Zaten binbir felâket, ihmal ve kazaya açık olan bir yurdumuz var. Gerçekten "asrın felâketi" denilebilecek son zelzele ile dünyaya insanlığa ve gelecek yüzyıllara bile yeniden ibretler dehşetler saçmaya devam ediyor. Zelzelenin üzerinden iki hafta geçti. Böyle olduğu halde acı haber, izlenim ve hatıralarından geçilmiyor. TV''ler seyredilemiyor, seyrediyorsunuz: Istırap daha da koyulaşarak, uykunuzda, düşüncenizde, sohbetinizde, canına işliyor. Bir münasebetle o huzur şehri Yalova''dan geçtim: Vak''anın dehşeti, TV''lerde görüp olanları dinlemeye, okumaya da benzemiyor. 15 gün sonra bile günahsız bebek, çocuk, genç ihtiyar ceset kokuları vapur iskelelerine kadar vuruyor. Denizin enginlerine kadar burunları gönülleri sızlatıyor. Sahibini hatırlayamadığım bir mısra: "Bazen felâketin de olurmuş hayırlısı" demiş... Kur''ân-ı Kerim adlı Ulu Kitab''ımız dahi felâketin, ıslâh edici, onarıcı ve bazen hayırlı olduğuna dair kıssalarla dolu: Semûd, Âd, Lût, Firavun Tûba kavimleri ve Eykeli''lere âit vakalar şaşılacak müşahedeleri (gözlemler) içeriyor. Bütün bunlar, olmuş vakaları gözler önüne serip sorumlu, ahlâklı, tedbirli olmamızı buyururlar. İşte o kıssalardan, her asrın insanına, bütün asırlar boyu zelzele (âfet) karşısında takınılacak ibretler: Bu anlamda, sonsuz sayıda âyetlerden birkaçını arzedeyim: "O insanlar, bir sıkıntıya düşünce, yan gelip yattığı veya ayakta bulunduğu anlarda bize yalvarıp yakarır. Biz sıkıntılarını giderince ise bize hiç yalvarmamışa dönerler." "Sizi karada denizde yürüten Allah''tır. Bulunduğunuz gemi içindekileri tatlı bir rüzgârla götürürken yolcular neşelenirler. Bir fırtına çıkıp her taraftan dalgalarla sardıkları çepçevre kuşatıldıkları anda ise, Allah''ın dinine sarılarak: ''Bizi bu tehlikeden kurtarana andolsun ki şükredenlerden oluruz'' diye O''na yalvarırlar." Allah onları kurtarınca hemen yeryüzünde haksız yere taşkınlıklara başlarlar. Ey insanlar! Yaptığınız taşkınlık aleyhinizdedir. Sonra dönüşünüz bizedir. Biz de yaptıklarınızı size bildiririz." "İnsanlara bir darlık isabet edince Rablerine dönerek ona yalvarırlar. Sonra, onlara katımızdan bir rahmet tattırınca, bakarsınız ki içlerinde bir grup Rablerine şirk koşup durmaktadırlar." Ve Lokman Sûresinden üç ilâhi öğütü size:
"Oğulcuğum! Namaz kıl iyiliği emret, kötülüğü önle. Başına gelene sabret. Bunlar azmedilmeye değer şeylerdir." "İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Allah, kendini beğenip böbürleneni şüphesiz ki sevmez. "Yürüyüşünde tabiî ol, sesini kıs..." Ne diyeyim, içinde bulunduğumuz âfet karşısında, ebedi bir şifa aradım. Elbette Kur''an''ımıza, Rabbin büyüklüğüne sığındım. Yazıma "Felâketin hayırlısı olur mu" demek için başlamıştım. Elbette ki "hayır ve şer Allahtan''dır." İster dindar, ister inkârcı, ister, dinsiz olunuz bu, inkârı mümkün olmayan amansız gerçektir. Doğrusu şu olsa gerek: Felâketin hayırlısı, bir daha olmaması için Yaradana yalvarmak, başa geldiği zaman ise sabretmesini, ibret almasını, ıslâh olmasını bilecek terbiyeye nail olmaktır.

