(Ali'yi seven, beni sevmiştir. Ona düşmanlık, bana düşmanlıktır. Onu inciten beni incitmiştir. Beni inciten de elbette Allahü teâlâyı incitmiş olur.) [Taberani]
Hazret-i Ali efendimiz, Hicri 35 yılında halife oldu. Bundan beş yıl sonra Ramazan-ı şerif ayı 17. Cuma günü sabah namazında İbni Mülcem isminde bir "Haricî" tarafından kılıçla alnına vurularak şehid edildi... Resulullah efendimiz, daha hayatta iken kendisine İbni Mülcem'in kılıcı ile şehid olacağını bildirmişti. Hazret-i Ali, İbni Mülcem'i gördükçe; mübarek başını gösterip;
-Bunu ne zaman kana bulayacaksın buyururdu. İbni Mülcem de;
-Ya Ali! Bu kötü işi, Peygamber efendimiz bildirmiştir. Sen beni öldür de, kıyamete kadar bedduaya maruz kalmayayım, derdi. Hazret-i Ali de her defasında;
-Öldürmeden önce ceza olamaz, buyururdu...
Hazret-i Ali, şehid edileceği gün sabah namazına giderken yolda şu beyti okuyordu:
Ölüme hazır ol ki, ölüm elbet gecikmez.
Ölüm gelince artık feryat fayda vermez.
Hazret-i Ali'nin kızı ve aynı zamanda Hazret-i Ömer'in hanımı olan Ümmü Gülsüm (radıyallahü anha) hadiseyi duyunca;
-Babam da, kocam Ömer gibi sabah namazında suikasta uğradı, dedi.
Hazret-i Ali, son nefesini vermek üzereyken şöyle buyurdu:
-Yeminle söylüyorum ki umduğuma kavuştum... Tabutumu Arneyn'e götürün, orada ışık saçan bir kaya vardır. Beni oraya defnedin!..
Bunları söyledikten sonra Kelime-i şehadet getirerek vefat etti. Vasiyet ettiği yere gittiler ve orasını aynen buyurduğu gibi buldular... Allahü teala hepimizi şefaatine nail eylesin...

