Kaydet
a- | +A

Buna "Vatanda bir İslâm Şûrası" ismini de verebilirdik. Çünkü beklediğimiz yerlerde toprak vatanlaşıyor. Avrasya İslâm Şûrası 25-28 Temmuz günlerinde İstanbul''dan Avrupa içlerine doğru kilometrelerce uzakta Saraybosna''da yapıldı. Fakat gidip dolaştığımız, konuştuğumuz, türkülerine katıldığımız bu ülke adeta, Bursa''nın bir devamıydı, tepeleri dağları, yer yer dar sokakları, yüzlerce minaresi ancak İstanbul''a yakışır, tarihi sultan camileri, sert dağ havası, terbiyesi, nezaketi ile tam bir Osmanlı vatanı idik. Zaten "Osmanlı, Osmanlı coğrafyası, bizim Vatan" sözleri, konuşmalardan, yazılardan, ağızlardan düşmüyordu. Tarih, an''ane, İslam töreleri, oyunlar, kervansaraylar, çeşmeler, Osmanlı''nın 500 yıl yaşadığı o ülkeyi Sivas kadar bizleştirmişti. Dili tıpatıp bizim olmasa bile, nasıl vazgeçilmez, unutulmaz bir "öz vatan" haline gelmişlerdi anlatamam. Gidip görmeli ve oranın dertlerine de derman olmaya çalışmalıyız. Ağlayan ve ağlatılan bu vatanın güzelliği kadar acısını ve hasretini de duymanın insanı zenginleştireceğini şimdi görünce anlıyoruz. Bu sıcak bu hasretli gurbet duyguları ile bizi saran Bosna''nın İslâmlar arası bir şûra için seçilmesi gerçekten çok yerinde ve zamanında olmuştur. Söylediğim gibi, burası, olsa olsa Üsküp ve Batı Trakya gibi Osmanlı vatanı sıcaklığı ile anlatılabilir. Şûraya gelen yüzlerce din adamı bu yüzden millî ve rûhani bayram heyecanıyla kucaklaştılar. Balkanlar''ın en ücra köşelerinden, Avrasya ötesi taa Moğolistan''dan, Çuvaşistan''dan, Kazak Cumhuriyeti''nden gelen Müslüman din adamlarına, müftülere kadar yüzlerce insanı öz memleket sevincine boğan yüce bir kaynaşma TC yakınlığı sevgisiyle Bosna doldu taştı. Ayrıca Bosna Müslümanlar''ı, sırf Müslüman oldukları için asırlardan beri, insaniyetçi geçinen ve Hz. İsa''nın dinine inancına da yüzde yüz aykırı giden Sırp ve Hırvatlar tarafından korkunç barbarlığın iğrenç hücumlarına uğradılar. Son altı yedi yıldan beri Bosna-Hersek''in Müslüman halkı hâlâ selamet içinde değildir. Hâlâ Hırvat veya Sırp vahşetinden çıkacak bir kıvılcımın yine Avrupa''nın göbeğinde, bütün insanlığı utandıracak vahşetler gösterebileceğinden korkuluyor. Onun için, Diyanet İşleri Başkanımız eski Türk Osmanlı Boşnak vatan ve medeniyetin ahlak zirvesinde görünen Bosna-Hersek''i Avrupa''da yaptığı bu çok anlamlı şûra için bilhassa seçti. Ve artık medeni olması umulan Avrupa''ya 21. yy''ın barış mesajını, Avrupa ortasındaki bu İslâm vatanından gönderiyor. İlimler, efendilikler, mimari güzellikler diyarı Saraybosna şehri işte bu vasıflarıyla mümtazdır. Burada yükselen barış ve sevgi ruhu bence Azerbaycan veya Kazakistan gibi yüzyıldan beri ruhsuz diktanın çilesini çekmiş İslâm ağırlıklı bir Türk beldesinden yapılmalıdır. Şûra''nın şânı Türkiye Cumhuriyeti''nin manevi liderliğini, dünyaya göstermesi bakımından da büyük olmuştur. Müslümanlar''ı birleştirmiş ve bize hasret vatanlarda bir gül gibi açıldıktan sonra Bosna''yı ruhen onarmıştır. Daha sonra yine Kosova veya Batı Trakya gibi ülkelerde de bu şûralar yapılmalıdır. Arnavutluk, Makedonya, Bulgaristan Müslümanlar''ı yeni bir asrın eşiğinde, kendileriyle hemhal olan İslâm cemaatleri şûralarının yardımlaşma, dayanışma, tebrikleşme mutluluğuna kavuşturulmalıdır. Sözün doğrusu biz, Milli varlığımızı yüceltecek olan sağ kanaat yüceliğinden kendimizi boşluğa atmışız. Birtakım boş hayaller uğrunda taklit ve kendimizi inkâr sevdalarına kapılmışız. Bu yüzden öz kardeşlerimizi de Balkanlar ve Orta Avrupa''da, yurtsuz, devletsiz bırakmışız. Hepsini ihmal etmiş, sahipsiz ve çaresiz koymuşuzdur.

Çok şükür ki oralarda bıraktığımız "Evlad-ı Fatihan"ın din aşkı yine de sönmedi. Ama uzun zaman kimsesiz, desteksiz, devletsiz, adaletsiz nâçar bıraktık onları. Bugün işte Bosna''daki 4. Avrasya İslâm Şûrası materyalist görüşlerin etkisi altında, bizi ve Balkan Müslümanlarını ruhsuz bırakan bu ihmallerimize karşı bir pişmanlık ve telafi ümididir. Buna çok haklı olarak "Günah çıkartmak" dahi diyebilirsiniz. Bosna''nın muhteşem salonunda, şûranın ilk günü biterken BM temsilcilerinin ve Katolik, Ortodoks din liderlerinin katılmalarıyla yapılan tarihteyiz şimdi. Orada yeni Türk uyanışının temiz, gayretli siması gibi sevilen muhterem Diyanet İşleri Başkanımız Mehmet Nuri Yılmaz''ın nefis konuşmasından sonra, Saraybosna''nın Müslüman aksakalları gözyaşları içinde mesut olarak aynen: "İkiyüz yıldan beri böyle dualı, barışlı, öz Osmanlı vatanlarında bir toplantıya hasret kalmıştık" dediler. Türkiye Cumuhriyetimiz, kendisini Balkanlar kadar İslâm diyarları ve dünyada da, şahsiyetli vakur ve kendi büyüklüğüne dönüş yüceliğini başaran, böyle bir teşebbüsün şanını bütün İslâm âleminde bir çok şûralarla sonuna kadar yaşatmalıdır.