükedder Lakin hiç göz dikmezse hanın eşyalarına, Ayrılıp gittiğinde, üzüntü olmaz ona, Çünkü insan dünyada "Ahiret yolcusu"dur, Varacağı yer ise, dehşetli, korkuludur. Burada o yer için yapmazsa bir hazırlık, Azaba atılarak, kendine eder yazık.)

