Türk Edebiyatı Vakfı, Elazığ başkanı, değerli öğretim üyesi ve avukat MEFTUNE GÜLER, yakında kültür kütüphanemize, yeni bir eserle geliyor. Yazdığı kitabın adı: HARPUT EFSANELERİ.
Bu önemli eser, Elazığ Valimiz, sayın Lütfullah Bilgin''in ilhamı ile hazırlanmıştır. Nitekim aynı Vali şehrimizin kültürü, maddi kaynakları, manevi-maddi değerleri din, tasavvuf
ve şiir üstadları üzerinde eserler de hazırlatmıştır.
Öteden beri ilim, şiir, mûsiki, sohbet, yurtseverlik özellikleri ile tanınan Harput''umuz bu eserlerle gerçek kimliğinin yazılı belgelerine kavuşturulmuştur.
İşte Meftûne Güler''in, titiz arayışlarla derlediği, Harput Efsaneleri de şehrimizin, Fırat havasının ve imparatorluklar yaşamış vatanımızın taze zekâ şenliklerinden olacaktır.
Zengin hayaller, şiirler ve nükteler dolu efsanelerin, menkıbelerin, masal, destan, kıssa türünden ürünlerin çok kez şehir bölge ve dünya medeniyet ve kültürlerine ufuklar açtığı bilinmektedir.
İşte ben, hazırlanan bu eseri, öylesine cihanşümûl bir heyecan zevkiyle okudum. Çocukluğumdan beri duyduğum, türkülerin, rivayetlerin inançların kaynaklarındaki, çoğu inanılmış vakalar ve şiirli söylentilerle, yeni anlamlara koşturdu beni.
Vatanın, dilin, aşkın amaç ve sevgi uğrunda ölüme kadar göze alınmış vakaların kaynağında bazen efsaneler bulunur. Bu efsaneler, milletleri, çok kez, tarihten, gerçekten ilimden daha fazla sorarlar.
Dağlarımız, ırmaklarımız, ormanlarımız, toprağımız, çok kez, efsanelerin diliyle konuştular. Onların fısıltıları bizi yüce amaçlara, yararlıklara, götürdü. Yoksul gençliğimin her lütfa hayran güzelliklerini anlatan küçük kitabım EJDERHA TAŞI sevgili anamın tamamiyle inanmış olarak anlattığı bir efsaneye dayanır. Harput''un "Göllübağ" yolunda bir taşın kabartma hayvan görünüşünü yorumlayan bir yakıştırmadır bu.
Okula gitmeden önceki çocukluk yıllarımda, bağımızdan Harput''a yayan yapıldak giderken, şehrin görüldüğü dönemeçte anam, ellerimizden tutarak bizi yol kenarındaki bu Ejderha Taşı''na götürdü. Uzanmış hayvan kabartmaları gibi duran bu taşı, anam, belirli bir korku ifadesiyle anlatırdı. Genç anam, bize:
-Bakın, görüyor musunuz? derdi. Şimdi göründüğünden çok daha heybetli olan bu Ejderha, Şeytanın dürtmesi ile meğer Harput''u bütün insanları ile yutmaya gidiyormuş.
Hele şükür, ağzı dualı, ak sakallı ermiş insanlar varmış da, bu zalim devin büyüsünün bozulup taş kesilmesi için Allaha yalvarmışlar. Rabbim acımaz mı kullarına? İşte bu canavar da şurda gördüğümüz gibi taş kesilirlermiş.
Anamı dinlerken, şu karşıda camileri, kubbeleri, âbideleri ile gün ışığını yansıtan pırıl pırıl Harput''a dalar giderdik... Zalim olduğu için Allah''ın cezasına çarpılarak yere serilmiş o ejderhayı andıran tümseğe de ağlamaklı gözlerle bakardık. Hâlâ da Göllü Bağın oralardan geçerken anamın, efsaneye inanmış sâf duygularla yaşattığı o günlerden kalma ürpermeler hissetmekte olduğuma inanır mısınız?
Harput Efsanelerini okurken, işte öyle hatıra şenlikleri içindeyim. Anamla damdaki yatağımızda sırt üstü uzanarak seyrettiğimiz yayla yıldızlarının maceralarını konuşur, düşünürdük. Uzaktan gelen, maya, türkü sesleri bizi iyiliğe sevdaya çağırırdı. İçimiz büyük emellerle dolardı.
Meftune Hanımın titizce derleyip güzel üslupla anlattığı o küçük efsaneler sanki sevdiklerim yaşarken birlikte dinlediğim bu
şeyleri seyir mi yoksa hayal mi ederdim? Doğrusu bilemiyorum.

