Kaydet
a- | +A

Yıllardan beri sürüp giden demokrasi yokluğu içinde yaşama bezginliği, bizi perişan etti, tüketti. Ben elli yıllık, yurdumuzun kahırlı sevinçli yıllarını yaşamış ama herşeye rağmen demokrasi ümidini ve yaşama sevincini kaybetmemiş bir yazarım. Şu son yıllarda o ümit ve neşeyi de yitirdiğim oldu. "Her halde iflâh olmamak mukaddermiş" diye acı şeyler düşündüm. Hayal kırıklığından ümit kırıklığına sürüklendim durdum. Çok zamanlar, adaletsizlik ve haksızlıklara ve milletimize göz göre göre yapılan saygısızlıklara karşı dilim tutuldu; ağzımı bıçaklar açmadı gönül kalemim de işlemez oldu.

Sanki inançlarıma, demokrasime ve inancıma düşman bir kuvvet yurduma el koymuş gibiydi. Refahımızı, geleceğimizi, ağzımızın tadını, kalemimizin etkisini birileri ipotek altına almışlardı. Sanki birileri yıllarca evvel, bilmem kaç nesil için milli bahtımızı karartma planları yapmışlardı. Yüzü pek az gülmüş, bahtı ezelden bozulmuş, rahmetli anam fazla dertli olduğu zamanlarda tenhalara çekilip yanık türküler söyler ve firaklanırdı.

İşte şimdi ben, zavallı ve sevgili milletimin kederli halini, rahmetli anamın çok acıklı makamdaki türkülerinde buluyorum: "Ey gaaziler yol göründü yine garip serime Dağlar taşlar dayanamaz benim âhuzarıma..." Evet, bir zamanlar hoşgörüsü ve âlicenaplığıyla dünyayı tutan Osmanlı devleti, hilekâr düşmanların oyunlarına gelip tükenmişti. Fakat bundan daha fenası: Arkasında derdi ummanlar taşıran, çaresiz, sahipsiz bir millet bırakmıştı.

Böyle sahipsiz kalan, ilimsiz, fensiz bırakılan, menfaat, soygun ve adaletsizlik elinde inleyen halkımız bir asırdan beri perişandır.

Çaresiz ve maneviyesiz kalan ana milletimizin acıları bana işte anamın "Körolası zalim felek derde bıraktı" diyen acıklı türkülerini hatırlatmıştır.

İşte o türkülerdeki gibi kelimesiz kederlerle anlatılan dertler, her yıl azalacağına, çoğalıyor. Refahımız, sevincimiz, demokrasi ve adaletimiz yükselip artacağı yerde, o dehşetli ıstıraplar, devletimizi biraz daha yaralıyor, milletimizi dertten derde bırakıyor.

Eskiden olanlar bir yana, iki üç yıldan beri hele, milletçe, yediğimiz ekmeğin tadını âdeta unuttuk. Kargaşadan, tehditten, millete edilen hakaretlerden şaşkına döndük. Başımızı hangi taşa vuracağımızı bilemiyoruz.

Bir yıldan beri, "Hiç seçim olmayacak, demokrasi ümidimiz mahvolacak" gibi gelmişti, bize. Kimilerinin ziftleneceği körpe kuzulara döneceğimizden korkmuştuk.

Nihayet bin güçlükle seçimler yapıldı. Fakat, bu sefer de başımıza gelenlere bakın: "Milli iradenin esas kaynağı ve sebebi" diye övülen milletimizin başardığı, çok güzel seçimlerin sonucunu dahi beğenmediler.

Bizim kafadarlar halkın seçtiği falan zümreyi hiç sevmiyor; öteki antikalar da birilerinin suratlarını görmekten hoşlanmıyor. Hükûmet, vatandaş, demokrasi, enflasyon gibi şeyler kimsenin umurunda değil. Cahil ve kör nefis kavgası, halkı sömürmeleri ve zulmetmeleri devam ediyor.

İşte bu şartlar artık tahammülümü tüketti.

Şimdilik... "Bari, sayın yöneticilerimizden, şöyle 10 gün izin istiyeyim" diye rica ettim. Dostlarla bir Bulgaristan ve Romanya seyahati de (yine oralardaki Türklerimizin davetiyle) görünüyor. Ondan sonra, Allah isterse, işler biraz düzelir diye ümid ediyorum. İstediklerini yazamadığım siz sevgili okuyucularımın aflarına sığınıyorum. Yine buluşmak zevkiyle gözlerinizden öpüyorum.