Yeni Cumhurbaşkanı seçimi kargaşaları içinden milletimizi mutlu edecek bir ilahî iradenin çıkışına nail oluyoruz inşallah... Adalet ve demokrasi arayan ülkemize, bu güne kadar düşünemediğimiz bu güzel çözümü bağışlayan Rabbimize, yine bitmeyen şükürlerimle mutluyum. Kendileri hakkında iki yıldan beri yazdığım birkaç yazı meğer adalet özlemlerimizin çok artmasından imiş. Bu mübarek tevakkufun sevinciyle, tam bir yıl evvel (29 Nisan 1999)''da gazetemde ve bu sütunda çıkan "Anayasa devrimi dilekleri" adlı yazımı, aynen yeniden yayımlıyorum. Bu konudaki diğer yazılarımı da nakledeceğim.
Anayasa devrimi dilekleri "28 Şubat Süreci" denilen milletimizi köleleştirme teşebbüsleri döneminde, kavram olarak yüce adalet, öylesine çığırından çıkarıldı ki büyük kederlere düştük. Böyle bir zilletten kurtulup korunmak için yürütmenin, yargının, devletlilerin ve basının seslerini çok aradık ama ne yazık ki bulamadık. İşte, Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer''in Anayasa Mahkemesi Kuruluşu" töreninde yaptığı hak ve adalet uyarılarına, ben onun için "Devrim" dedim. Devrim... Yani bizzat yargının, olup biten adaletsizliklerden, zarar gören siyasilerden, partilerden, devlet işleyişinden, vicdan azabı çekip kendi kendini düzeltmeyi yeğleyen vicdan çığlığı... Bugüne kadar yargının ve yargıya hükmeden kanunların bozukluğundan dolayı egemen olan demokrasi dışı kuvvetlerin zulümlerine karşı apaçık millî kamuoyu oluşmuştu. Bu hâl, adaletimize kondurulan kusurlar bahane edilerek, Avrupa ve Amerika medyalarında dahi ağırca kınanıyordu. Değerli yargı heyetlerimiz maalesef yığın yığın brifinglere çağrılıyor ve 28 Şubat''ın adalet (!) formülleri onlara dinletiliyor. Barolar susturulmuş, suçun çeşidi, o zamanki siyasi iradenin "süreç"ten aldığı buyruklara göre ayarlanıyordu. Bu hâle karşı çıkan yiğit Hasan Celâl Güzel''ler yüzlerce defa taciz ediliyordu. Eskiden yapılan demokrasiyi susturma zulümleri, parti kapatmalar yetmiyormuş gibi üst savcılar, son seçimlere beş on gün kala dahi Fazilet''i, HADEP''i seçime sokmamaktan bahsediyorlardı. Yine bir savcının o zamanki Başbakan''la Meclis aleyhine ve Meclisten gizli uzlaşma yaparak, söz ve fikir adamlarına kurtuluş sağlayacak 312. maddenin hasıraltı edildiği, ancak son seçimden bir ay evvel ortaya çıkmıştı. Üst mahkemelerin bazılarında resmen ideoloji yürütülüyor; onun sevkettiği usulde siyaset yapılıyordu. Bundan üzüntü duyan Adalet Bakanı sayın Denizkurdu yargının işleyişi üzerinde ağır tenkidler yaptıysa da kulak asan olmadı. Bu arada, kartel dediğimiz basın ağaları ne yapıyorlardı? Abartmasız diyebiliriz ki; yapılan her yolsuzluk, adaletsizlik, baskı ve zulmü, bizi dünyada gülünç eden bütün hukuksuzlukları aşk ile alkışlıyorlardı. Yazılarımız, korku sansüründen, endişe denetiminden geçiyordu. Bugün Anayasa Mahkemesi sayın Başkanı''nın söylediklerine benzer gerçekleri, yazıp savunduğumuz için, hem ceza, hem de tazminat davalarına çarpılıyorduk. Halbuki demokrasi ve erdem, adaletin kendisidir. Onun olmadığı bir ülke, kış günleri hayatını donarak sürdüren mahlûkların inleri haline gelir. Türkiye, adaletin yüceliğini, Avrupa ve Amerika''dan çok daha önce yaşamış bir ülkedir. Bu süfliliklerden ne kazancınız olursa olsun lütfen bu temiz millete reva görmeyiniz.

