Kaydet
a- | +A

Aynı zamanda değerli yazarlarımızdan olan sayın Oğuz Gökmen dışişlerinde geçirdiği uzun yıllarını "Bir Zamanlar Hariciye-Eski Bir Diplomatın Hatıraları" diye hatıralaştırmış; yani bir bakıma tarihe geçirmiştir.

Avrupa''da ve dünyanın çok yerinde türlü kademelerde çalışan bu aziz dostun; son olarak Budapeşte ve Zigetvar''da Kanuni Sultan Süleyman''ın kabri ve hatıraları üzerindeki çalışmaları, milletimizce özel bir değer taşımaktadır.

Aşağıda size sunacağım bölüm, 2. Dünya Harbi sonlarında, Türkiye''de hepimizi gelecek korkusuna sevkeden büyük heyecan ve kaygı ile (öğrenci olarak) izlediğimiz çetin günlerdir. Bizi işgale kadar tehdit eden içeride dahi kendisine hayin müttefikler bulan Sovyet Rusya''yı yalın kılıç karşılamaya hazırlandığımız günler...

TÜRKİYE ÜZERİNDE SAVAŞ SONU RÜZGÂRLARI ......... Savaş sona ermişti ama, Türkiye için, sıkıntılı ve zor günlerle dolu bir dönem asıl şimdi başlıyordu. Yalta''da neler olmuştu? Potsdam''ın gündeminde hangi konular ele alınacaktı? Tüm Avrupa''nın geleceğinin kararlaştırılmakta olduğu bu toplantılarda "Avrupalı" bir devlet yoktu. Fransızların yakındığı gibi Avrupa''yı sadece Sovyet Rusya temsil eder gibi görünüyordu.

General de Gauelle''ün bütün gayret ve ısrarlarına rağmen, Fransa bu toplantılardan hiçbirine davet edilmemişti.

O tarihlerde Paris Büyükelçiliğimizde görevli bulunuyordum. Fransa''nın bu konularda, özellikle Avrupa''nın geleceği ve güvenliği üzerinde sonradan gerçekten çok haklı olduğu kabul edilen kuşku ve endişelerini kolaylıkla izleyebiliyorduk. Büyükelçimiz Numan Menemencioğlu, Fransız kaynaklarından kolaylıkla edindiği bilgileri kendi düşünceleri ile beraber muntazaman Ankara''ya yansıtıyordu.

Türkiye, savaş içerisinde müttefikler lehine yapabileceklerinin en iyisini en akıllı biçimde yerine getirmişti. Daha savaş öncesinden İngiltere ve Fransa ile ittifak antlaşmaları imzalanmış, savaş süresince en kritik anlarda dahi bu antlaşmaların ruhuna içtenlikle bağlı kalmıştı. Ahdi bir müttefik olarak "Türkiye harbe girsin mi, girmesin mi?" tartışmaları yapılırken, Türkiye çeşitli baskılarla karşı karşıya bırakılırken, üç büyük müttefikten birinde, Sovyet Rusya''da asırların birikimi emelleri yeniden kabarmaya başlamış, Yalta''da kapalı kapılar ardında Boğazlar üzerindeki üstü kapalı beyanlarına Amerikalı ve İngiliz müttefiklerinden olumsuz sayılacak bir reaksiyon gelmemiş olması, kendilerini belki de gerektiğinden pek fazla yüreklendirmişti. Sovyet Rusya, 19 Mart 1945 tarihinde Türkiye''ye tevdi ettiği masum görünüşlü bir "Kançılarya Notası" ile iki ülke arasında yirmi yıldır yürürlükte bulunan 17 Aralık 1925 tarihli Dostluk Muhadenet ve Ademi Tecavüz Antlaşmasının kendiliğinden uzatılmasını önlemek amacı ile feshini ihbar ediyordu.

Sovyet Notası ile vaktiyle Suriç ve Tevfik Rüştü Aras arasında Paris''te imzalanmış olan bu antlaşma 17 Kasım 1945 tarihi itibariyle yürürlükten kaldırılmış oluyordu. Yeni bir antlaşmanın imzalanması ancak yeni şartlarla mümkün olabilecekti. Bu yeni şartların neler olabileceği hakkında henüz bir şey söylenmiyordu. Moskova''daki Büyükelçiliğimiz aracılığı ile konunun üzerine biraz fazlaca düşmemiş olsaydık, Sovyetler belki de "Zamir"lerini (içyüz) açıklamak için bir süre daha bekleyeceklerdi.

Olay, Türkiye''de her kesimde büyük bir huzursuzluğa ve endişeye yol açmıştı. "Çok şükür savaş bitti" derken, Karadeniz''in kuzeyinden acayip ve mevsimsiz bir karayel esmeye başlıyordu.

Sovyetlerin bizimle 1925''tekine benzer yeni bir iyi komşuluk ve saldırmazlık antlaşması imzalayabilmesi için istediği "bedel" nihayet Büyükelçimiz Selim Sarper''in Molotov''la yaptığı kurcalamalar sonunda ortaya çıkmış oldu. Sovyetler, Boğazlar üzerinde Türkiye''nin sorumluluğunu, egemenliğini paylaşmak ve bunun için de Türk toprakları üzerinde gerekli üslere sahip olmak istiyorlardı. İstedikleri bir başka husus da vaktiyle "kendilerinin pek zaif bir dönemlerinde" 1921 yılında "gasbedilmiş" olan Kars ve Ardahan vilayetlerinin Türkiye tarafından Sovyet Rusya''ya geri verilmesi idi. (Sayfa 179-180)