Kaydet
a- | +A

Sayın Cumhurbaşkanı Sezer''in geçmişi, tabiatı ve özellikle "Hukukun üstünlüğü" konulu beyanatları milletimizin sevincini artırıyor.

Sayın (eski) Anayasa Mahkemesi başkanımız, çok iyi biliyor ki, dünyanın medeni ülkelerinde demokrasi ve hukuk üstünlüğü sağlanmıştır. Bunu sağlayamayan bütün ülkeler gibi Türkiye''mize de "geri ve ilkel" gözüyle bakılmaktadır. Yine herkes gibi sayın Cumhurbaşkanı da biliyor ki, binlerce yıllık insan hakları ve adalet üstünlüğü olan ülkemiz, bu bakışlara, bu aşağılamalara asla lâyık değildir. O halde, sayın A. Necdet Sezer''i, böyle TBMM çoğunluğu ve halk heyecanları ile devletin başına getiren sebep, Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak, ümitsiz ve karanlık günlerimizde verdiği açılış nutuklarıdır. Dünya kamuoyu da türlü sebeplerle, Türkiye''nin kalkınması, itibar görmesi, AB üyeliğine daha çok yakışması için yenilikleri beklemektedir. O halde, Cumhurbaşkanından istenilen şeylerin başında: Çağdaş hukuk normlarının yeniden tanzimi gelmektedir. Faşizmin ve keyfiliğin pençesine düşen Din ve Vicdan hürriyetlerine gerçekten ve korkusuz baskısız yürürlükler sağlanmalıdır. ....... Kendisi tepeden inme bir darbe başçısı; hırslar, emeller peşinde bir âhirzaman politikacısı veya ömrünü sırf servet ve saltanata adamış bir "İdiâmin" olmadığına göre, ancak milletin Avrupa''nın ve çağın bu dileklerini yerine getirdiği yani vaatlerini tutturduğu zaman saygıdeğer olacaktır. Şimdi, yeni Cumhurbaşkanının ilk konuşmalarında söylediği milletimiz için yaşamaya eşit değerde bir cümleyi dikkatinize sunuyorum: Temel görev olarak "Kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmaması"nı ilân ediyor. Bu gerçekten günümüzde haysiyetli ve muhtaç olduğumuz bir devlet adamı sözüdür. Ancak çok manaya çekilebilecek, kesinliği olmayan "muğlak" bir slogandır. Bugüne kadar halkımızı "irticacı" diye süründürüp, söz hürriyetinden mahrum eden kimseler, kanunlar bunu keyiflerince yürütmüşlerdir. "Laikliği ve bu sözleri çok sık ve rahat kullanarak, tepeden inmecilik, darbecilik yapmışlardır. O halde sayın A.N. Sezer, bugüne kadar teşebbüs, demokrasi ve hukuk üstünlüğünü körletmek için kullanılan bu din yasakçılığını iyi düşünmelidir. Dindara karşı keyfi baskıyı, hatta din düşmanlığı çirkinliklerini iyi hatırlamalıdır.

Bu sözde ilkeleri son derece açık, dünya çapında, hukuk üstünlüğüne uygun yorumlamaya mecburuz. Bunu dünyaca kabul edilen dürüstlük ve kesinliğe kavuşturmadan kullanmamalıyız. Sayın Sezer, hukuk şuuruna inandığı için dünyanın gözü altında olduğunu da unutamaz. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanı, bu söylevini verdiği seçilme gününün ertesinde, Fransa''nın öncü gazetelerinden olan Le Monde: "Dini dışlayan hiçbir ülke Avrupa Birliği''ne giremez" diye yazmıştır. Din vicdan, seyahat, söz, düşünce kanaat hürriyetleri olmayan hiçbir ülke, medenî sayılamayacağına göre, bütün mesele Laikliğin, inanç ve ibadet hürriyetlerinin açık tarifini yapmaktır. Bugüne kadar olduğu gibi, ilkeler ve sloganlarla, 21. asırın bir ülkesi yönetilemez. Laiklik, söz ve düşünce hürriyeti üzerinde görüşlerimizi, sık sık yazacağız. Milletimiz, bizden de bu ahlâkı istiyor.