Kaç gündür, beşi altıyı aşkın, hatta 7.2''lere varan âfetlerle beraber hayatımızı alt üst eden beyin depremleri sürüyor. Zelzele korkusu ve hiçbir idarî makama güvenememek zaten karışan kafalarımızı, 17 Ağustos''tan beri ölüm ve yıkım dolu çıfıt çarşılarına döndürdü. Dün dinlediğim bir haberde: "Deprem söylentilerini hırsızlar çıkarıyor" diyordu. Önce şaşırdım ve güldüm. Sonra "neden olmasın ki?" diye düşündüm. 13 aydan beri ne ölümlere, ne zulümlere, ne ihmallere yolsuzluklara inanmak zorunda kaldık. Hırsızların da herhalde bir çıkarları var ki söylüyorlar. Evler boşaldıkça onlara gün doğuyor dedim. Hele şaşkın bırakılmış sahipsiz millet, zelzeleye bu kadar hazırken... Bizleri kim aldatırsa, elhak eli boş dönmez. Nitekim deprem kalıntılarının tenha yıkıntıları altında kalan insancıkları yakalayan birtakım kara ruhlular onların kulaklarına, "Hâlâ ne oturuyorsun bu evde, saat beşe doğru zelzele olacak" diye söyleyip evlerinden kaçıyorlarmış. Yalnız hırsızlar, yalan söyleyip insanları korkutmaktan hoşlanan alçaklar mı evlerinden uğratıyor halkı? Ne gezer? İlmin pek az uğradığı yurdumuzda depremin D harfinin de zaten Amerika''da bile henüz çözülmediği dünyada 17 Ağustos''tan ve şu yedi onda ikilik âfetten sonra birdenbire yüzlerce yer mühendisi, sokak bilgini, jeoloji seyircisi, yerküredeki fay kazmacası, yıkımları tahmin sevdalıları türedi. Biz sadece sayın Işıkara''ya sırtındaki jeolojik yüklerle razı idik. Şimdi onun üstüne TV''lerde, gazetelerde kimi anadan doğma, kimi sonradan olma, zelzele, şeametçisi türedi. Mikrofonu eline geçiren şehirlerimizi, alt-üst edip denizlerimizi kaynatacak çok yakın felâketlerden bahsediyor. Geçenlerde birisi paldır küldür bir TV''de: "İstanbul''un 15 milyonundan yedi-sekizi elimizde hasarsız kalırsa halinize razı olun" diyordu. TV''lerde, her saat başı bir ukala, fiyaka deremcisi zilli bebek dile geliyor. Bunu sanki çocuklar dinlemiyor, okumamış analar, ablalar dinlemiyor, herkes dinlemiyor... Bilmem ki bu TV''lerdeki böyle yayınlara, yalanlara, cıvık tahminlere kimler müsaade ediyor?
Dün sabah; aydın, yüksekmeslek sahibi bir hanımefendiyle, şuradan-buradan konuşurken: "Dur hele, bugün saat üçle beş arasında, kötü zelzele olacakmış! Onu da ucuz atlatalım da inşallah" demez mi? -Yahu kardeş, dedim. Benim bildiğime göre sen Allah''a inanan birisisin. Uçan kuşun son nefesinin dahi O''nun kudretinde olduğunu bilirsin. Ayrıca, fen adamısın. Bu zelzelenin, zuhurunu, saatini, olup olmayacağını, Çin''de mi, Maçin''de, Savşat''ta mı olacağını, insan idrakiyle bilinemeyeceğini de, herkese öğretirsin? O halde kardeş, hangi saatten, hangi günden ve o hayâsız uydurmalardan söz ediyorsun? -Doğru ya! dedi. Düşünemiyorum artık, tansiyonum, sinirlerim katlanılır gibi değil... Gerçekten bu yalancılar, sahtekârlar, şarlatanlar, hırsızlar yüzünden ateş bacayı sarmıştı. Üstüne de Avcılar''da daha birçok çevrede, vilâyetler, kaymakamlıklar emriye "Çabucak hasarlı evlerinizi terkedin, çabuk, evi olmayanlar, başka illere gitsin" diye akıl almaz ihtarlar yapılınca... Çok yerde, vatandaşlar hâlâ arabalarında, çadırlarda, sokaklar ve uzak akrabalarında... Size söyledim yahu! Ya Allah''a inanın veya gücünüz yetiyorsa ilme, aklıselime, tedbire başvurun. Devlet ve TV''ler de her aklına gelen sersemin konuşmasına izin vermesin.

