Kaydet
a- | +A

Bu yıl Ortadoğu için, diktatörlerden arınma yılı oldu. "Arınma" dedim, "kurtulma" demedim. Çünkü, bunların, vefatlarından sonra, yaşadıkları günlerden bin beter olaylar beklenebilir.

Bu diktatörlerin hepsi isim yapmış uzun yıllar dünya çapında rol oynamış ve yaşını başını almış kimselerdi. Bu vasıfları ile önce Ürdün Kralı Hüseyin, sonra Fas kralı Hasan ve nihayet komşumuz Suriye''nin anlı şanlı diktatörü Hafız Esad dünyalarını değiştirdiler. "Diktatörlük" dediğimiz milli felaketten kurtulup çıkmak birçok yıllar geçtikten sonra bile kolay ve mümkün olmuyor. Şimdi hepsini bir yana bırakın da bizim sevgili Türkiye''nin başına gelmiş olanları bir bir hatırlayın: 1950''de yani Cumhuriyetimizin taze zamanında tek parti diktatörlüğünden kurtulduğumuzu zannettik fakat bu hal sadece "zannetmekten" ibaret kaldı.

Nitekim 1950''den sonra tam da "Kurtulduk, demokrasiye ve adalete kavuştuk" derken bir düşünün. Hepsi de o diktatörlüğün serpintisi olan ne felaketler geldi başımıza.. 27 Mayıs 1960 ihtilali mi dersiniz; tatsız bir Mart bilmem kaçıncı Şubat, 12 Eylül 1980 darbeleri mi dersiniz; daha neler neler. Bu bakımdan Hafız Esad''ın ölümü komşumuz Suriye''nin başına daha kimbilir ne sıkıntılar getirebilecektir? Çünkü hele yukarıda isimlerini saydığımız uzun yaşamış diktatörler kadrolarını ve yakınlarını kollayıp Cumhur cemaat iktidara getirirler. Çünkü o diktatörler çıkarcılığa bağlı, sürekli bir saltanat peşindedirler.

Bu bakımdan kendileri ölüp giderler ama milletlerinin başına bela olacak kayrılmış adamları ihtiraslı güçleri yüksek ve nüfuzlu yerlere bilhassa getirirler. Onların zamanlarında yanlış şartlandırılan nesiller hele, onların geri ve kara zihniyetlerini halkın başına ilericilik, devrimclik diye musallat ederler: Meselâ darbeler yaparlar, gizli kadro değişiklikleri becerirler, hatta kendi çıkarları için yabancı devlet veya kuruluşlarla anlaşıp yurtları aleyhine ittifaklar bile kurarlar. Bu bakımdan Suriye gibi bize en yakın dost bir milletin başına silahlarla geldikten sonra birçok kanlı olaylara haksızlık ve zulümlere meydan açmış bir Hafız Esad''ın 30 yıldan fazla ayakta kalması dahi Yüce Rabbin bir cilvesidir. Kaldı ki onun beceriksiz halefleri daha şimdiden içerden dışardan kavgalı halleri ile bu mazlûm devleti kimbilir ne hallere düşüreceklerdir. Esad bir yandan Rusya ile sıkı dostluklar kurarak kendisini kuvvetli gösteriyor; bir yandan Amerika ile gizli uzlaşmalar içinde vaziyeti idare ediyordu. Öte yandan Arap dünyasının bir kısmı ile can ciğer dost görünüyor öbürlerini hiçliyordu. İsrail ile kanlı bıçaklı savaş görünüşünü ise devam ettiriyordu.

Öte yandan Türkiye ile su konusunda ve Hatay''ımız için ağır düşmanlık oyunları güdüyor ve Öcalan gibi bir anarşisti ülkesinde şımartmaktan perva etmiyordu. Bunları bilhassa dostu Rusya''nın hatırı için ve dünyanın zararına olarak yapıyordu. Demek ki Hafız Esad birkaç ipte oynamayı becerebilen kendince çok kurnaz bir zulüm canbazı idi. Suriye halkıyla ise Esad''ın hiçbir milli sevgisinden, birleştirme ruhundan ve dostluk ilişkisinden nasib almayıp içinde kavgalar, düşmanlıklar biriktirmiştir. Bu bakımdan öz milleti ile, Ortadoğu ile hatta Arap kardeşleri için onun dünyaya bıraktığı hiçbir hayırlı eserden söz edilemez. Yazımızı Osmanlı tarihinin meşhur bir fitnecisi olan "Hâlet Efendi" için söylenmiş bir hiciv beyti ile tamamlayalım. "Ne kendi eyledi rahat, ne verdi halka huzûr Çekildi gitti cihandan dayansın ehl-i kubur" (mezarlarında yatanlar) Bununla beraber öleni "toprağı bol olsun" diye anmak uzun bir tarih boyunca dost kardeşimiz Suriye halkına da barış ve huzûr dilemek dinimizin edep kaidesidir.