Kaydet
a- | +A

Geçen çarşamba, Türk Edebiyatı Vakfı''nda milletlerarası şöhrette musıki adamımız, Tamburî üstad Necdet Yaşar''ı dinledik. Şu yakınlarda, Fransa''da, ünlü bir kilisenin konser salonunda, çok ilgili dinleyiciler huzurunda, eşsiz klasik mûsıkimizin Dede''sinden, Sadullah Ağa''sından, kadın bestekârımız Suzu Dil Kalfa''dan, Üçüncü Selim''den, tanınmış saz arkadaşları ile birlikte, muhteşem besteler dinletmiş. O konserde dinlettiği besteleri de plağa, kasete doldurtup bize getirmiş. Bizim bestelere iyice yabancı olması gereken, Fransız dinleyicilerinin kendilerine sıkıcı gelmesi icab eden bu Türk klasiklerine gösterdiği ilgi, coşkunluk ve heyecandan çok duygulanmış olan Üstad, hayret, küskünlük ve sanatkâr sitemleri ile soruyor:

-Biz bu yüce musıkî''ye hayran, bu, Dede''lere, 3. Selimlere açık "kulak"ları ne yaptık, nerede kaybettik? Yalnız "eşsiz nağmelerin sahibi klasik mûsikimizi kastetmiyorum. Doğru dürüst halk türküleri de, dinî tasavvufî parçalar da dinlenmiyor artık.

Onun için, Fransızlar''ın hayranlıkla, birçok yerde, birçok defa dinledikleri bu konser''i, kayda aldırttım ama, huzurunuza getirmekten korktum. Acaba dinlerken sıkılır mısınız? diye korktum. Yabancılıktan değil yani... Köyünde kırında, taşra meclislerinde dahi canlı mûsıkî heyecanlarına, hepimizin 20 yıl öncelere kadar şahit olduğumuz bu sevgileri nasıl öldürdük diye kederleniyorum. Doğrusu her mecliste dert oldu içime. Ne şükür ki, siz her yaşta gençler, Türk Edebiyatı Vakfı''nda beni ilgiyle dinlediniz. İlerleyen yaşımda, bundan duyduğum zevk ve sevinç sonsuzdur" diye çok kısa konuştu dostum Necdet Yaşar Bey.

Aslında, "halis Türk sazı" diye muhabbetle tanıttığı Tambur''dan hareketle, musikîmizin içine düştüğü durumdan üzgündü. İstanbul, Ankara, İzmir''den başka, birçok şehirlerimizde de açılan Türk Musıkisi korolarından, oralarda ustalıkla "icra-yı sanat" eden ses ve saz ustalarından, onların oldukça yüksek tutulan maaşlarından çok memnundu. Buna rağmen, her tarafta, zevksizlik derecesine çıkarılan bu musıkî perişanlığına, bu ilgisizliğe asla akıl erdiremiyordu. Ne Batı ne de Türk mûsıkilerinde, iyi esere değerli bestelere rağbet etmeyen hattâ... Bırakın rağbeti tahammül bile göstermeyen bu "kulak" perişanlığı, bu acıklı seviye onu öldürüyordu.

Onun için Üstad, Fransa''da kaydettirdiği konserin, o nefis bestelerine, o Dede Efendi''lere, Itrîlere, Hâfız Post''lara, Subhî Ziya''lara, Vakfımızdaki meraklı dinleyicilerin de katlanamayacağını kabul ediyordu, tecrübeleri o istikameti gösteriyordu. Onun için, o canım şaheserleri, ezile büzüle çaldırıyor, acaba esniyorlar mı diye yüzümüze bakıyor, parçaları uzattığı için ikide bir özür diliyordu.

Ben de, Fuzulî''den, Nef''iden, Şeyh Galib''den, bazı gazeller hatta beyitler okurken, Sayın Necdet Yaşar''ın aynı duygularını yaşıyordum. Demek, Divan Edebiyatımıza olanlar, klasik mûskîmize de olmuştu.. Bu sanatımızın hattâ hayatımızın milli birlik kardeşliğimizin bozulması olayı, çok kaygılanacak bir konudur. Onun için, Necdet Yaşar''ın besteleriyle açtığımız kederli konu. İçimde büyük dert olmuştur. Onun için, yarınki yazıda bu zevk yıkımının sebeplerini kendimce arzedeceğim.