Kaydet
a- | +A

Bu nasıl bir iştir ki vatandaşlar, hukuk seçkinleri, devlet adamları başta olmak üzre, herkes, bütün insanî ve çağdaş şartlarını, bir an evvel kabul beyanı vererek Avrupa Birliği''ne katılmamızı istiyor.

Birliğin sözü geçen üyeleri ve hatta ikiyüz yıldır Avrupa''nın sırtına binip bize düşmanlık eden Yunanistan bile bu Birliğe katılmamızda ısrarcı rolü oynuyor. Kısacası Avrupa Birliği kırk yılı geçen hasretimizdir. Birçok faydalar, teminatlar bulacağız orada. Kazancımız büyük olduğu ölçüde düşmanımız azalacak. Medenileşme de dahi inanılmaz mesafe alacağız. Umulan bu sonuçlardan ötürü Türkiye''deki bütün partiler ve fikir grupları içinde Avrupa Birliği''ne karşı olan kalmamıştır.

Hattâ Avrupa''da, özellikle acı depremden sonra, beliren (veya belirtilen) hoşgörü ve sempatisi bizim devlet ve hükûmet sözcülerini Avrupa''ya katılmak konusunda adeta yeniden coşturup hararetlendirmiştir.

Cumhurbaşkanımız TBMM''yi açarken:

"Anayasa''da kökten reformlar yapılmalı...2000 yılına artık mevcut sistemle gidemeyiz. Halkımızın demokrasi ile kenetlenmesi lâzımdır. Ülke, devlete, rejimin geleceğine ve kendine güvensiz yaşayamaz. Güçlü demokrasi meşalesini yanar tutmaya mecburuz. "Küresel" toplum fikri, somut gerçeklik halini almaktadır. İnsanlığın 20. yüzyılın sonunda vardığı noktayla durum tesbiti şarttır" diye özetlenebilecek herşeyi söylüyor. Yargıtay, Anayasa başkanları, teker teker milletvekillerinin hepsi, partililer ve liderler benzer görüşleri paylaşıyorlar.

"Şimdi Değişim Vaktidir" vecizesi dillerden düşmüyor.

Başbakan sayın Ecevit, eski "Halkça bir düzen lâzımdır" sözünü Avrupa Birliği seviyesine uygun yeni anlamlarla dolduruyor.

Üç yıldan çok başbakanlık yapmış ve bugün dahi koalisyon başlarından olan sayın Mesut Yılmaz''ın demokrat kafaları sarhoş eden öyle sözleri hele öyle çıldırtıcı ki... İnsan "bu rüyadan yine gerçeğe uyanırım da yine bahtsız olurum" diye korkuyor. "Meğer, demokrasimiz ne haldeymiş! Sahiden düzelecek miyiz" diye hayıflanıyor. İşte Yılmaz''dan demokrasi çığlıkları:

"Devlet, millete kırgındır. Vatandaşı tehdit sayan devletle uğraşacağız. Kişisel hak ve hürriyetler, din vicdan, teşebbüs özgürlükleri genişletilmeli. Millet olarak üstümüzdeki elbise sökülmüştür. Sökük elbise artık tutmaz. Sistemi yenilemek gerektir" ve daha neler...

Hepsinin iyi niyete dayanmasını umduğumuz bu sözler, millet ve devletimizin, artık kurtulmasını, başka hür milletler gibi yaşamasını, Avrupa Topluluğu standartlarına uymasını, adaletimizin, hukuk üstünlüğümüzün mutlaka sağlanması gerektiği Devlet ve hükümet ilgilileri, toplumun tümünce varılmış ölçülerini gösteriyor, yansıtıyorlar.

Böyle olduğu halde hukukta, idarede, adaletlerle, ekonomide, bürokraside, inadına gibi yığınla yolsuzluk, hırsızlık, gariplik, küstahlıklar iptidai baskıların yapılmaya hızla devam edilmesi korkunç üzüntü değil midir? Çağdaşlaşmaya Avrupa Topluluğu nimetlerine karşılık büyük sabotajlar ve hatta yıkıcı ihanetler sevgili milletimizin büyüklüğüne yakışır mı?