Kaydet
a- | +A

20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı''nın 25 yıldan beri zafer kutlamalarını yapıyoruz.

Lakin önceki gün kutlanan 2000 yılı barış şenlikleri gayet neşesiz ve heyecansız geçirtildi. Bunun AB ile ilgili bazı menfi telkinlerden ileri geldiği anlaşılıyor. Nitekim Sayın Denktaş''ın çok değerli müşaviri olan ve Kıbrıs''ın her meselesini kitaplar dolusu, üstadça dile getiren hocamız Sayın Prof. Dr. Derviş Manizade''nin bize anlattığına göre:

BM''den bazı yetkililer Kıbrıs zaferimizin sönük geçiştirilmesi hususunda bizim bazı devlet yetkililerine telkinde bulunmuşlardır.

Böyle yumuşak davranmamızdan Rumlar''ın esas gayeleri olan ENOSİS''ten vazgeçeceklerine ve bizim istediğimiz doğrultuda bir karara varacaklarına inanıyorsak bunda çok yanılırız ve büyük safdillik yapmış oluruz.

Bugüne kadarki tecrübelerimizden şunu anlamamız gerekir ki Rumlar''la Yunanlılar ancak sertlikten hoşlanıyorlar ve her toplantıyı kendi emellerine uygun hilelerle karartıyorlar. Aşağıda Kıbrıs Milli Koordinasyon Komitesi Başkanı Yakan Cumalıoğlu''nun bu münasebetle yayınladığı bildiriyi sunuyorum:

Anavatan ve KKTC Türk halkı olarak 20 Temmuz Mutlu Barış Harekatı''nın 26. yıldönümünü biraz buruk olarak kutluyoruz.

AB''ye Türkiye''nin kabul edilip, edilmeyeceği pazarlıklarına dayanan bir zaman dilimi içerisindeyiz. Anlaşılan Türkiye''nin, bu zaferin ne içinde olması ne de dışında kalması isteniliyor. Batılı sözde müttefiklerimiz bunu istiyorlar:

"Ne içeriye almak, ne dışarıya salmak. Önemli olan kapı önünde bekletmek."

Bu anlamda Türk insanına yapılan dayatmaların, sabrımızı taşırma noktasına getirdiğini farkedemiyorlar. Anavatan Türkiye''nin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti''nin egemen devlet varlığından vazgeçemeyeceğini idrak edemiyorlar. Halen devam etmekte olan Cenevre görüşmelerinde peşin hükümlü olarak Türk tezini çürütmek Türk varlığını yok farzetmek gayretleri görülüyor.

Avrupa Birliği Kıbrıs Özel Raportörü Jacques Poos son yayınlanan raporunda Türkiye''nin Kıbrıs''taki askeri varlığını "işgal ordusu" olarak nitelemekle; 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti''nin federal yapısını, Kıbrıs Türkleri''nin bu Cumhuriyetin siyasi ve egemen varlığındaki eşit olan kurucu ortaklık haklarını ve de Türkiye''nin garantör ülke olarak sahip olduğu hakları görmezden gelmektedir.

Bu görüşler bize yabancı değildir. Onbir yıl çadır kentlerde adanın % 3''ünde sefalet ve yokolma tehlikesi ile hür dünyanın gözü önünde yaşayan Kıbrıs Türk''ü Batı''nın gerçekleri görmemek huyuna yabancı değildir. Ne menem şey olduğu bir türlü, tam olarak Türk insanına açıklanamayan, Kopenhag kriterleri içerisinde Anavatan Türk''ünden Kıbrıs konusunda taviz vermesi istendiği haberlerinin basında yankılanması devam etmektedir.

Kıbrıs Türk''ü 1963-1974 dönemi tam 11 yıl adada soykırıma uğrarken sırf Müslüman-Türk olduğu için kılını dahi kıpırdatmayan Avrupa ülkelerinin, bugün Kıbrıs''ta üstlenebilecekleri bir garantörlüğe ne Anavatan ne de Kıbrıs Türk''ünün güven duyması mümkün olamaz.

1974''lü yıllarda Türkiye''den KKTC''ye gelip burada aile bağları kurarak KKTC vatandaşlığı hakkını kazanmış insanlarımızın, Kıbrıs''tan kovulmasının bedeli olarak Avrupa Birliği''nin gerekli finansmanı üstleneceğinin de bu çirkin raporda belirtilmesi küstahlıktır. Bu hal, öneri sahiplerinin, Türk''ün milli duygu ve gururuna ne derece düşkün olduğundan habersizliğini gösterir.

Verheugen''in basına yansıyan son raporunda istediği tavizler de herhalde verilemez.

Gerçekler gözardı edilip, bugüne kadar olanları kimse yaşanmamış sayamaz. Tarihi kimse inkar edemez, değiştiremez, kazanılmış haklardan kimse feragat edip geri dönemez.

KKTC bir gerçektir. Kazanılmış bir haktır. Bu konuda kimse geri adım atamaz. Kopenhag kriterlerini küstahça ifade edenleri, bu fikirleri savunanları, bu gerçekleri millete ifadeden kaçınıp aldatma yollarına sapanları tarih ve milletimiz affetmez.