Bir bayram günü olsun tasasız tarafından açmak, hoşbeş etmek, havadan sudan, hoş şeylerden konuşmak ne güzel. Çağımıza bir ad konulsa "sinir buhranları" çağı denmeli belki. Dünya alevler içinde yanıp kavruluyor. İnsan kendi icat ettiği otomasyonun, süratin, bilgisayarın konforun mahkûmu olmuş. Çalışa çabalaya içinde yaşanılmaz bir dünya meydana getirmiş. Fezanın daha da keşfedilmesi belki bu bakımdan iyi olacak: İnsanlar kendilerine, (olur ya) sakin bir yıldız bulacaklar. O yıldızda belki henüz kuşlar tükenmemiş, çiçekler serbestçe açar, insanlar birbirlerine korkusuz yaklaşır, çekinmeden açılırlar. O yıldızda, belki kinler büyümemiş, hınçlar çıbanlaşmamış, ihtiraslar bütün insan gönüllerini silip süpürmemiştir. 21. Asrın üstün "paraya tapanlar çağı" mı yazmalı. Çoğaldıkça çoğalan, hakkına razı olmayan, kazandığıyla yetinmeyen bir kalabalıklar... Bayram bunlar için miydi? Bayram bunlar için safsata; dostluk kullanılır ve eskitilir birşey. Hepimiz birer Hâlet Efendi olup çıkmışız. Hani, dostlarına, yakınlarına, rakiplerine elinden gelen her kötülüğü etmeye doymayan, cefâ kralı bir Hâlet Efendi ki, öldüğü zaman bir şair şu eşsiz beyti söylemişti: Ne kendi eyledi rahat, ne verdi halka huzûr
Çekildi gitti cihândan, dayansın ehli kubur. (mezarlık sakinleri) Evet, bu böyle. Şu dünyada sınıf kavgası, post kavgası, ekmek kavgası, aile kavgası, kardeş kavgası, parti kavgası, devletin halkla kavgası, ağız kavgası, yorgan kavgası say sayabildiğince... Bu kadar çok kavgaya tutuşanların öte dünyayı ve keşfedilecek o güzel lekesiz hoş yıldızı da alt üst edeceklerinden, ben çok korkuyorum. Dünyanın bu halinde din ve mezhep sahiplerinin birbirlerine ters bakışmaları dahi ödümü koparıyor. Sanki hepsi Cennete sokulmuşlar da Cennet dar gelmiş, ne tuhaf! -Zât-ı devletiniz hâkı pâyiniz, cariyeniz efendim...diyecek ki âmirden bir kötülük gelmesin. Yaşlıların elleri öpülürken korkarım "miras" düşünülecek. Fitre zekât veren komşuya "Vay komprador, vay yobaz!" diye sosyalist ağzı zarif iltifatlar edilecek. Gönlünüzden bir iyilik yapmak gelse düşüneceksiniz: "Sahtekâr herif rol kesiyor, yine etrafı afyonluyor!" derler mi demezler mi? * * * Halbuki bizim dinimizin içli ve şiirli lisânı Yunus Emre''dir. Onun lûgatinde kin yok, hınç yok, sırf sevgi muhabbet vardır. Hak bir gönül verdi bana, hâ demeden hayran olur Bir dem gelir zâri olur, bir dem gelir şâdan olur. Hele Müslümanın geniş yüreğine bak: Ben gelmedim dâvi (dâvâ, kavga) için Benim işim sevi (dostluk, aşk) için. Ama Yunus''un çoğu torunları bugün, bir başka kavgada, savaş, kıtlık hali gibi çehreler gülümsemeyi unutmuş. Birbirini hoş görmek kimin nesine! Gönül yıkmak, gönül kırmak esas işimiz. Faydalı ve çalışkan adamı kıskanmak, halkın nafakasına devlet ekmeğine hileyle sahip çıkmak ileri bir sanat oluvermiş. "Öfke baldan tatlıdır" da "sevgi balların balı" değil midir? Vatandaşlarım düşünsünler, bence vâiz efendiler, öğretmen dostlar, sözü dinlenenler, memleketi sevenler hep birlik olsunlar da bu bayram günü güzelliğinde, halka, millete, çocuklara birbirlerini sevmeyi, hoş görmeyi, hoş tutmayı, gönül yapmayı öğütlesinler.

