Elmalılı M. Hamdi Yazır''ın "Hak Dini Kur''an Dili" adlı büyük tefsirini biliyorsunuz. Bu muhteşem eser birkaç yıl önce, İsmail Karaçam, Emin Işık, Nusrettin Bolelli, Abdullah Yücel beylerce sadeleştirildi. Değerli bir gazetemizce yüzbinlerce dağıtıldı. Hocanın mekânı cennet bugünkü dilimize yaklaştıranlardan da Allah Razı olsun... İşte o tefsir benim başucu kitabımdır. Mi''rac''da peygamberimizin zamanlar mekânlar üstü, fizikî kurallar ötesi mûcizesi, Allah huzûrunda, duruşunu hayal etmek... Her kurtuluş ve aydınlığın O''ndan geldiğini her karanlığın O''nun varlığı ile silineceğini bilirim. İşte o sevinçle yaşıyorum olan ve yapılan herşeye tahammül bununla mümkün. Bakara Sûresi''nin 257. ayeti de bunu özetlemiyor mu? "Allah, iman edenlerin velisidir." "Allah iman edenleri, ezelî ilimde iman etmesi kararlaştırılmış olanları sever, onların dostu ve kayırıcısıdır." Onları, hidayeti ve başarılı kılması ile karanlıklardan (zulümâttan) aydınlığa (nura) çıkarır. Burada "zulümât"ın çoğul, "nur"un tekil getirilmesi ne kadar dikkate değerdir. Demek ki dünyada çok "zulmet" (karanlık) vardır. Bütün bu karanlıkları ortadan kaldıracak "nur" (aydınlık) ise, birdir ki, o da; "Allah göklerin ve yerin nurudur." (Nur, 24/35) hükmü gereğince, Hakk''ın nurudur. Herhangi bir konuda Hakk''ın nuru bulunmadı mı insanı her tarafından sayısız karanlıklar kaplar. Hakk''ın nuru ortaya çıkınca da o karanlıklar kalkar. Hakk''ın nuru bulunmadı mı, yerler ve gökler hiç, gündüz gece, güneşler zifir, gözler kör, kulaklar sağır olur; kalpler bin türlü hayal ile buhranlar içinde çırpınır kalır; aranan bulunmaz, ne aranacağı bilinmez; gönüllere kuruntular, acılar, azaplar çöker; çevreyi kuruntular, umacılar (öcüler) kaplar; cinler, şeytanlar, başa toplanır. O zaman insana var olmak bir belâ kesilir de, "Ah keşke ben de bir hiç olsaydım!" diye haykırır.
O sırada herhangi bir sebepten Hakk''ın nuru ortaya çıkıverirse, gökler güler, yıldızlar doğar, baharlar açılır, neşeler, sevinçler sunulur, acılar silinir, sıkıntılar unutulur, gönüller ferahlık ve sevinçle dolar, var olmanın tadı duyulur. Ve zaten işte Hakk''ın nurunun bu bir zevk pırıltısıdır ki, insana: "hayat, hayat!" dedirtir. Bu tadı sonsuza dek sürdürmek isteyen akıllı kimseler de kendini kendine bırakmaktan vazgeçip Hakk''ın nuruna ermek için onun sağlam kulpuna yapışmalıdır. Bilindiği üzere her şeyin ancak bir doğru yönü vardır ve Allah''a ancak o yönden gidilir. Buna karşılık her şeyde batıl yönler sonsuzdur. Mesela bir şey yitirdiniz, o bir yerdedir ve ancak oradadır. O anda bu şey için doğru yön budur. Fakat siz bir kez onu bilmiyor ve hele o yeri bildiğiniz halde, o orada yoktur diye inanmış bulunuyorsanız, oradan başka hangi taraf aklınıza gelse, oralar hep batıl olan yönlerdir, bulamazsınız. Bu bir şeye karşı dünyanın bütün yönleri batıl kesilir. Bu şekilde herhangi bir şeyde bir hak yöne karşılık, sonsuz batıl yönler vardır. Hakk''ın nuru olan marifet doğunca bu karanlıklardan çıkılır. Şu halde karanlıklar çok, nur birdir. Nur (aydınlık) var olmaya, bütün karanlıklar yok olmaya adaydır. Bir varlığa, sonsuz yokluk karşılık olur. Bütün varlıklar üzerinde idareci olan da ancak Allahü Teâlâ''dır. Bunun için Allah''a iman, Hakk''ın nurunun, kuşkusuz (şüphesi olmayan) bilginin, mutlak ferahlığın doğmaya başlaması ve şafağıdır. İman ve marifete karşı veya muhalif olan yokluk, ümitsizlik, küfür, kuşku, kuruntu, sapıklık, cahillik, eksik bilgi, fasıklık, heveslere uyma, terbiyesizlik, nankörlük, ahlâksızlık, haddini bilmemezlik ve benzerleri hep birer karanlıktır.

